YUNUS OLMAK
Hasan Soner Kırkuşu >

YUNUS OLMAK

Eskiden dervişler kemâle ermek için ‘sabır' imtihanından geçermiş. Hepimizin çok iyi bildiği Yunus Emre de, Tapduk Emre'nin dergâhına, dile kolay sabırla tam kırk yıl odun taşımış. Öyle bir sabırla ve öylesine bir doğrulukla hizmet etmiş ki dergâha  Derviş Yunus , bir güne bir gün tek bir eğri odunu dahi sokmamış o dergâhın kapısından. Ama yıllar sonra her nasılsa nefsine aldanmış Yunus ve dergâhtan nasiplenemediğini düşünerek, inzivaya çekilebileceği yeni bir yer aramaya başlamış. Vermiş kendini yollara. Derken iki dervişle karşılaşır Miskin Yunus ve onlarla kalır bir müddet. Acıktıklarında önce birinin sonra diğerinin duasıyla ve kerametiyle Allah katından gönderilen sofrayla rızıklanırlar.

Sıra gelir bizim Yunus'a. Yunus Emre diğer iki dervişe dönerek ;

- Duam kabul olmaz sizin gibi,

  Benden beklemeyin kerameti , der.

Fakat ne olsa beğenirsiniz. Yunus’un duasından sonra o güne kadar Allah katından gönderilen sofraların iki misli ziyafet lütfedilir. Dervişler afiyetle yemeklerini yedikten sonra bunun kerametini öğrenmek isterler, kimi vesile kılıp dua ettiğini sorarlar Yunus'a. Yunus ise önce onların söylemesini ister dualarında kimi vesile ettiklerini. Bunun üzerine her iki dervişte der ki;

- Biz vesile ettik Derviş Yunus'u,

  Duamız onsuz olmazdı doğrusu.

Yunus o anda anlar hatasını, oysa bu ilk değildir. Yıllar yıllar önce yine nefsine aldanıp kavuşmak varken Hacı Bektaş’ın himmetine, gaflete gelip bir çuval buğdayda ısrar etmişti. O zaman da pişman olup geri dönmüştü yarı yoldan. Tapduk Emre’yi de bu vesileyle bulmuştu. Şimdi nasıl oldu da tekrar nefsine aldanmıştı.

Neyse Miskin Yunus, Tapduk Emre'nin dergâhında alır soluğu . Anlar gerçeği, yine de kerameti kendinden bilmez, bekler sabırla mürşidini sabaha kadar kapısının eşiğinde. Bekler ki sabah olsun ve özür dilesin mürşidinden. Allahtan, mürşidi hatırlar ‘Bizim Yunusu' da rahatlar birdenbire ve bir daha aldanmaz nefsine.

Rivayet böyledir, doğru mudur bilinmez ama bu kıssadan hissede esasen Yunus'u Yunus yapan tertemiz yüreği ve sabrı olmuştur.

Sabır. Çok büyük bir erdemdir. Ancak günümüzde bunun ne kadar farkındayız acaba. Bir bakalım kendimize. Çevremizde olan bitenlere karşı acaba ne kadar sabırla yaklaşıyoruz, ne derece ölçülü davranabiliyoruz. Dilimizi ne kadar tutabiliyoruz.

Örneğin komşumuzun bir kusuruna şahit olduğumuzda, çalışma arkadaşımızın bir eksiğini gördüğümüzde, bize hizmet veren bir devlet görevlisinin hatasını farkettiğimizde, trafikte bir ihlâl ile karşılaştığımızda yaptıklarımızı, ettiklerimizi bir düşünelim. Eğer bu ve buna benzer durumlarda son söylenecek lâfı daha ilk başta söylüyorsak, düşmana söylemeyeceğimizi, güya ‘içim dışım birdir’  kılıfına uydurup, dostumuza söylemekten çekinmiyorsak, dilimizin kemiği yoksa, ağzımızdan çıkanı kulağımız duymuyorsa biz sabırsızız demektir.

Bu sabırsızlık çağımızın rahatsızlığı durumuna geldi neredeyse. Öyle bir rahatsızlık ki, kırk yıllık dost ve akrabaları birbirine düşürür oldu, büyükleri saydırmaz küçükleri ise sevdirmez hale getirdi, hırslanmaya, kıskanmaya, fesatçılığa, dedikoduculuğa, kavgalara, cinayetlere sebep oldu.

Teknolojinin hızlı ilerlemesinin ve belki de son elli yılın bilgisayar dünyasının bizi ulaştırdığı noktanın kaçınılmaz sonucu olarak bakabiliriz buna. Çünkü herşeyden önce bilgi, eski devirlere göre o kadar hızlı dolaşıyor ki dünyada ve o kadar hızlı değişime uğruyor ki eskiye göre, yeniye yetişebilmek mümkün değil adeta. Herşeyin çok çabuk değiştiği, yenilendiği veya eskidiği bir dünyada  insanların  beklemeye tahammülü eskisi kadar değil elbet. Bunu gözardı etmemek gerekir.

Ancak kimi zaman da ukâlalıktan ileri geliyor bu sabırsızlık. Çok bildiğini zannedip hiçbirsey bilmeyenler de sabırsız olabiliyorlar. Bunlar hem kendilerine hem de muhataplarına hayatı zehir ediyorlar. Oysa bir bilebilseler bu ukâlalar, bu dünyada bildikleri bilmediklerinin yanında bir hiç hükmündedir. O zaman zaten bir mesele kalmayacak ancak onlardan bunu beklemek boş bir gayretten öte gitmez. Onlara doğruyu anlatmak, deveye hendek atlatmaktan daha güç ne yazık ki.

Sabırsızlığın bir sebebi de istek ve arzuların, beklentilerin eskiye nazaran çok çeşitlenmesi ve yenilenmesidir. Alternatifler o kadar çoğaldı ki elde ettiğimizi sandığımız bir nimetin veya ulaştığımızı sandığımız bir amacın ardından hemen bir yenisi ile karşı karşıya kalıyoruz ve tekrar kendimizi yeniden elde etme uğraşısı içinde buluyoruz.  Bunun adına doyumsuzluk da denilebilir. Üstelik bir gün yirmi dört saatten ibaret olduğuna göre bir diğer taraftan zamanla da yarışır duruma düşüyoruz farkında olmadan.

Sonuç mu. Sonuçta bir sürü kalbi kırık insan, haksızlığa uğramış, iftiraya kurban gitmiş, yalan yere işinden gücünden olmuş, makam ve mevkiinden edilmiş, sürgüne gönderilmiş, hapislerde çürümüş, toprak altına gitmiş insanlar karşımıza çıkıyor.

Çaresi mi. Çare Yunus olmak, Miskin Yunus olmayı başarmak, çiğ iken pişmektir.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı