YILDIZLARI GÖREBİLMEK
Hasan Soner Kırkuşu >

YILDIZLARI GÖREBİLMEK

Giderek daralan referandum sürecinde kararını belirlemiş olanlar ile birlikte henüz daha kararını belirlememiş olanlarımızın olduğu bir gerçek. Yapılan anketlerde de bu kendini belli etmektedir. Kararsızlar olarak adlandırabileceğimiz bu kişilerin toplam seçmen içindeki payının yaklaşık %10 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Bu oran, sonucu belirleyebilecek bir çoğunluğa karşılık geliyor. Çünkü anlaşılan o ki, evet ile hayır oranları farklı anketlerde birbirine çok yakın veya birbirini az bir farkla geçmektedir. Dolayısıyla sonucu belirleyecek olanın, kararsızların 16 Nisan günü ortaya koyacakları iradeye bağlı olduğu gün gibi ortadadır.

Peki kararsız dediğimiz seçmen kitlesi neden halâ kararını bir türlü belirleyememiştir? Bir türlü cevap bulamadıkları sorular nelerdir? Evet veya Hayır çıktığındaki endişeleri nelerdir?

Henüz kararını verememiş olanlara yardımcı olabilmek adına sürecin nasıl başladığını kısaca hatırlayalım. Hepimizin de bildiği gibi 15 Temmuz sonrası MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ‘fiili durumu anayasal bir zemine oturtmak’ ve kalkışma sonrası ciddi olarak hissedilen beka sorunumuza çare olabilmek için ‘Başkanlık Sistemi’nin tartışmaya açılması gerektiğini dile getirmiş ve konuyla ilgili olarak başta iktidar partisi AKP olmak üzere meclisteki tüm partilerin gereğini yapmasını ifade etmişti.

Ardından TBMM’ndeki anayasa değişikliği tartışmaları sırasında yaşananları da hatırlıyoruz. Kavgaları, protestoları, yumruklaşmaları derken 18 maddelik anayasa değişikliği ile ilgili referandum sürecine gelinmiş oldu.

Gelinen süreçte görünen odur ki, mecliste koltukları bulunan AKP ve MHP’nin genel merkezleri ‘Evet’i savunmakta, CHP ve HDP’nin genel merkezleri ise ‘Hayır’ı savunmakta, halktan bu konuda destek beklemektedirler.

Hem ‘Evet’çilerin hem de ‘Hayır’cıların mevcut sistemin problemleri olduğu konusunda ortak bir noktaya sahip olduklarını ise tespit etmeden geçmeyelim. Farklı noktalarda yer almalarının nedeni ise, mevcut sistemde hissettikleri probleme karşı ürettikleri çözümün farklı olmasından başka bir şey değil.

‘Evet’i savunanlar, mevcut parlamenter sistemin kendisinin sorunlu olduğunu ve herşeyden önce ‘çift başlılığa’ neden olduğunu savunmaktadırlar. Onlara göre geçmişten gelen bu sorun, parlamenter sistem revize edilerek yani geçmişin yöntemleriyle ortadan kaldırılamaz. Geçmişten gelen bu sorun ancak ve ancak günümüzün yöntemleriyle giderilebilir, günümüzün sorununu geçmişin çözümleriyle çözmek mümkün değildir. Bize yeni bir sistem gerekiyor ve o da ‘Başkanlık Sistemi’dir.

‘Hayır’ı savunanlar ise ‘Değişime’ karşı olmadıklarını ancak bu değişimin parlamenter sistemin revize edilerek gerçekleştirilmesinin yeterli olduğunu savunmaktadırlar. ‘Başkanlık Sistemi’nin ‘Tek Adam Yönetimine’ neden olacağını ve asıl böylesi bir durumun bizi geçmişe götüreceğini düşünmektedirler.

Dikkat edilirse ‘Evetçiler’ de ‘Hayırcılar’ da esasen şu konuda hem fikirdirler. O da değişmeyen tek şeyin değişim olmasıdır.

Ancak her iki düşünceyi savunanların değişimden beklentilerinin farklı olduğu da açıkça ortada.

Evetçiler ‘Başkanlık Sistemi’nin çift başlılığı ortadan kaldıracağını, böylece devletin işleyişinin rahatlayacağını, karar alma noktasında daha hızlı hareket edileceğini, ülkenin ve milletin gelişmesinin önündeki engellerin daha çabuk aşılabileceğini düşünmekte.  Hayırcılar ise ‘Başkanlık Sistemi’nin ‘Tek Adam Yönetimine’ sebep olarak nicelikteki bu azalmanın nitelikte de azalmaya sebep olacağını, kalkışma sonrası hissedilen beka sorununun azalmayıp artacağını, bunun yerine parlamenter sistemin aksaklıklarının revize edilmesinin yeterli olacağını dile getirmekte.

Victor Hugo’nun meşhur bir sözü vardır: “Zamanı gelmiş bir fikirden daha güçlü bir şey yoktur.”

Acaba hangi taraf zamanı gelmiş bir fikri savunmaktadır? İşte kararsızları kararsız yapan asıl can alıcı soru bence budur.

Evetçiler, mademki değişim istiyoruz öyleyse neden eskiyi tekrar edelim ki diyorken; Hayırcılar, yeni diye iddia edilen ‘Başkanlık Sistemi’nin tekçiliğe neden olacağını, tekçiliğin ise değişimin ve gelişimin önündeki asıl engel olduğunu düşünüyor.

Bu farklı fikirler zaman zaman alevli tartışmalara ve beklenmeyen manzaralara da sebep oluyor. Fakat neticede her iki düşünce de farklılıklarımızı yansıtıyor. Farklılıklardan korkmamak gerekir. Önemli olan bu farklılıkları zenginlik bilmek bu fikir ve düşünce zenginliğini ülkemizin kalkınması ve güçlenmesi için bir fırsat olarak görmektir. O nedenle her iki tarafın da birbirlerine tahammül etmesi ve medeni bir ortamın oluşması için zemin hazırlaması gerekiyor. Farklı fikirlerin çatışması daha güzel, daha münbit bir fikir ortamının yeşermesine neden olacaktır.

Bence iyisiyle ve kötüsüyle süreci elimizden geldiği kadar sağlıklı yürütebildiğimiz müddetçe, hiçbir fikri dışlamayıp bütün bu çabaları fikri gelişmemiz için bir vesile olarak gördüğümüz sürece her şeyin olumlu olacağına şahit olacağız. Bunu görebilmemiz için tek yapmamız gereken herkesin özgürlük alanını daha da genişletmek, başka da birşey değil. Çünkü yeni ve geniş açılı fikirler ancak ve ancak geniş özgürlük alanlarında ortaya çıkarlar.

Kendi doğrularımızın tek doğru olmadığının farkında olmalıyız. Aksi halde kendimizi gökyüzündeki güneş gibi görmeye başlarız. Benim veyahut bizim düşüncelerimiz olmazsa her yer kararır yaklaşımından uzak durmalıyız. Unutulmamalıdır ki yıldızları ancak güneş olmadığında görebiliriz. 

Bu güzelliği yakaladığımızda kararsızlarımızın da artık kararlarını rahatça verebileceklerini düşünüyorum.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI