Asırlardır Oynanan Oyun: Mescid-i Aksa - Özel Haber

Asırlardır Oynanan Oyun: Mescid-i Aksa - Özel Haber

Yıllardır bilinçli olarak yapılan yanlış bilgilendirme ve yönlerdirme bir çok Müslümanın Mescid-i Aksa’ yı altın renkli kubbesi olan, çini işlemeli bir cami resmiyle hafızalarına kazımasına sebebiyet vermiştir.

Asırlardır Oynanan Oyun: Mescid-i Aksa - Özel Haber

Yıllardır bilinçli olarak yapılan yanlış bilgilendirme ve yönlerdirme bir çok Müslümanın Mescid-i Aksa’ yı altın renkli kubbesi olan, çini işlemeli bir cami resmiyle hafızalarına kazımasına sebebiyet vermiştir.

Arama motorlarına Mescid-i Aksa yazdığınızda, karşınıza ekseriyetle altın renkli kubbesi olan, çini işlemeli bir cami resmi gelir. 
Aslında bu câmî Mescid-i Aksa değil, Kubbetu’s Sahra’dır.

Gerçek Mescid-i Aksa Kubbet-üs Sahra`nın bulunduğu ve Kıble Mescidi’ni de kapsayan içinde kapılar, minareler, mescidler,kubbeler, medreseler, revaklar, kemerler ve çeşmelerin bulunduğu 145 dönümlük bir alandır.

Siyonistler neden bu algıyı oluşturulmaya çalışılmaktadır.

Yavudiler Mescid-i Aksa'nın altında kendileri için kutsal sayılan Süleyman Mabedi ile Musa'nın sandığının bulunduğuna inanır. Onlara göre sandığın içinde eski ahit vardır. Yahudilere göre hem mabed hem de sandığın geri alınması için Mescid-i Aksa'nın yıkılması gerekir. Bu nedenle İsrail yıllardır arkeolojik kazı çalışması altında Mescid-i Aksa'nın altını oymakta, orada tüneller kazarak, kendi kendine yıkılmasını sağlamaya çalışmaktadır.

Yahudiler, 1967 yılındaki savaş sonucunda Kudüs’e tamamen hakim olmalarına rağmen Mescid-i Aksa’yı yıkıp yerine Süleyman Mabedi’ni tekrar inşa etmemişlerdir. Bunun iki nedeni vardır. Bunlardan biri Müslümanların tepkisi, diğeri ve en önemlisi Yahudiliğin Mesihçi karakteridir. Ortodoks Yahudiliğe göre Süleyman Mabedi’nin yeniden inşa edilmesi, Mesih’in gelmesine bağlıdır. Mesihin gelmesinden önce girişilecek böyle bir faaliyet, kimi dinî otoritelerin tepkisini çekecek, din ile devlet karşı karşıya gelecektir. Bu nedenle tamamı olmasa da bazı dini çevreler, şimdilik Süleyman Mabedi’ni yeniden inşa etme teşebbüsünde bulunmaktan kaçınmaktadırlar. Ancak pek çok din adamı yanında siyonistlerin büyük ekseriyeti bu görüşü paylaşmamaktadır


Ağlama Duvarı: Yahudilerin Hz. Süleyman (as)’ın Kudüs’te yaptırdığı Beyt-ül Makdis’ten (Mescid-i Aksa) kaldığına inandıkları ve kutsal kabul ettikleri duvar. Yahudilerin ha-Kotel ha-Ma’aravi (batı duvarı) dedikleri bu duvar, zamanla Hristiyanlığın etkisiyle “Ağlama Duvarı” olarak isimlendirilmiştir. Yaklaşık 485 m. uzunluğunda olan Ağlama Duvarı, toprak seviyesinin üstünde 24 büyük taş sırası ile yer altında kalan 19 taş sırasından meydana gelmektedir. Yüksekliği toprak seviyesinden itibaren 18 m. olup 6 m.’si mabed alanının seviyesini aşmaktadır. Taşlardan bazılarının uzunluğu 12 m., yüksekliği 1 m., ağırlığı ise 1 tondan fazladır

Bugünkü haliyle duvarın en üstünde bulunan 11 sıra, İslami dönemden kalmadır. Geri kalan kısım ise Hz. Süleyman (as) zamanından kalma olmayıp, Herod dönemi mimari özelliklerini taşımaktadır. Kudüs’ün doğu kesiminde Kubbettüs Sahra Camii’nin de bulunduğu Harim-i Şerif’in batı tarafında Tyropean Vadisi’nin kayalık tabanı üzerinde yer alan Ağlama Duvarı, MS I. yüzyıldan itibaren Yahudiler tarafından mukaddes kabul edilmeye başlanmıştır. Yahudilerin önünde ibadet ettikleri bu duvar, Kudüs’ün ve Beyt-i Mukaddes’in yakılıp yıkılışmı, esir olarak Romahlar tarafından başka ülkelere sürülüşlerini anmak, hatıralarını tazeleyip, mabede yeniden kavuşmak ve Yahudi hakimiyetini kurmak hayali içinde dua etmeleri amacıyla kullanılmaktadır. Kudüs İslam hakimiyetine girdikten sonra, Yahudiler serbestçe Kudüs’e girebilmişler, ibadetlerini özgürce yerine getire-bilmişlerdir.

Kubbetu’s Sahra: Mescid-i Aksa’nın kuzeyinde İki önemli yapıdan biri olan Kubbet-üs Sahra   Peygamber Efendimiz’in Mirac’a çıktığı zaman atı (Burak) ile geldiği ve Hz. Muhammed (sav) miraca yükselirken bu kayaya çıktığı yerdir. Sahra kelimesi de kaya anlamına gelir ve Kubbetu’s-Sahra ismi bu kayaya izafeten verilmiştir. 691’de Emevi Halifesi Abdülmelik bin Mervan’ın inşa ettirdiği yapı 1027’deki depremde yıkılınca aynı şekilde yeniden inşa edilmiştir 

Üstü altın kaplı olan Kubbet-üs Sahra Kudüs'ün her yerinden görülür. Bir dönem Kubbet-üs Sahra'yı ele geçiren Haçlılar, burayı kiliseye çevirmişlerdir. Daha sonra Selahaddin Eyyubi, Kudüs'ü fethettikten sonra burayı kilise olmaktan çıkararak, cami olarak ziyarete açmıştır. Bugünkü görünümüne ise Osmanlı padişahları tarafından birçok kez yapılan tamirat ve eklemelerle kavuşturulmuştur. Yüzündeki Çiniler tamamen Osmanlı ürünüdür. 

KUBBET-ÜS SAHRA'NIN İÇİNDE YER ALAN HACER-İ MUALLAK

Kubbet-üs Sahra'nın içinde "Hacer-i Muallak" adlı bir taş yer alır. Muallak taşı "Havada asılı duran kaya" anlamına gelir.

En geniş yeri 18 metre, en dar yeri ise 13,5 metre olan bu taş, Kubbet-üs Sahra'nın tam ortasında yer alır. İçine on bir basamak merdivenle inilebilen bu taşın iç kısmı, yaklaşık 1,5 metre yüksekliğinde boş bir mekândır.

İçeriden tavana bakıldığında havada asılı izlenimi verir, bundan dolayı Hacer-i Muallak olarak anılır. Hacer-i Muallak'a ilişkin iki rivayet var. Rivayetlerden birine göre, Hz. Muhammed (sav) miraca yükselirken bu kayaya basar ve kaya onunla birlikte yükselmeye başlar. Hz. Muhammed (sav) dönüp kayaya "Dur!" der, kaya havada asılı kalır ve kıyamete kadar orada asılı kalacağı söylenir. Diğer bir rivayete göre ise, Hz. İbrahim oğlu İsmail'i kurban etmek için bu kayanın üzerine yatırmıştır.

Kanuni Sultan Süleyman döneminde taşın alt kısmı duvarlarla örülerek korumaya alınmıştır. Bazı Müslümanlar da bu taşın havada durduğunu iddia ederler.

Mescid-i Aksa’nın yani Kudüs’ün en doğusundaki surlarla çevrili alanın en önemli yapısı olan Kubbet-üs Sahra’da yer alan Hacer-i Muallak taşı; kutsal olduğu için Müslümanlar tarafından saygı görür.

Günümüzde Kubbet-üs Sahra’nın ve dolayısıyla Muallak taşının olduğu yerde eskiden Yahudiler için kutsal kabul edilen Kudüs Tapınağı bulunduğu için Yahudiler, günümüzde bu yapıyı yok etmek ve yerine eski ibadethanelerini inşa etmek ister. Bu yüzden de bu bölgenin günümüzde İsrail tarafından işgal ve gözetim altında olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Kıble Mescidi: (Mekke’den) “En uzaktaki cami” anlamına gelmektedir. Hz. Ömer tarafından 638’de camiye dönüştürülmüştür. 1027’de cami şiddetli bir deprem sonucu yıkılınca, 1034’te tekrar yapılmıştır. Haçlılar tarafından kilise olarak kullanılan yapı, Selahaddin Eyyubi Kudüs’ü aldığında tekrar cami olarak açılmıştır.

Mescid-i Aksâ'nın yerinin tesbiti ve planlanması Hz. Davud ile başlar. Ancak Allah mabedin Hz. Süleyman tarafından yapılacağını bildirir (7). Bunun üzerine Davud, oğlu Süleyman'a durumu anlatıp mabedi inşa etmesini emreder ve mabed yapımıyla ilgili bütün malzemeleri ve elemanları ona teslim eder (8).

Çok değerli eşya ile dolu olan Beytülmakdis, Hz. Süleyman'dan sonra zaman zaman istilacıların yağmalama ve yıkımlarına maruz kalmıştır (9). En büyük yıkım Babil Hükümdarı II. Buhtunnasr'ın (Nebukadnezzar) Kudüs'ü üçüncü işgali sırasında olmuş (m.ö. 586). Şehri tamamen tahrip eden Buhtunnasr, yıkılan mabedin kapı ve duvarlarından söktüğü altın kabartmalarla diğer kıymetli eşyayı şehirden topladığı ganimetlerle ve halkın büyük bir kısmıyla beraber Babil'e götürmüştür. Bu şekilde başlayan Babil esaretinin Babil'in Persler tarafından zaptı ile (m.ö. 539) sona ermesinin ardından Kudüs'e dönen Yahudi ileri gelenlerinden Zerubbabel ve arkadaşları mabedi yeniden inşa etmiş (m.ö. 515) ve bu inşaat yirmi beş yıl kadar sürmüştür. Kısa bir süre Partlar'ın hakimiyetine giren Kudüs, m.ö. 37'de Romalıların Yahudi kralı ilan ettikleri I. Herod (Büyük Herod) tarafından yine onların yardımıyla ele geçirilince mabed genişletilerek yeniden yapılmıştır. Bu inşaat Hz. İsa'nın doğumundan yirmi yıl kadar önce başlamış ve onun zamanında da sürmüştür. Günümüzde Yahudilerin ilk Süleyman Mabedi'nin bir bölümü olduğu düşüncesiyle önünde dua ettikleri Ağlama bu mabedin çevre duvarının batıya düşen kısmının kalıntısıdır. Kur'ân'da bahsi geçen, Hz. Zekeriyya'nın ve Meryem'in ibadete çekildikleri odalar da (10) bu binada olmalıdır.

Milattan sonra 70 yılında Titus kumandasındaki Roma ordusunun işgali sırasında hemen hemen tamamen yakılan Kudüs'le birlikte mabed de yıkılmış, şehir Hadrien zamanında (117-138) yeniden imar edilirken Beytülmakdis'in yerine Jüpiter Capitolinus Tapınağı yapılmıştır. Kostantinos'un Hıristiyanlığı kabulünden sonra bu tapınağın yıkıldığı sanılmaktadır.
Hz. Peygamber'in Miraç yolculuğuna çıkmadan önce Müslümanların kıblesi olan Mescid-i Aksâ'ya getirildiği İsra sûresinin ilk âyetinde açıkça belirtilmektedir. Hicret'in ardından buranın kıble oluşu on altı-on yedi ay kadar sürmüştür. Bu durum İslam'da Mescid-i Aksâ'ya verilen değeri göstermekte ve Kudüs'ün ele geçirilmesinden yıllar önce Rasûl-i Ekrem'in söylediği, ibadet ve ziyaret maksadıyla gidilmesi gereken üç mescidden birinin Mescid-i Aksâ (diğerleri Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevî) olduğudur (11).  Bu mescidlerde kılınan namazın kişinin evinde tek başına eda edeceği namazdan elli bin kat daha çok faziletinin bulunduğu (12) yolundaki hadisler bunu pekiştirmektedir. Hz. Ömer, Kudüs'ün anahtarını teslim aldığında kendisi de bizzat çalışarak Mescid-i Aksâ'nın (Süleyman Mabedi) Hıristiyanlık döneminde molozlar altında kalmış olan yerini temizletip Sahra'nın güneyindeki düzlükte cemaate namaz kıldırmış (13), daha sonra da buraya bir mescid yaptırmıştır.

Yakubi'ye dayanan bir rivayette, Mescid-i Aksâ'nın ikinci defa Emevi Halifesi Abdülmelik b. Mervan tarafından Mısır'ın yedi yıllık haracı ile inşa edildiği belirtiliyorsa da 90 - 96 (709-714) yıllarında Mısır valiliği yapan Kurre b. Serik dönemine ait Grekçe divan kayıtlarından binayı yaptıranın I. Velid olduğu anlaşılmaktadır (14). 130'da (747-48) vuku bulan deprem sırasında mescidde büyük hasar meydana gelmiş ve bina ancak Ebû Cafer el-Mansur zamanında (754-775) kapılarındaki altın ve gümüş kaplamalardan para bastırılarak tamir edilebilmiştir. 158'de de (775) yine deprem sebebiyle kısmen yıkılmış ve Mehdi - Billah tarafından yenilenmiştir.

425'te (1034) yine deprem yüzünden harap olan Mescid-i Aksâ, Halife Zahir'in emriyle yeniden yapılırcasına onarılmış, sağ ve sol taraftan dörder nef kaldırılarak bina küçültülmüştür. Haçlı istilasından sonraki Selahaddin-i Eyyubi'nin imarında bu onarım esas alınmıştır. Günümüzdeki binanın büyük bir bölümü de Zahir döneminden kalmadır.

Selahaddin-i Eyyubi Kudüs'ü geri aldığı zaman Mescid-i Aksâ'nın eski haline getirilmesi Kubbetü's Sahra'dan daha fazla emek gerektirmiştir. Halep'te Nureddin Zengi'nin yaptırdığı minber getirilip yerine konulmuştur. 1217-1218 yıllarında Selahaddin'in yeğeni Dimaşk Emiri el-Melikü'l-Muazzam tarafından kuzey cephedeki giriş revakı inşa ettirilmiştir. Mescid-i Aksâ'nın kuzeyinde yer alan şadırvan XIX. yüzyıla aittir.

Memluk ve Osmanlı dönemlerinde birçok defa tamir edilen Mescid-i Aksâ'nın Kanuni Sultan Süleyman tarafından yapılan onarımıyla ilgili kitabesi XIX. yüzyılın sonlarında kaybolmuştur. Yapının 1114'te (1702-1703) Mahmud Efendi tarafından tamir edildiğini belgeleyen kitabe ise caminin batısında yer alan İslam Müzesi'nde (Cami'ul-Megaribe) saklanmaktadır. II. Mahmud'un 1233 (1817-18) tarihli onarımına ait dört kitabeden ikisi günümüzde mevcuttur. II. Abdülhamid tarafından halıları ve kandilleri yenilenen yapıda İngiliz mandası döneminde 1922'den başlayarak gerçekleştirilen geniş kapsamlı onarım çalışmasını Mimar Kemaleddin Bey yönetmiştir.

21 Ağustos 1969 tarihinde fanatik bir Yahudi tarafından çıkarılan yangında kısmen tahribat gören mescidde Nureddin Mahmud Zengi'nin yaptırdığı nefis ahşap minber de yanmıştır. Yangından kurtarılmış olan minberin birkaç tahtası İslam Müzesinde teşhir edilmektedir.

21 Ağustos 1969 tarihinde fanatik bir Yahudi tarafından çıkarılan yangında kısmen tahribat gören mescidde Nureddin Mahmud Zengi'nin yaptırdığı nefis ahşap minber de yanmıştır. Yangından kurtarılmış olan minberin birkaç tahtası İslam Müzesinde teşhir edilmektedir. Yapı sonraki yıllarda aslına uygun biçimde imar edilmişse de Yahudilerle Araplar arasında halen süren çatışmalar sebebiyle zaman zaman yine saldırı ve tahriplere maruz kalmaktadır. Mescid-i Aksâ diğer mescidlerde olduğu gibi medrese hizmeti de vermiştir. Kütüphanesi Selahaddin-i Eyyubi'nin Kudüs'ü tekrar fethinin ardından daha da zenginleştirilmiştir.

Mescid-i Aksâ'nın Bilinmeyenleri


Günümüze kadar Mescid-i Aksa ile ilgili yaşanan olaylar:

  • 21 Ağustos 1969: Denis Ruhan adlı bir Yahudi Mescid-i Aksa’yı kundaklama girişiminde bulundu.
  • Nisan 1980′de Meir Kahane, Mescid-i Aksa’nın bir köşesine patlayıcı madde koyarak patlatmaya çalıştı.
  • 8 Nisan 1982′de bir kez daha Mescid-i Aksa’nın ana girişine patlayıcı madde yerleştirildiyse de cami görevlileri tarafından patlamadan ortaya çıkarıldı.
  • 10 Nisan 1982′de Meir Kahane taraftarlarından bir grup militan, zorla Mescid-i Aksa’ya girmek istedi.
  • 21 Mart 1983′te Mescid-i Aksa’ya gizli bir yoldan girmek için tünel açıldığı tespit edildi.
  • 14 Ocak 1986′da Knesset üyesi bazı parlamenterler askerlerin koruması altında Mescid-i Aksa’ya girmek istediler.
  • 8 Ekim 1990 tarihinde Mescid-i Aksa’ya yönelik saldırıda 30 Filistinli hayatını kaybetti, 800′e yakını yaralandı.
  • İsrail polisinin 10 Ekim 1990'da Mescid-i Aksa'ya Süleyman heykelinin temel taşını yerleştirmeye çalışan Yahudilere karşı çıkan Filistinlilere ateş açması sonucu 21 kişi öldü, 150 kişi yaralandı.
  • İsrail'in Mescid-i Aksa muhitinde yaptığı kazı çalışmaları çerçevesinde 25 Eylül 1996'da Aksa'nın batısındaki Burak Duvarı'na (Ağlama Duvarı) çıkan bir tünel açması, Filistin'de halkın tepkisine neden oldu. Birkaç gün süren olaylarda 63 Filistinli öldürüldü, bin 600 kişi yaralandı.
  • Şaron'un Aksa'nın avlusuna zorla girmesi ikinci intifadayı ateşledi
  • İsrail'in eski Başbakanı Ariel Şaron'un, 2000 yılında yüzlerce korumasıyla Mescid-i Aksa'yı ziyaret etmesi Filistin topraklarında birkaç yıl devam eden ikinci intifadanın ilk kıvılcımı oldu.
  • Bu baskınlara tepki olarak Mescid-i Aksa İslami Vakıflar İdaresi, Müslüman olmayanların Aksa'yı ziyaretlerini yasakladı ve İsrail'in "ziyaretlerin yeniden başlaması" yönündeki taleplerini reddetti. Bunun üzerine 2003'te, İsrail hükümeti, Aksa Vakfı'nın itirazına rağmen Müslüman olmayan turistleri tek taraflı olarak Harem-i Şerif'in avlusuna almaya başladı.
  • Ürdün Vakıflar Bakanlığı'na bağlı Kudüs'teki İslami Vakıflar İdaresi verilerine göre, 2015 yılı içinde 11 bin 472, 2016 yılında yaklaşık 14 bin Yahudi yerleşimci Mescid-i Aksa'nın avlusuna girdi.
  • Bugün ise İsrail Başkentini Kudüs olarak Dünya'ya kabulettirmesi çalışmalarına ABD desteğiyle devam ediyor. İsrail Büyükelçiliği'ni Kudüs'e taşıdı, ABD Başkanı Donald Trump'ın daha önce aldığı karar doğrultusunda ABD'nin Tel Aviv'deki büyükelçiliğini dün resmen Kudüs'e taşıması bölgede infiale yol açtı. İsrail askerleri, Gazze sınırında düzenlenen barışçıl gösterilere gerçek mermilerle müdahale ederek 61 Filistinliyi şehit etti yüzlerce yaralı Filistinli var.

1947'den Günümüze Filistin Toprakları ve İsrailin Başkent Kudüs Hareketı

 

İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şemtop'un erken seçim açıklaması
TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı Mustafa Şemtop'un erken seçim açıklaması
Taklalar atan araçtan sağ çıktılar
Taklalar atan araçtan sağ çıktılar