ZENGİNLİĞİMİZ - II
Hasan Soner Kırkuşu >

ZENGİNLİĞİMİZ - II

Dünkü yazımda milletimizin iç dünyasının cevherlerini yani zenginliklerini günyüzüne çıkarmak için neler yapabiliriz? sorusunu sormuştum. Ve niye bu zenginliklerimizi bir türlü ortaya çıkaramadığımızı sormuş ardından bir yerlerde hata olduğunu yazmıştım. Bu gün yazıma kaldığım yerden devam etmek istiyorum. 

Neler yapılabilir bu konuda? Her bir bireyin kendi kişilik yapısını , iç dünyasındaki zenginlikleri keşfetmesinde ona nasıl yardımcı olmalıyız, kendini tanıma yolunda eğitim kurumları nasıl rehber vazifesi görmeli ve gelecekte mutlu olabileceği bir hayatı yaşaması için hangi yetenekleri nasıl ortaya çıkarmalıdır?

Öncelikle sözkonusu olan insanın iç dünyasındaki zenginlikleri keşfetmek olduğuna göre, okul dediğimiz formal eğitimden önce, ailenin verdiği eğitimin öneminden bahsetmek gerekir.

Aile kavramı, küçük yaştan itibaren çocukların karakter ve kişiliklerinin oluşmasında, ahlâki değer yargıları ile tutum ve becerilerin kazandırılmasında, özgüven, sadakât, doğruluk, merhamet, iyiniyet, hoşgörü gibi toplumsal kabul yargılarının temelinin atılmasında çok önemlidir.

İyi bir aile eğitiminden geçmiş, okul eğitimine hazır duruma gelmiş, yeterli bir gelişim ve olgunluk sergilemiş bir çocuk sahibi olabilmek için öncelikle ailelerin bilinçli olması gerekiyor.

Ailede çocuğun yetişmesinden sorumlu olan herkesin, çocuk için rol model olduğunun bilincinde olması gerekiyor. Bununla ilgili olarak küçük ancak ciddî bir eğitim, bu alanlarda yazılmış kitapların takip edilmesi elbette çok önemlidir.

Ancak devletin de bu konuda sorumlulukları olduğunu unutmamak gerekir. Devletin, çocuğun bakımından, yetişmesinden, eğitiminden sorumlu olan kişilere yardımcı olması gerekiyor. Devletin öncelikli olarak çalışma hayatında, özlük hakları dediğimiz hakların kullanılıp kullanılamadığını çok iyi takip etmesi ve denetlemesi gerekiyor.

Anne babaların çocuklarıyla ilgilenebilmelerini ve kaliteli zaman geçirebilmelerini sağlamak için gerekli tedbirleri alması gereken devlettir. Sadece al şu çocuk parasını, bakıcı yardımını, süt iznini, babalık iznini, evine git ve çocuğunla ilgilen demekle, bunları kanunlarda yazılı hale getirmekle olmuyor. Her anne-babanın veya bakıcının çocuk yetiştirme becerisini geliştirmeye yönelik zorunlu eğitimlerden geçmesini de sağlamak gerekiyor. Hattâ gerekirse bu eğitimlerden geçmeleri karşılığında bu özlük haklarından yararlanabilmenin zeminini hazırlamak gerekiyor. Çünkü o çocuk ne kadar sağlıklı bir ortamda büyürse gelecekte topluma da o kadar faydalı olacak ve yarın öbür gün bu çocuklar büyüdüklerinde kendi çocuklarını da daha iyi bir ortamda yetiştirmenin gayreti içine girecektir.

Peki ailesinden sonra insan hayatında önemli bir yere sahip olan eğitim kurumlarının, insanın iç dünyasındaki zenginlikleri ortaya çıkarma konusundaki, sorumlulukları nelerdir?

Öncelikle eğitim kurumlarına teslim edilen ve bu kurumlara emanet edilen her bir bireyin okul öncesi eğitimden başlamak üzere kişilik, karakter, ilgi alanları, yetenekleri, istekleri, beklentileri sürekli olarak ciddî bir şekilde takip edilmelidir. Bu konuda da öğretmene gerek müfredatın sadeleştirilmesi, gerek uygun sınıf ortamlarının oluşturulması, gerek uzman yardımının sağlanması noktasında yardımcı olunmalıdır. Öğretmenin de nihayetinde bir insan olduğunu unutmamalıyız, öğretmeni işini yaparken rahatlatmalı ve mesleğine, vereceği kararlara itibar etmeliyiz, öğretmenlik mesleğinin saygın bir meslek olduğunu hatırdan çıkarmamalıyız.

Öğretmenleri ve eğitim kurumlarını, çocuk ve gençlerimizin yeteneklerini keşfetme noktasında müfredat ve haftalık ders saat sayıları bakımından olduğu kadar her türlü fizikî altyapısı oluşturulmuş binalarla, donanımlarla desteklemeliyiz. Eğitimcilerimizi yaptıkları bu hayati görev sırasında aynı zamanda yetkilendirmeliyiz. Çocukların bir üst öğrenimlere yönlendirilmesinde öğretmenlerin ve okulun tutacağı her türlü raporun, testin, tutanağın, değerlendirmenin, takip cetvellerinin dikkate alınmasını sağlamalı ve bunu yasal bir zemine oturtmalıyız.

Öğrencilerin her birinin ayrı bir değer ve ayrı bir kişilik yapısında olduğu gerçeğinden hareketle, herbir öğrencinin ilgi, yetenek ve beklentilerine uygun bir şekilde hazırlanmış farklı müfredat programları uygulamasını gerçekleştirmeli ve üst öğrenimlere yönlendirilmesini bu şekilde yapmalıyız. Tüm bunları yaparken elbette veliyi de sürece katmalı ancak yetkiyi bu konuda uzman kabul ettiğimiz eğitimcilere bırakmalıyız.

Peki gerek bireysel gerekse toplumsal huzur ve mutluluğumuz için insanımızın her türlü yetenek ve zekâsını keşfedebilmemiz için sorumluluk sadece aile ve okulda mıdır? Sorumluluk sadece devletin midir? Tabiki hayır.

Sivil toplum kuruluşları da, iş dünyası da, basını ve medyası da, sanat ve spor dünyası da bu taşın altına elini atmalıdır. Öyle göstermelik değil, belirleyecekleri şirket politikaları ile, ayıracakları ciddî finansmanları ile bu işe bu davaya  hizmet etmeliler. Çünkü neticede ortaya çıkacak zenginlikten herkes nasiplenecek, pastadan herkes payını alacaktır.

Kabaca izah etmeye çalıştığım bu maddî ve manevî zenginliğimizi ortaya çıkarma meselemiz, kanımca bizim en büyük ve en öncelikli meselemizdir. Bu konuda iyi niyetle adımlar atıldığının da farkındayım ancak bu konuda çok zaman kaybettiğimizi, çok yavaş hareket ettiğimizi ve çok geç kaldığımızı da görüyorum.

Zaman zaman bir takım ideolojik ve siyasi hırslara, ihtiraslara kapılmamız, hamasî duygularla hareket etmemiz, aklı ve bilimi göz ardı etmemiz bizi bu konuda geciktirmektedir. Bir an önce bu tavırlardan da vazgeçerek günü kurtaran, kısa vadeli plân ve programlarla hareket etmekten uzak durmamız gerekiyor. Çünkü insana yapılan her türlü yatırım uzun vadeli yatırımdır ve ülkemize yapılan yatırımdır.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI