İSRAF ETMEYİN ‘ISRAF' EDİN...
Hasan Soner Kırkuşu >

İSRAF ETMEYİN ‘ISRAF' EDİN...

Tasarruflu yaşama  kültürüne sahip olmak bireysel olduğu ölçüde toplumsal öneme de sahip bir yaşam  biçimidir. Hiçbir şeyin sonsuz olmadığı şu dünyada, iktisat biliminin temel felsefesinin kıt kaynakları yönetme üzerine kurulu olduğunu düşünürsek, tasarruflu yaşamanın önemine bir kez daha vakıf oluruz.

İsraf etmeden, az kaynaklarla geçinebilmenin en güzel örneklerini eskilerde görmüşüzdür. Dedeler, ananeler, babannelerimizin dönemlerini hatırlayalım. Onların kuşağı, cumhuriyetin ilk ya da ikinci kuşağıdır. Dolayısıyla henüz daha 1.Dünya Savaşı’nın ağır faturalarının ödenmediği, yetmiyormuş gibi 2.Dünya savaşının sebep olduğu kıtlık şartlarının yaşandığı dönemlerdir onların dönemi. O dönemlerin zor şartlarını kavradığımızda, tasarruflu yaşamın adeta zorunluluğa dönüştüğünün de farkına varabiliriz.

O dönemler giyeceklerin nesilden nesile kullanıldığı, yiyecek artıklarının atılmadığı, yeni yemeklere katıldığı dönemlerdi. Ev eşyaları evladiyelik kullanılırdı, ayakkabılar tamir edilir, çoraplar, ceketler yamanırdı.Ekmeğin, peynirin, zeytinin katık edildiği, her türlü teneke ve kutunun saksı olarak değerlendirildiği, insanların birbirine yardımcı olduğu, tarlaların, bağların, bahçelerin imeceyle hasat edildiği dönemlerdi.

Miş’li geçmiş zamandan bahsederken birdenbire di’li geçmiş zamanda bahsettiğimin farkındayım. Çünkü o dönemlere kıyısından köşesinden yetiştik sayıyorum kendimi. Zor olduğu kadar o güzellikleri tatmanın bahtiyarlığı var kendimde. Çünkü birçok şeyin kıt olduğu o dönemler, kendi içinde yardımlaşma, dayanışma, aç açığı gözetme, şükretme, sabretme, yemek yediğin kapıya ihanet etmeme, çevrendekileri koruma, kollama, gözetme gibi erdemleri de ortaya çıkardığı dönemlerdi.

O dönemlere yetişmekle tasarruf kültürünün, toplumda birlik ve beraberlik duygusunu da pekiştirdiğini yaşayarak görmüş olduk. İyiki de gördük. En azından birlik ve beraberlik adına anlatabileceğimiz, paylaşabileceğimiz tecrübemiz var diyebiliyoruz.

Özellikle 80’li yıllarla birlikte, ülkemizde teknolojinin daha hızlı ve hissedilir bir şekilde yaygınlaşmasıyla, ülkemizin küresel dünyaya her zamankinden daha fazla entegre olmaya başlamasıyla yaşam biçimimiz, hayata bakış açılarımız da aynı hızla değişmeye başladı. Daha fazla tüketen, daha fazla bencilleşen, daha fazla yalnızlaşan, israf eden bir toplum yapısına dönüştük. Şimdilerde bizim nesil de dahil olmak üzere yeni neslin tamamı tüketim toplumu özelliklerini yansıtıyoruz.

Herşeyi çok çabuk tüketiyoruz, eskitiyoruz ve bir çırpıda kenara atıyoruz. Tasarruflu yaşama kültürünün yerinde neredeyse yeller esiyor.

Sadece yediklerimizi, giydiklerimizi, kullandığımız eşyaları değil arkadaşlıklarımızı, dostluklarımızı, komşuluklarımızı, evliliklerimizi de çok çabuk tüketir olduk. O kadar hoyratça ve umarsızca yaşıyoruz ki... Birbirimize göstermemiz gereken saygıyı, sevgiyi, nezaketi, arkadaşlığı, gülümsemeyi, cömertliği sakınır olduk, birbirimizden esirger olduk. Bu erdemleri de israf eder olduk. Kime, nerede, nasıl, ne kadar, ne zaman sergileyeceğimizi düşünmeden bütün güzel huylarımızı da israf eder olduk. Bu kimi zaman sırf bir çıkar uğruna, kimi zaman anlık heves ve arzularımız için, ama iyi niyetle ama çok şey bildiğimizi zannederek güzel yönlerimizi de tüketir olduk.

Fakat bir şey dikkatimi çekiyor. Vatanperver ve milletperver hassasiyetlerimiz dimdik ayakta ve en az ecdadımız kadar diri. Bu konuda müsterih olabiliriz. Ancak birşey daha dikkatimi çekiyor ve ister istemez beni ürkütüyor ve endişelendiriyor. Ya bir oyun oynanıyor ya da benimki komplo teorisi.

Beni endişelendiren, referandum gibi sadece fikirlerimizin tartışması gerektiği bir ortamda kişiliklerimizi ve değerlerimizi, vatan ve millet sevgimizi tartışır, sorgular hale geldik. Bu hassas konularda birbirimizi yıpratır ve haksız yaftalamalarla yaftalar olduk.

Yalnız bu defa dikkatli olmak gerekiyor. Bu israf hiçbirşeye benzemez, sırf siyasî hırs ve ihtiraslarımız uğruna birbirimizi harcamaya, tüketmeye başlarsak asıl en büyük israfı yapmış oluruz. Nice sıkıntılara katlanan, uğrunda malını, canını fedâ etmekten geri durmamış atalarımız bu vatanı ve milleti bize hoyratça kullanalım, tüketelim sonra da bir kenara atalım diye bırakmadılar. 

Tüketim çılgınlığı ama, bu da bir yere kadar demek ve bir noktada durmak lâzım.

Hiç olmazsa bu konuda israf etmeyelim ‘ısraf’ edelim.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI