AHLÂKÎ ÇABA
Hasan Soner Kırkuşu >

AHLÂKÎ ÇABA

Ahlâk, kelime anlamı ile insanın iyi ve kötü olarak vasıflandırılmasına yol açan manevi nitelikli huylara ve bunların etkisiyle ortaya koyduğu iradeli davranışların bütünüdür.

Dinî anlamda ise Yüce Allah'ın, kullarının kendisi vasıtası ile hakka ulaşmaları için peygamberleri aracılığı ile akıl sahibi insanlara tebliğ ettiği, onları dünya ve âhiret mutluluğuna kavuşturan sistem, Allah'ın koyduğu hükümler olarak açıklanmaktadır.

Kelimenin kökeni itibari ile araştırıldığında ise Ahlâk kelimesi, yaratmak ve yaradılış manasına gelen “hılkât” kökünden türetilmiştir. Bu kökten, “halk” ve “hulûk” şeklinde aynı nitelikte iki gövde çıkmaktadır. Birbirinden farklı bu iki kelime insanın iki ayrı yönünü ifade etmektedir. Halk, insanın gözle görülen elle tutulan maddi varlığının yaradılışını; hülûk da, onun huy, karakter, tabiat, seciye, âdet ve davranış gibi ancak basiretle (kalb gözü ile) idrak edilebilen manevî yaradılışını anlatmada kullanılmıştır. İşte bu ikinci kullanışın çoğulundan, “ahlâk” gelmektedir. Bir başka görüşe göre de, “hılkât”in çoğulu “hulûk”, onun çoğulu da “ahlâk”tır. Ahlâk, “manevî yaradılışlar manzumesi” gibi bir anlam taşımaktadır. 

Buraya kadar tanımını ve kökenini açıklamaya çalıştığım "ahlâk" kavramı farkında olmadan her geçen gün toplum hayatımızda yozlaşıp, yıpranan ve kıymet-i harbiyesini yitiren bir kavram olma yolundadır. Her geçen zaman diliminde eksikliğini hissettiğimiz, nerede o eski günler diyerek başlayıp da yâd ettiğimiz günlerin en değerli hazinesidir. 

İnancımızın temelini dayandırdığımız ölçüde bir o kadar millî kültürümüzün de esasını oluşturan, töremizin en sağlam kaidelerindendir ahlâk ve içeriğindeki erdemler silsilesi. Çünkü insanı insan yapan değerler, biz insan neslini diğer canlı türlerinden ayıran en belirgin erdemler bütünüdür ahlâk.

Bu erdemlerdir ki büyüğe saygıyı, küçüğe sevgiyi, alışverişte dürüstlüğü, hakkı kaldırmayı, haksızlığa karşı durmayı, insana insan olduğu için değer vermeyi, hoşgörüyü ve adaleti, onurlu bir yaşamı savunmayı, çevreye ve doğanın tüm olanaklarına bilinçli yaklaşımı ve daha nice güzellik hasletleri içinde barındırır. 

İnsanlık tarihine kısa bir göz gezdirildiğinde görülecektir ki, bu kavramın ve içeriğinde yer alan erdemlerin üstün kabul edildiği hangi medeniyet olursa olsun orada ilerlemenin, gelişmenin, kalkınmışlığın, insanlığın ortak mirasına katkıların izleri bariz bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Anadolu'da yaşamış İyon medeniyetinden tutun da eski Yunan coğrafyası ve ardından Roma dönemindeki fikir ve düşünce dünyasına ait eserlerde, sonrasında ise özellikle Avrupa'daki Endülüs Emevîleri döneminde, Horasan ve Hint coğrafyalarında kurulmuş olan Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklular dönemlerinde, Anadolu topraklarına tarihinin en refah dönemlerini yaşatan Anadolu Selçukluları ve Osmanlı'nın en güçlü dönemlerinde, Avrupa'nın Rönesansı yaşadığı yüzyıllarda hep aynı erdemlerin izlerini görürüz. 

Tarihin en önemli buluş ve icatlarının yaşandığı coğrafyalarda genel anlamda var olan ve egemen olan anlayış insana insan olduğu için saygı duyulması anlayışıdır. İnsanın fikir ve düşüncelerine saygı duyulması anlayışıdır. 

İnsan fikri ve düşüncesinin özgür olduğu bir ortamda bilimsel düşünce yaygınlaşır, insan aklına ve dolayısıyla insana değer verilir, araştıran ve sorgulayan düşünce ortamında ise yenilikler, gelişmeler birbirini takip ederek gerek kişisel gerekse toplumsal refah ortamına, kalkınmış bir toplum modeline ulaşılmış olur. Bu tarz-ı siyaseti benimsemiş ülkeler ise hem ekonomik hem de siyasî güç ve kudretinin zirvelerinde gezinir. 

Gelelim en can alıcı sorularımıza. 

Bizler toplumsal dinamiklerimizde yukarıda bahsetmeye çalıştığım erdemler bütününe sahip miyiz?

İnsanlığın ortak erdemi kabul ettiğimiz ve onurlu yaşamın olmazsa olmazı olan insana saygı erdemine günlük yaşantımızda ne ölçüde şahit oluyoruz?

Her ne olursa olsun hak ve hukukun üstünlüğünü mü yoksa şartlar kendi lehimize döndüğünde üstünlerin hukukunu mu geçerli hale getirmeye çalışıyoruz?

Sosyal ve ekonomik kalkınmada toplumsal ekonomik sınıflar arasındaki makasın açıklığı kabul edilebilir ölçülerde mi, yoksa bu makas her geçen gün açılıyor mu?

En temel ihtiyaçlarımızı giderirken çevreyi koruma anlayışına ne kadar öncelik tanıyoruz?

Çalışma hayatında insanların özlük hakları ile birlikte top yekûn diğer temel insan hakları korunmakta hattâ geliştirilmekte midir?

Tafikte ve diğer toplu yaşam kurallarında ne kadar özenliyiz?

gibi bir çok soruyu cevaplandırmalıyız. Bu sorulara vereceğimiz cevaplarımız ne yöndedir acaba? 

Eğer gerçekten kalkınmış, teknoloji üreten, refah ve mutluluk seviyesi yüksek, gelecek endişesi olmayan, hem kişisel hem de toplumsal psikolojisi sağlam, kendine ve ülkesine güvenen, üyesi bulunduğu ülkenin vatandaşı olmaktan gurur duyan, başta adaletine olmak üzere devletinin sunduğu her türlü hizmete tam bir sadakat duyan, devletine ve milletine her konuda tam destek veren bir toplumsal yapıya kavuşmak istiyorsak önce ahlâki değerlerimizi, erdemlerimizi korumalı ve önemsemeliyiz. İnsanlığın ortak değerleri bağlamında ahlakî prensipler olarak kabul edilen erdemli bir hayatı yaşamalıyız. 

Bunu başarmak çok zor değil. Nasıl mı başarabiliriz? Çok kolay.

Markette, bankamatikte, fatura ödeme noktalarında, otobüs duraklarında beklerken sıra yapmakla ve yapılmasını gözetmekle işe başlayabiliriz meselâ.

İşyerinde çalıştırdığımız insanlara insanca bir ortam sunarak ve sunulmasını sağlayarak da olabilir bu.

Trafiğe yaya veya sürücü olarak katıldığınızda her türlü kurala uyarak veya uyulmasına özen göstererek de olabilir.

Evde aile içi ilişkilerimizde herkese değer verip konuşma hakkı tanıyarak da mümkündür.

Yediğimiz veya içtiğimiz her şeyin ambalajını en yakın çöp kutusuna atarak ve atılmasını sağlayarak da gerçekleştirebiliriz.

Toplu yaşam alanlarında öncelikli olmak üzere her türlü yaşam alanımızda gürültü yapmamaya özen göstererek de olabilir.

Tarttığımız veya bir şekilde sattığımız her türlü mala hiçbir şekilde ayıp, kusur, eksik, hata karıştırmamaya dikkat ederek de başarabiliriz erdemli ve ahlâklı olmayı. 

Biz bunları öncelikle kendi yaşantımızda uygulamalı ve uyulmasını sağlamalıyız. Çünkü ancak ve ancak bu şekilde gelecek nesillere güçlü ve müreffeh bir ülke bırakabiliriz. İşte bu açıdan baktığımızda erdemler ile dolu ahlâklı bir yaşam biçimi bizi maddî ve manevî zirvelere ulaştıracaktır. Bu bir vatan ve millet savunması olduğu kadar büyük insanlık ailesine de hizmettir.

Bunu başardığımızda ne AB'ye ne de başka bir birliğe muhtaç olmadığımızı da göreceğiz. İşte o zaman Türk Standartlarının dünya ölçeğinde standartlar olduğunu savunabiliriz. Ancak o zaman kapıda bekletilen değil kapısında beklenilen oluruz.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
CHP'DEN İSTİFA ETTİ.  AK PARTİYE GEÇTİ
CHP'DEN İSTİFA ETTİ. AK PARTİYE GEÇTİ