KÜRESEL SENARYO ve MİLLÎ ÇIKARLARIMIZ
Hasan Soner Kırkuşu >

KÜRESEL SENARYO ve MİLLÎ ÇIKARLARIMIZ

Türkiye, Suriye konusunda en başından beri mazlumun yanında olduğunu açıklamıştı. Mazlum olarak gördüğü muhalif güçlere zaman zaman destek verdi. Öncelikli olarak Esad’ın gitmesi yönünde tavrını koymuştu. Suriye politikasında ABD başta olmak üzere diğer güçlerden destek bekledi, uluslararası platformda ise BM’den gereğini yapmasını dile getirdi.

Ancak Dünya’nın her zaman olduğu gibi Suriye konusunda da hızlı hareket etmediğini gördük, tüm dünyanın gözü önünde binlerce Suriyelinin ölümüne seyirci kalındığına, buna dur demeye çalışan Türkiye’nin yine bu sürecin en başından itibaren dile getirdiği güvenli bölge teklifine kulak tıkandığına şahit olduk.

Suriye’de başlayan iç savaşın ardından önce birkaç bin kişi ile başlayan sığınmacı problemi kısa sürede yüzbinlere sonraları ise milyonlara varan rakamlara ulaştı. Ülkesine en fazla sayıda sığınmacı kabul eden Türkiye, bu durumu da uluslararası toplantılarda sürekli bir şekilde dile getirip konuyla ilgili olarak her defasında ‘Güvenli Bölge’ teklifini açıkladı.

Üstelik zaman geçtikçe durumdan nemalanmaya çalışan Barzani ve destekçileri Akdeniz’e açılan bir koridor oluşturma çabası içine girmeye başladı. Aynı zamanda Işid denilen kanlı terör örgütü sahneye çıktı ve birdenbire dünya tarihinin belki de en zengin terör örgütü konumuna geldi, Suriye’nin karışmasını fırsat bilen ülkemiz içindeki bir takım hainler ise Işid ile kolkola girip saldırılar, patlamalar ve türlü tezgâhlar başladı. Hendek siyaseti güdüldü, Rusya ile kriz yaşandı, askerimize ve polisimize haince saldırılar düzenlendi. Tüm bunlar yaşanırken Ege kıyalarına Alyan bebekler vurmaya devam ediyordu.

Avrupa’sı, Amerika’sı, Çin’i, Rusya’sı, İran’ı ne yaptı tüm bunlar yaşanırken. Kaç tane sığınmacı kabul ettiler? Bölgedeki yangını söndürmek için ciddî anlamda ne yapıldı? Güvenli bir bölge oluşturulmasına destek oldular mı? Tabiki hayır. Türkiye, hep yalnız bırakıldı. Sadece sırf kendi ülke ekonomilerini korumak amacıyla, mülteci sorununa yönelik, Türkiye’ye fon aktarma konusunda bir anlaşmaya varıldı. Üstelik bu anlaşmaya rağmen verdikleri sözleri tutmadıkları da ortadadır. Türkiye o kadar yalnızlaştırıldı ki, 15 Temmuz kalkışmasında meclisimiz bombalanmasına, yüzlerce kişi hayatını kaybetmesine rağmen demokrasi naraları atan ülkelerden kayda değer bir destek göremedik.

6 yıldır olan bitene sabreden Türkiye, sınır güvenliğini sağlamak maksadıyla ve güneyinde oluşabilecek bir Pkk koridorunu engellemek amacıyla Fırat Kalkanı Harekâtı’nı başlatmak zorunda kaldı. Bu arada şunu da tespit edelim, bu harekâtın çok geç başlamasında en büyük nedenlerden biri de ne yazık ki şu anki Türk hükûmetinin ideolojik temelinde olmayan milliyetçi anlayışa çok geç sahip çıkması olmuştur. Her neyse, zararın neresinden dönülürse kârdır denilerek başlatılan bu harekât ile yıllardır dünyanın süper güçleri tarafından dahi bir türlü tepelenemeyen Işid terör örgütününTürk ordusu tarafından tepelendiğini gördük. Rusya ve İran’ın da desteğini alan Türkiye, diplomatik adımlar da atarak Astana ve Cenevre süreçleri ile bölgedeki yangını söndürmeye tam da yaklaşmışken Iblid’te Suriye rejiminin yaptığı iddia edilen kimyasal saldırı ile karşı karşıya kaldık.

Şimdilerde ABD, tekrar bölgeye geri dönmüş ve sopasını çıkarmış görünüyor. Görüntüye baktığımızda füzeler ile Esad’a ders vermeye çalışıyor. Yapılan açıklamaya bakılırsa, bu ders tek seferlik. Peki neden tek seferlik? Çünkü, kimyasal silah kullanılarak katliam yapılmış, mış, mış, mış…

ABD'nin bu açıklaması şu anlama geliyor, öldür ama kimyasal silâh kullanarak öldürme, tankla öldür, topla öldür, uzun namlulu silâhla öldür, uçaklarınla bombala, ordunla yerle bir et ama ne olur kimyasal kullanma. Kimyasal kullanırsan kızarım. Yine tüm insanlığın aklıyla oyun oynanmıyor mu?

Aynı filmi daha önce defalarca izlemedik mi sizce?

Kimyasal silâhlar denilince 1988 ‘Halepçe Katliamı’nın emrini veren ‘Kimyasal Ali’ lakâbıyla bilinen kişi aklıma geliyor. Kimyasal Ali’nin, Irak savaşının ardından Saddam rejiminin devrilmesiyle birlikte katliamın sorumlusu olarak 22 yıl sonra idam edildiğini hepimiz biliyoruz. Zaten Irak savaşı’nın neden başladığını da hatırlayalım. ABD’nin iddiasına göre sözüm ona Saddam’ın elinde nükleer silâhlar, kimyasal silâhlar var mış, mış, mış... öyle değil mi. BM tutanaklarıyla da bunları belgelemişti. ABD, bu gerekçelerle Irak’a girdi ve Irak topraklarını ‘demokrasi ile buluşturdu !?’ Buna benzer bir iddia Kaddafi için de kullanılmıştı ve Kaddafi kendi halkı tarafından lince uğradı. Sonuçta Libya’ya da ‘İleri Demokrasi!?’ gelmiş oldu. Peki Mısır'da ne oldu, Mısır’da da darbeci Sisi ile demokrasi ‘taçlandırılmış oldu!’.

Ama biliyorsunuz, sinema dünyasında eğer bir film tutarsa aynı filmin 2.,3. serisi sinemaseverler ile buluşturulur. Yetmezse daha yeni serileri çekilmeye devam eder.  007 James Bond, Rambo, Rocky, Harry Potter, Yıldız Savaşları gibi filmleri hatırlayın, bunları hepimiz biliyoruz, bunlar hep serisi olan senaryolardır.

Herhalde Suriye iç savaşını da ‘Batının Demokrasi Mücadelesi’ serisine eklemek gerekiyor. Nasıl olsa bu serinin izleyici kitlesi çok, filmin henüz çekim aşamasında dahi izleyiciler bir an önce beyaz perdede seyretmek için sabırsızlıkla bekliyor, her seri gişe rekorları kırıyor. ‘Batının Demokrasi Mücadelesi’ serisinde hiç değişmeyen sahneler vardır. Kötü adamlar masum ve mazlum halka önce zulmeder, sonra bu kötü adamlar mazlum halkı öldürmeye başlarlar, senaryo gereği zalimler uyarılır, uzun bir süre sabredilir, derken birden bire zalimin nükleer silâhının olduğu ortaya çıkar, üstelik zalim kimyasal kullanır veee sona yaklaşılır, başkahraman ortaya çıkarak tüm dünyayı büyük bir felâketten kurtarır. Herkes bir oh! çeker. Zalim gider mazlumlar güler, demokrasi gelir ve herkes rahatlar. Serinin bütün senaryoları aynıdır, değişen sadece senaryonun çekildiği mekândır.

Suriye’deki serinin de sonuna yaklaşıyoruz galiba. Çünkü zalim, kimyasal kullandı.

Senaristler şimdiden serinin yeni senaryolarını yazmaya başlamışlardır bile.

Daha ne kadar izleyeceğiz bu senaryoları. Türkiye’nin en baştan itibaren dile getirdiği ‘Güvenli Bölge’ teklifi neden bir türlü bu seride yerini bulamıyor.

Aslında cevabı hepimiz biliyoruz. Eğer Türkiye, bu küresel senaryonun olur olmaz yerinde değişiklik yapmaya kalkışırsa, kahraman rolü Türkiye’nin olmuş olur. Üstelik böyle bir senaryo sinema dünyasında çok tutmaz. Filmin serisi biter. Hiçbir yapımcı, çok büyük paralar kaldırdığı küresel çaptaki bir senaryoyu durup dururken sona erdirmek istemez, senaryoyu başka bir yapımcıya kaptırmak istemez. 

Peki bizim derdimiz kahraman rolünü kapmak mı olmalı? Bence hayır. Bizim küresel senaryonun bu serisinde başkahraman veya kahramanlardan herhangi biri olmak gibi hele birde küresel senaryoyu hayata geçiren yapımcı olmak gibi bir derdimiz olmamalı.

Senaryoda ve senaryonun bu serisinde ilgileneceğimiz tek taraf ‘Güvenli Bölge’ teklifimizin değerlendirilmeye alınıp alınmayacağı, eğer değerlendirilmeye alınırsa bu güvenli bölgenin Pkk koridoruna hizmet edip etmeyeceği, güvenli koridor içine soydaşlarımızın katılıp katılmayacağını takip etmek olmalı. Çünkü Suriye’de olan bitenler evet içimizi çok acıtıyor, evet orada çocuklar ölüyor, evet orada zulüm var, evet tarihî geleneğimiz gereği mazlumun yanında yer almalıyız, buraya kadar tamam ancak öncelik bizim millî çıkarlarımız olmalı. Millî çıkarlarımız, bizim Suriye meselesinde başkahraman olmamızı gerektirmiyor, bırakalım orada başkahraman olmak isteyenler birbirleri ile mücadele etsinler.

Şu ana kadar bu senaryoda en akıllıca adımımız Fırat Kalkanı Harekâtı olmuştur, bu harekât ile millî çıkarlarımızı koruma refleksini her an sergileyebileceğimizi, güvenli bölge oluşturulmasa dahi kendi güvenliğimizi sağlama kudretine sahip olduğumuzu, gerekirse Suriye’deki soydaşlarımızın da güvenliğini sağlayabileceğimizi kanıtlamış olduk. Keşke Süleyman Şah Türbesi’nin Türkiye’ye taşınmasına da engel olabilseydik ancak aynı kararlılıkla hareket ettiğimiz müddetçe Süleyman Şah Türbesi’ni tekrar eski yerine taşıyabileceğimizi düşünüyorum.

Küresel senaryoyu yazanların Suriye serisinden sonraki serileri şimdiden yazdıklarının da farkındayız ancak bizlerin kendi millî çıkarlarımız doğrultusunda emin adımlarla hareket etmemiz gerektiği ortadadır. Şimdilik bizim bulunduğumuz bölgede kendi yerli senaryolarımızı hayata geçirmemiz en doğru karar olacaktır.

Türk Milleti’nin de gün gelip şartlar elverdiğinde küresel çapta senaryolar yazacağına güvenimiz tamdır.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı