SABIR TAŞI ÇATLAMAK ÜZERE
Hasan Soner Kırkuşu >

SABIR TAŞI ÇATLAMAK ÜZERE

Had bilmek, nerede ve nasıl davranacağını iyi bilmektir. Suriye’de yaşananlara bakılırsa, haddini bilmeyenlerin olduğu görünüyor. Yıllardır zaten bu topraklarda olan bitenlere Türkiye olarak büyük bir sabırla yaklaştığımızı tüm dünya biliyor ve görüyor.

Yanı başımızda 2011 yılından itibaren olan bitene karşı Türkiye Cumhuriyeti olarak ‘bağımsız bir ülkenin toprak bütünlüğü’ çerçevesinde yaklaştığımız ortadadır. 6.sene-i devriyesine giren ‘Suriye İç Savaşı’ sırasında 5 milyon mültecinin sadece 3 milyon 551 bininin bizim sınırlarımız içerisinde barındığını ve Suriye’li mültecilerin kendilerini, ülkemizin ve milletimizin şefkatli ve merhametli kollarına emanet ettiğini uluslararası arenada da görmeyen yok.

Türk insanı hemen yanı başında, komşusunda ortaya çıkan yangını görmüş ve öncelikle insanî olarak yapılması gerekeni yapmış ve yangından kaçan bu komşumuza yardım kollarını açmıştır. Bu erdemli tutumun her ne kadar insanî tarafı olsa da Türkiye ekonomisi üzerinde oluşturduğu baskısı da görmezden gelinmemelidir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak Suriye’li göçmenler için 90 milyar TL harcama yapılmıştır. Türkiye’nin 2017 yılı için açıkladığı tahmini bütçe büyüklüğünün 645 milyar TL olduğunu düşünürsek, sadece Suriye’li mülteciler için harcanan miktarın bütçemiz içinde % 7,2’lik bir paya sahip olduğunu ve bu oranın hiç de azımsanamayacak bir oran olduğunu her vicdanlı insanın görmesi gerekir.

Suriyeli göçmenlerin Türk ekonomisi üzerinde meydana getirdiği baskılama devam ederken 20 Mart 2016’dan itibaren uygulamaya giren ve Türkiye ile AB arasında imzalanan ‘Göçmen Antlaşması’ veya diğer adıyla ‘Geri Kabul Antlaşması’ ile Türkiye Cumhuriyeti, sadece Suriye’li göçmenler için değil AB ülkeleri için de gerek siyasî gerekse iktisadî açıdan güvenli bir liman olarak üzerine düşen bütün sorumlulukları yerine getirmeye devam etmektedir.

Göçmen antlaşmasında Türkiye’ye verilen sözleri de hatırlayalım. Neydi o verilen sözler,

En geç 2016 Haziran ayına kadar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının AB ülkelerine vizesiz seyahat hakkının tanınması, Türkiye’den Yunan adalarına izinsiz geçen tüm göçmenlerin Türkiye’ye iade edilmesi buna karşın her iade edilen göçmene karşılık AB üyesi ülkelerin aynı sayıda Suriyeliyi kendi ülkesine kabul etmesi, Türkiye’de sığınan Suriye’li mültecilerin hayat şartlarını iyileştirmek için AB bütçesinden 3 milyor euro’luk kaynak tahsisinin sağlanması, AB’ye katılım sürecinin tekrar hızlanması gibi sözleri verenler AB üyesi ülkeler idi.

Yapılan bu antlaşmaya ve verilen bu sözlere rağmen karşılığında ne oldu peki. Herşey çok açık ortada duruyor. AB ülkeleri verdikleri sözlerin büyük bir kısmını tutmadı, Türkiye’den şu ana kadar aldıkları mülteci sayısı 3 bin 600 civarındadır. Bu bize göstermektedir ki Türkiye’den mülteci almak için AB üyesi ülkelerin birçoğu ipe un sermiştir. Bunun yanında AB, 15 Temmuz öncesi ve sonrasında yaşananları bahane ederek vize serbestisi sağlamadı. Yine 3 milyon euro göndereceğini söyleyen AB, sadece 750 milyon Euro gönderdi.

Türkiye ise aynı anlaşmaya göre verdiği sözlerin neredeyse tamamına uymuş görünüyor. Öncelikle antlaşmanın ana unsurunu oluşturan Türkiye’den Yunan adalarına geçen göçmenleri geri almaya devam ediyor, düzensiz gerçekleşen göçlerin önüne %97 oranında büyük ölçüde geçmiş görünüyor. AB’nin, Türkiye’den yerine getirmesini istediği 72 kriterin ‘Terörle Mücadele Yasası’ndaki değişiklik dışında çok büyük bir bölümü de yerine getirilmiş durumdadır.

Terörle mücadele yasasında değişikliğe gidilememesinin nedenleri ise tamamen Türkiye’de 7 Haziran seçimleri sonrası yaşanan ‘Hendek Hadiseleri’ ve 15 Temmuz ‘Darbe Girişimi’ gibi gelişmelerdir. Bu yaşananlardan dolayı Türkiye olarak terörle olan mücadelemizde dolayısıyla ‘Terörle Mücadele Yasası’ndaki değişiklikler konusunda töleranslı yaklaşım sergilenmesinden yana olduğumuzu, bu konuda Türkiye’ye zaman verilmesi gerektiğini ise defalarca dile getirmemize rağmen bu konu AB tarafından görüşmelerin kesintiye uğramasında bahane edilmiştir.

Yaşanan bu göçmen krizinin ve AB ile olan görüşmelerin kesintiye uğramasının yanında, en uzun sınırımızın olduğu bu ülkede iç savaşın başlamasıyla birlikte Türkiye ve Suriye arasındaki dış ticaret hacmimiz de en alt seviyelere düşmüş, Suriye’de Türk işadamlarının yatırımları durmuş, Türkiye’de gerçekleşen bir takım terör saldırıları sonrası turizm sektörü de ağır bir darbe yemiştir. Suriye’deki karışıklık Irak topraklarını da etkisi altına almış dolayısıyla özellikle Irak’ın kuzeyindeki Işid tehlikesinin varlığı bu bölge ile olan sınır kapılarımızdan olan geçişleri de büyük seviyede azaltmıştır.

Bütün bu ekonomik kayıplar oluyorken, ülke insanımız üzerinde maddî ve manevî tesirlere sebep olmuşken, yanı başımızdaki yangının sıcaklığını iliklerimize kadar hissediyorken bu coğrafyaya binlerce kilometre öteden müdahil olmaya çalışanların niyetleri ise apaçık ortadadır. Amerika ve Rusya gibi aktörlerin bölgede yangın sürerken, yangından mal kaçırmaya çalıştıklarını, bu yangın yerindeki küllerde yeni bir oluşum plânladıklarını hepimiz görüyoruz.

Türk Milleti olarak tarih boyunca nerede bir yangın görsek yangını söndürmeye ve yangından zarar görenlere yardımcı olmaya çalışmışızdır. Yangına körükle gitmek, yangına benzin dökmek gibi bir yaklaşım sergilemek yerine her zaman barış yanlısı olmuşuzdur. 1974 Kıbrıs harekâtımıza ‘Kıbrıs Barış Harekâtı’ dememizin sebebi de bundandır. Zaten Cumhuriyeti ilân ettiğimizden bugüne kadar kuruluş felsefimizin bağlı olduğu temel ilkelerden biri de ‘Yurtta Barış, Dünyada Barış’ ilkesidir.

Türkiye, bu tavrını her zaman ve her yerde kanıtlamış bir devlettir. Neredeyse yarım asırdır terörden çok çekmiş bir devlet olarak, adeta damdan düşmüş misâli, dünyada da terör saldırılarına maruz kalan tüm devletleri ve milletleri en iyi anlayabilen bir devletiz. Terörün bitirilmesi, terörün her türlü kaynaklarının kesilmesi, teröristlerin yakalanarak etkisiz hale getirilmesi adına bununla ilgili ülkemizden yardım isteyen bütün devletlere yardım elini uzatmış, işbirliği yapmış bir devletiz.  

Bütün bu iyi niyetimize rağmen Suriye’de olan bitenlere karşı takındığımız tavra karşı tavır sergileyen ABD, Rusya ve İran başta olmak üzere onları kapalı kapılar arkasında destekleyen Avrupalı devletler yangına körükle gitmeye devam etmektedirler. Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün uyarılarına rağmen yangını körüklemeye çalışmanın hem bölgeye hem de dünyaya faturası ağır olacaktır.

Bölgede inatla ve ısrarla Pyd/Ypg destekli bir yapı oluşturulmaya çalışılması büyük oyunun küçük bir parçasıdır. Büyük senaryonun yazarları, gün gelip bu bölgede Pyd/Ypg’yi de devre dışı bırakarak bölgeyi tamamen sözde Barzanistan’a teslim etme düşüncesindedir. Sözde Barzanistan’ın ise göbekten İsrail’e ve hamisi ABD’ye bağlı hareket ettiğini bilmeyen yoktur herhalde.

ABD’nin Obama döneminden itibaren Suriye sınırımızda Pyd/Ypg’yi desteklediğini, Trump döneminde de aynı yaklaşım içinde olduğunu son yaşanan olaylar zincirinde de görüyoruz. Sınırımızda ABD bayraklı geçit töreni düzenleyen, kendilerince gövde gösterisi yapmaya çalışan şımartılmış Pyd/Ypg güçleri adeta gözümüzün içine bakarak meydan okumaktadırlar. Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da dediği gibi yaşananlar en hafifinden, bizi üzmektedir.

Kapımızın önünde durarak evimizin pencerelerine taş atılmakta, kapımıza tekme vurulmakta, kimi zaman dost gibi kimi zaman ise sinsice kapımızdan içeri girilerek kuyumuz kazılmaya çalışılmaktadır. Şu anda yaşananlar adeta Türkiye’nin sabrını taşırmaya çalışmanın ayak sesleridir. Oysa Türk Milleti’nin sabrı taştığında olabilecekler hiçbir devlete veya millete fayda getirmeyecektir.

Katlandığımız onca zillete rağmen Türk Milleti olarak, sınırımızın güvenliğini ne pahasına olursa olsun sağlayabilecek kuvvete ve kudrete sahibiz. Bunu da, 21 Ağustos 2016’da başlattığımız ve 29 Mart 2017’de sonlandırdığımız ‘Fırat Kalkanı Harekâtı’ ile kanıtlamış bulunmaktayız. Biz 216 günlük bu harekât sırasında 71 askerimizi bu uğurda şehit vermiş bir milletiz.

Karşımıza ABD ve Rusya’yı alma pahasına beka meselemiz olarak gördüğümüz terörle mücadelemizden hiçbir şekilde ödün vermeyeceğimizi, ‘endişe ile yaşayacağımıza düşmanı korku içinde yaşatacağımızı’ en üst ağızdan dillendirmiş durumdayız. Türkiye olarak atılacak adımlar, tamamen kendi güvenliğini sağlamaya dönük olmuştur hiçbir şekilde bir başka ülkenin toprak bütünlüğünü yok saymaya yönelik olmamıştır. Bizler istikbalimiz ve istiklâlimiz için neredeyse yarım asırdır binlerce şehit vermiş ve vermeye de devam etmekte olan kahraman Türk Milleti’yiz.

Türk Milleti’nin her neferi, dosta güven düşmana korku salmıştır. Türk askeri barışın adı olmuştur. Dostlarımızın da bu gerçeği bildiklerini umuyoruz. Temennimiz, dostluklarını açıklayan, stratejik ortak olduklarını iddia eden devletlerin bir an önce hatalarından geri dönmeleri, verdikleri sözleri tutmaları ve dünya barışına katkı sunmalarıdır. Hatalarından geri dönmemeleri halinde büyük bir yıkıntının altında kalacakları, büyük bir hezimete uğrayacakları ve tüm dünyanın gözü önünde itibarlarını yitirecekleri aşikârdır. 


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI