HAKKI TUTUP KALDIRMAK
Hasan Soner Kırkuşu >

HAKKI TUTUP KALDIRMAK

Referandum sonuçları açıklanmaya başladıktan sonraki ilk dakikalardan itibaren söylenenlere, yapılan açıklamalara, yorumlara, paylaşılan düşüncelere baktığımda seçim günü sergilenen olgun ve vakur duruşu yavaş yavaş kaybettiğimizi ve eski hallerimize dönmeye başladığımızı görüyorum.

Neden, bir türlü körü körüne bağlılıktan kurtulamıyoruz? Neden hep eleştirdiğimiz itaat kültüründen bir türlü sıyrılamıyoruz? Bağlılık ile bağımlılığı bir türlü ayırt edemiyoruz.

Bir partiyi ya da bir partinin herhangi düşüncesini savunmak ayrı ancak her dediğine taparcasına inanmak ve savunmak ayrı. Sizin de katıldığınız bir düşünceyi savunan herhangi bir partinin, temsilcilerinden birinin söylediği her şeyi alkışlamak zorunda mıyız, o partinin yaptığı her türlü icraatı desteklemek durumunda mıyız, yaptıkları bütün açıklamalara sonuna kadar katılmak durumunda mıyız? Neden kendimizi adeta takım tutar gibi hissediyoruz?

Zaten Pazar günü referanduma gitme düşüncemiz biraz da bu yapılanları yanlış gördüğümüz için değil miydi? Biz değil miyiz, yıllarca meclisteki milletvekillerinin bir türlü lider sultasından kurtulamadığını söyleyen ve bu konuda eleştiriler getiren. Milletvekillerinin neredeyse el kaldırıp indirme pozisyonuna düşürüldüklerini ve bunun yanlış olduğunu dile getiren bizler değil miyiz. Meclisimizi lider sultalarından kurtarmak için bu referanduma gidilmedi mi?

Sosyal medyada yapılan yorumlara bakıyorum, arkadaş neler görmüyorum ki. Okumuş, yalamış yutmuş, güngörmüş geçirmiş dediğim kişiler dahi her nedense madde bağımlısı gibi parti bağımlısı durumuna düşmüşler. Kendisi gibi düşünmeyenlerin ne düşündüklerini, neden böyle düşündüklerini ne sorguluyor ne de merak ediyor. Varsa yoksa bir partinin ne söyledikleri ve o partiyi savunanların ne söyledikleri.

Öyle bir çağda yaşıyoruz ki, bilginin çok hızlı aktığı, inanılmaz bir süratle döndüğü bilişim çağında yaşıyoruz. Bilginin her an yenilendiği ve bildiklerimizi her an sorgulamaya ihtiyaç duyduğumuz bir çağdayız. Buna rağmen kendimizi dar bir kalıba sığdırıyorsak, sadece kendi penceremizden dünyayı algılamaya çalışıyorsak biz bu çağın insanı değiliz demektir. İnatla ve ısrarla benim dediklerim doğru, benim ve benim gibi düşünenlerin söyledikleri ve yaptıkları en doğru, biz mükemmeliz diğerleri ise eh işte! tavırlarını takınmaya devam edersek MFÖ’nün Ayhan Sicimoğlu için söylediği ‘Sen Neymişsin be Abi!’ şarkısı bize cuk diye oturur.

Ülkemizde bu yaklaşım ne yazık ki yıllardır sergileniyor, geçmişte de bu böyleydi şimdide değişen bir şey yok. Zaten başımıza ne geliyorsa biraz da bu yüzden. Kimi zaman gün gibi ortada duran bir haksızlığı görmezden gelme durumları, yapılan haksızlığa kılıf uydurma çalışmaları hep bu yaklaşımdan kaynaklanıyor. Ya da dün söylediğini bugün inkâr etmek, tam tersini söylemek, ben böyle bir şey söylemedim demek tarzındaki yaklaşımlar ne yazık ki hep bu kişiliklerin yansıması.

Bu haller nasıl açıklanabilir tam olarak bilemiyorum ama kanımca kendini tam olarak gerçekleştirememiş insan psikolojisidir diye düşünüyorum. Çünkü böyle insanların birçoğu kendi egolarını tatmin edebilmek için zannedersem güçlü olma ihtiyacını hissediyorlar. Gücün sembolü olarak da yeri geldiğinde bir nesneyi, bir eşyayı, yeri geldiğinde bir kişiye itaat etmeyi, bağımlı olmayı, yeri geldiğinde bir grubun üyesi olmayı tercih ediyorlar. Böylece kendilerini hem güçlü hem daha güvende ve korunaklı hissediyorlar. Bu kimi zaman yeni yetmelerde olur, kimi zaman her şeyi ben bilirim tarzındaki yaşlılarda olur, kimi zaman sonradan görmelerde olur.

Böylesi halleri sergileyen, çevremizdeki az sayıdaki kişiden ibaret olsa elbet bu büyütülecek bir problem olmaz. Ancak eğer bu kişilerin sayısı geneli temsil eder hale dönüşüyorsa, bu ciddi bir problem olarak karşımıza çıkar. Örneğin böyle insanların çoğunlukta olduğu bir toplumda hak ve adalet sorgulanır hale dönüşür, zalime zalim diyemez hale gelirsiniz, haksızlığa haksızlık diyemezsiniz, öyle bir duruma gelirsiniz ki Nasreddin Hoca fıkrası misâli neredeyse hırsız haklı çıkar olan bitenden. Her şey birbirine karışır, kafalar karışır, kurallar karışır, kanunlar karışır, düzen karışır, her şey çorba olur.

Durum böyle olunca ayıkla pirincin taşını. Pirinci ayıklamazsan olan olur, ya diş kırar ya da sindirim sistemini zorlar hazımsızlık yaşarsın.

Yanlışa yanlış, doğruya doğru demek gerekir. Mehmet Âkif’in dediği gibi haksızlığa karşı durup tapmamalıyız, kanayan bir yara gördün mü ciğerimiz yanmalı, onu dinlemek için kamçı yemeli, çifte yemeliyiz, adam aldırma geç git! dememeliyiz.

Hakkı tutup kaldırmalıyız.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI