SİNCAR'IN HATIRLATTIKLARI...
Hasan Soner Kırkuşu >

SİNCAR'IN HATIRLATTIKLARI...

Yıl 1999 ve takvimler 15 Şubat’ı gösteriyordu, Pkk elebaşısı Abdullah Öcalan’ın yakalandığı haberi duyulduğunda başta şehit ve gazi aileleri olmak üzere Türk Milleti olarak büyük bir heyecana kavuşmuştuk, bu haber adeta ülke çapında bayram havası oluşturmuştu. Çünkü Pkk denilen hain örgütlenmenin 1984’teki Eruh ve Şemdinli’de gerçekleştirdiği ilk saldırıdan Mart 1999’a kadar 6520 kamu görevlisi ( asker, polis ve geçici köy korucuları), 5669 sivil vatandaşımız şehit düşmüştü.

Milletimize kan ve gözyaşı akıtmış bu hain terör örgütü liderinin Kenya’da yakalanarak önce İstanbul’a sonra Bandırma havaalanına indirilmesi serüveninin arkasında yatan nedenleri anlamak gerekir.

70’li yıllarda Türkiye’de yapılanmasını tamamlamış olan hain terör örgütü, 1984’te ilk ses getiren eylemini gerçekleştirmiş ve ardından farklı stratejiler izleyerek Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile ve dolayısıyla Türk Silâhlı Kuvvetleri ile çatışmalara girmişti, özellikle 1989-1994 arası silahlı eylemlerinde artış görülen ve Suriye’deki Bekaa Vadisinden yönetilen bu örgüt Irak’ın kuzeyinde de etkin olmak istiyordu.

Irak’ın kuzeyinde o dönemde Barzani ile Talabani aşiretlerine ait peşmergeler bulunuyor ve birbirlerine karşı üstünlük mücadelesi veriyorlardı. Yine bu bölgede Pkk da liderlik mücadelesinde yer bulmaya çalışıyordu. Bunların kendi aralarındaki bu mücadele tamamen tüm Kürt halklarını temsil etme yeteneğine sahip olma mücadelesiydi.

Üstelik ABD’nin önderliğinde 1991’de gerçekleşen 1.Irak Savaşı sonrasında 36.paralelin üstü yani Irak’ın kuzeyi adeta Kürtler için korunaklı bir alan haline getirilmişti. ABD, 1.Irak Savaşı sırasında büyük desteklerini gördüğü Barzani başta olmak üzere Talabani ve diğer Kürt aşiretlerine karşı diyet borcunu ödüyordu böylece.

Zamanlaması stratejikti ve düşünüldüğünde Barzani bu fırsatı kaçırmamalıydı. Çünkü Kürtler açısından bakıldığında 1.Dünya Savaşı’nın ardından kendilerine verilen sözlerin tam da tutulması zamanıydı. ABD’nin başta Musul ve Kerkük olmak üzere bölgedeki petrol yataklarına sahip olmak istemesi ile Kürtlerin hayalini kurdukları bağımsız Kürdistan düşüncesi adeta tarafları birbirine yakınlaştıran istek ve düşüncelerdi.

Barzani, öncelikle aslında kendisine rakip olarak gördüğü Talabani’yi de yanına alarak, 1998’de Irak’ın kuzeyindeki Kandil’e yerleşen Pkk’yı bölgeden uzaklaştırmanın çarelerini aramaya başladı. Barzani’nin ABD ile sıcak temasları, bizzat ABD’ye kadar giderek görüşmeler yapması, çok büyük paralar vererek Amerika’daki üniversitelere sözde Kürt tarihini hazırlatmasının ardından düğmeye basıldı.

Terör elebaşısı Apo’nun Suriye Bekaa’sında istenmeyen adam ilân edilmesine ve yakalanmasına zemin hazırlandı. O tarihlerde de Barzani ve Talabani aşiretleri Türkiye’ye dostluk mesajları göndererek Türkiye’nin Pkk ile mücadelesinde yanında oldukları mesajını veriyorlardı. Aslında niyetleri Pkk’yı Irak’ın kuzeyinden temizlemekti. Çünkü Pkk, onların gözünde hayalini kurdukları ‘Bağımsız Kürdistan’ın liderliğine soyunmuş bir rakipti. Ve sonunda 1999’da meşhur kovalamacının ardından Abdullah Öcalan, Türk istihbaratçılar tarafından Kenya havaalanından alınarak Türkiye’ye getirildi.

Aradan yıllar geçti ve geldik sene 2017’ye. Bu arada 2003’te 2.Irak Savaşı oldu. ABD, özellikle Irak’ın Kuzeyinde Kürtler için güvenli bir bölge oluşturarak 2010’da bu bölgeden askerlerini çekmeye başladı, aynı yıl Tunus’ta başlayan Arap Baharı sırasıyla Mısır’da, Lübnan’da, Suriye’de, Bahreyn’de, Ürdün’de ve Yemen’de esti.

Suriye topraklarında muhalifler Esad’a karşı ayaklandı, Işid terör örgütü ortaya çıktı, bölgeyi Işid’den temizlemek, Suriye’ye demokrasi getirmek bahanesiyle ABD tekrar sahneye çıktı. Rusya, Esad yanlısı olarak bölgede yerini aldı. İran, Rusya ve Esad’ın yanında olmayı tercih ederken Türkiye ise önceliğini sınır güvenliği olarak gördü. Türkiye’nin Suriye’de olan bitenlere karşı geliştirdiği politika, Pkk’nın Suriye’deki yapılanması olan Pyd ve onun silahlı yapılanması olan Ypg’nin etkisizleştirilmesi üzerine bina edildi.

Türkiye, beka meselesi olarak gördüğü Pkk ile mücadelesine içeride ve dışarıda devam etmektedir. Bu mücadelesi sırasında kimi zaman ABD’nin kimi zaman Rusya’nın desteğini almaya devam ediyor. Kimi zaman ise Kuzey Irak Kürt Federasyonu lideri Barzani, Pkk ile mücadele sırasında Türkiye’nin yanında oldukları mesajını veriyor!

Fakat Türkiye’nin Sincar (Şengal)’ daki Pkk’ya ait terör noktalarına yaptığı son hava harekâtının ardından gerek ABD’nin, gerek Rusya’nın gerekse Barzani yönetiminin verdikleri tepkilere bakılırsa samimi olmadıkları bir kez daha ortaya çıkmış oldu. ABD, Rusya ve Barzani yönetimi her ne olursa olsun Türkiye’nin artık Irak’ta asker bulundurmasını istemiyor. Buna benzer bir tavrı Musul’un Işid’ten temizlenmesi sırasında da görmüştük. Musul operasyonu sırasında da Türkiye aynı şekilde istenmeyen ülke durumuna düşürülmüş ve bu bölgede değersizleştirilmişti.

Peki neden?

2017, Nisan ayının başlarını hatırlayalım. Barzani liderliğindeki KDP ile Talabani liderliğindeki KYB’nin Irak’ın kuzeyinde ‘bağımsızlık referandumu’ için ortak komisyon kurma kararı aldıklarını hemen ardından Kerkük’te ‘Bağımsız Kürdistan’ için destek kampanyaları başlatıldığını, Kerkük Eyalet Meclisi’nin aldığı kararla Irak bayrağının yanında Kürdistan bölgesi bayrağının dalgalandırılması krizinin yaşandığını hatırlayalım.

Yine hatırlayalım aynı Barzani daha Ocak ayında, Maliki’nin tekrar Irak Başbakanı seçilmesi halinde bağımsızlığını ilân edeceğini söylemiş, 19 Şubat’ta Almanya’da Başbakan Binali Yıldırım ile temas kurmuş, ardından 23 Şubat’ta Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmüş, bu görüşmede Suriye Kürt Ulusal Meclisi (ENKS)’ne ait olan ancak Türkiye ve Barzani’nin birlikte eğittiği Rojova Peşmergeleri olarak adlandırılan ‘Suriye Kürt Savaşçıları’nın Suriye’ye geçişi kararı alınmış ancak bu karara rağmen geçişe Amerika’nın destek verdiği PYD/YPG engel olmuştu.

Peki Rojova Peşmergelerinin Suriye’ye geçmesine niçin engel olunmuştu. Çünkü ABD’nin gözünde Barzani yanlısı Rojova Peşmergeleri ile Pkk’nın uzantısı PYD/YPG’yi çatıştırmak şimdilik yersiz ve zamansızdı. ABD henüz Suriye’de dengeler oturmamışken, kendisine uygun bir zemin hazırlanmamışken elinde hazır olarak tuttuğu ne PYD/YPG’yi ne de Rojova Peşmergeleri’ni harcamak ve birbirlerine kırdırmak istemiyordu. Bu güçleri birbirine kırdırarak güç dengesinin birden bire Esad, Rusya ve İran tarafına kaymasına neden olmak istemiyordu.

Zaten Türkiye’deki ‘Hendek Olayları’ndan sonra ve Fırat Kalkanı Harekâtı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinden büyük bir darbe yemiş olan Pkk’nın can çekiştiğini gören Barzani’nin Türkiye temsilcileri, bütün bunlar yaşanırken Türkiye’de 16 Nisan referandum sürecinde Irak Federal Kürdistan Bölgesi Yönetimi’nin uzantısı olan Kürdistan Demokrat Partisi yetkilileri (KDP Birlik İnsiyatifi) aracılığı ile Mardin’de düzenledikleri basın toplantısında 16 Nisan’da ‘evet’ oyu kullanacaklarını açıklamıştı. Aslında yine amaçlanan Pkk’yı bitirmekti.

Şu ana kadarki tespitlere dayalı olarak yapılabilecek analiz şudur,

Türkiye için şu anda Pkk’nın bitirilmesi önceliklidir. Suriye ve Irak’ta yaşananlara tepkisi ve tavrı tamamen budur. Aynı zamanda Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüğünden yanadır. Çünkü bu bölgelerde oluşabilecek bir ‘bağımsız Kürt’ oluşumunu kendi bekası için tehlikeli görmektedir.

Ancak, şu var ki Pkk’nin bitirilmesi aynı zamanda Barzani için de önceliklidir. Amerika’nın Pkk’nın uzantısı Pyd/Ypg’yi şimdilik desteklemesi ise tamamen Esad’ı zayıflatmaktan ibarettir. Gün gelip Pkk’nın tamamen bitirilmesi için Türkiye ile kol kola girmeleri de hayra alâmet olmayacaktır.

Şunu da belirtmek gerekir ki Pkk’nın tamamen bitirilmesi bizim açımızdan hem siyasi, hem silahlı, hem finansal, hem de illegal tüm bağlantıları olarak algılanırken; Abd ve Barzani açısından Pkk’nın bitirilmesi sadece silahlı kanat olarak sınırlıdır. Çünkü Pkk’nın şimdiki siyasî uzantıları onlara gelecekte kurmayı plânladıkları ‘Büyük Kürdistan’ için lâzım olacaktır.

Türkiye, şu aralar her türlü şer ittifakın pençesine alınmak istenmektedir. O nedenle ülke ve millet olarak bizim kendi içimizde birlik ve bütünlüğü sağlamaya yönelik her türlü tedbiri almamız elzemdir. Birlik ve bütünlüğümüzü her ne şekilde olursa olsun bozmaya yönelik söylemden, tavırdan, husumet ve hamasetten uzak durmamız gerekmektedir. Hiçbir kirli oyuna düşmeden, referandum sonrası ülkemizin karpuz gibi ikiye ayrıldığını söyleyenlerin buradan bir kaos yaratmaya çalışmalarına aldanmadan, serin kanlılıkla, duygularımıza kapılmadan akılcı bir yaklaşımla, birlikten doğan kendi gücümüze güvenerek yolumuza devam etmeliyiz. ‘Kol kırılır yen içinde kalır’ diyerek, iç çekişmelerimize dış mihrakları alet etmeden siyaset yapmalıyız.

Unutmayalım ki ‘kurt dumanlı havayı sever.’


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
CHP'DEN İSTİFA ETTİ.  AK PARTİYE GEÇTİ
CHP'DEN İSTİFA ETTİ. AK PARTİYE GEÇTİ