REFERANDUM MESAJI
Hasan Soner Kırkuşu >

REFERANDUM MESAJI

Referandum oldu bitti ve ülke olarak rahatladık. Çıkan sonuca bakıldığında milletimiz yüksek bir katılım oranı sergilemiş ve iradesini sandığa yansıtmıştır. ‘Evet’ ve ‘Hayır’ oranlarına bakıldığında birbirine çok yakın olduklarını gördük. Birbirine çok yakın oranları yüce Türk Milleti’nin feraseti olarak algılıyoruz.

Acaba sandıktan çıkan bu referandum sonuçları bize neler anlatmak istiyor, milletimiz hangi mesajları vermek istiyor, bununla ilgili olarak önümüzdeki günlerde bolca yorum yapılacağı malûmdur.

Öncelikle sonuçların ortaya çıkmasıyla birlikte, ‘Evet’ ve ‘Hayır’ oranlarının yakın çıkmış olmasından kaynaklı,  siyasilerimizin daha ılımlı ve daha kapsayıcı açıklamalar yapmış olduklarına şahit olduk. Bu açıdan bakıldığında milletimizin feraseti işte burada kendini bir kez daha göstermiştir. Milletimiz tekrar tekrar aynı mesajı veriyor. Millet diyor ki; kavga etmeyin, bizi birbirimize düşürmeyin, bizi ayrıştırmayın. Biz artık lider sultası istemiyoruz, biz öyle bir lider istiyoruz ki hem çalışkan olsun hem de herkesi kapsayıcı olsun.Millet bunları demek istiyor. Milletimiz sandıkta 'Yenikapı Ruhu' mesajı vermiştir.

Sonuçlar, 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçim sonuçlarıyla neredeyse benzer sonuçlar ortaya koydu. Hatırlarsak, 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ak parti halihazırda Cumhurbaşkanımız olan Recep Tayyip Erdoğan’ı aday göstermiş, Chp ve Mhp ortak aday Ekmeleddin İhsanoğlu’nu, Hdp ise Selahattin Demirtaş’ı aday göstermişti. Yapılan seçim sonucunda Ak Parti’nin adayı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tek başına halktan %52 destek almış ve cumhurbaşkanı seçilmişti. Şimdiki referandumda ise gerek mitinglerde yapılan tezahüratlara bakılırsa, gerek referandum gecesi Sayın Cumhurbaşkanının halka yönelik yaptığı konuşması sırasında yapılan tezahüratlara bakılırsa halkımızın geneli Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ı muhtemel ilk partili cumhurbaşkanı olarak görmek istemektedir ve bu nedenle referandumda ‘Evet’ tercihinde bulunduğunu belirtmektedir.

Ancak şimdi şuna dikkat çekmek isterim ki bu referandumda Akp ve Mhp beraber hareket etmesine rağmen %52 gibi bir oy oranı ile karşı karşıyayız.Denilebilir ki halkımız referandumda oyunu kullanırken partilerinden bağımsız olarak kararını vermiştir. Doğru olan da budur, böyle olması gerekir. Eğer gerçekten böyleyse hem Cumhurbaşkanlığı seçiminde hem de referandumda çıkan sonuçların aynı olması bizi şu sonuca ulaştırıyor.

Daha önceki Cumhurbaşkanlığı seçiminde Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ı Cumhurbaşkanı olarak görmek isteyen halk, 2 yıl sonra da gerçekleşecek 'Partili Cumhurbaşkanlığı' seçiminde de aynı düşüncesini korumaktadır. Ancak burada manidar olan oranın hiç değişmemiş olmasıdır. Eğer bu oran Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın kişiliğine bağlı bir oran ise, her ne kadar oy oranının azalmamış olması iyi gibi görünse de, geçmişe nazaran artmamış olması da düşündürücüdür. 

Yok eğer, halkımız referandumda oyunu kullanırken Sayın Cumhurbaşkanının kişiliğinden bağımsız olarak partilerine ve parti liderlerine bağlı kalmıştır diyorsak o halde hem Akp tabanının kendi içinde hem de Mhp tabanının kendi içinde bir erime olduğu anlamına gelmektedir. Çünkü eğer böyleyse %52 sonucunu her iki partinin toplam sonucu olarak görmek gerekir. Ayrıca ‘Hayır’ı neredeyse tek başına savunan Chp ise, her ne kadar Hdp ile aynı tarafta yer almış olmasına rağmen, Hdp’nin bu referandum sürecinde çok etkin olmadığını, Mhp'li muhaliflerin ise ancak küçük çaplı toplantılar ve sosyal medya üzerinden propaganda yapabildiklerini de hesaba katarsak, bu referandum sürecinde oldukça başarılı çıkmıştır, dememiz gerekir.

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın referandum sonrası halka seslenişinde de belirttiği gibi ‘atı alan Üsküdar’ı geçmiştir’ elbet. Ancak referandum sonrası alınan neticeler de yukarıdaki yorumları yapmamızı gerektiriyor. Bunları da göz ardı etmememiz gerekir.

Ayrıca, Türkiye’miz 17 Nisan itibariyle şimdiden ‘Partili Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ne yönelik yeni bir dönemin içine girmiştir. Bu yeni sistem gereği partilerin artık lider partileri olmayacağı da aşikârdır.

Lidere itaat eden partili anlayışını terk etmemiz gerektiğini zamanla daha iyi anlayacağız. Bu aynı zamanda Cumhurbaşkanı olacak olan kişinin liderliğinin de ilelebet bakî olmayacağı anlamına geliyor.

Bundan böyle Cumhurbaşkanları kendilerini icraatlarıyla kanıtlamak durumunda olacaklardır. Bağlı bulunduğu partinin meclisteki temsilcileri kendini tamamen ve her konuda desteklemeyecektir.

Üstelik en az 100 bin kişinin imzasını ve dolayısıyla herhangi bir partiden olmasa dahi halkın desteğini alan bir kişinin de Cumhurbaşkanı adayı olabileceğini hesaba katarsak, parti devleti kurabilmenin de öyle kolay olamayacağı ortadadır. Dolayısıyla meclis ve cumhurbaşkanlığı seçimini aynı gün yapmış olsak dahi farklı fraksiyona sahip bir partinin mecliste çoğunluğu elde etmesine karşın yine güçlü bir kişiliğe sahip, fraksiyonu farklı bir cumhurbaşkanının seçilebilmesi de muhtemeldir.

İşte tüm bunlara bakıldığında 2 yıl sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlıkların şimdiden başlayacağını görebiliriz. Cumhurbaşkanı adayı olacak kişinin ise şimdiden tüm Türkiye’yi kapsayıcı olması gerektiği, böyle bir kişilik özelliği ile ön plânda olması gerektiği ortadadır. 


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
CHP'DEN İSTİFA ETTİ.  AK PARTİYE GEÇTİ
CHP'DEN İSTİFA ETTİ. AK PARTİYE GEÇTİ