GÖREV AKCİĞERDE
Hasan Soner Kırkuşu >

GÖREV AKCİĞERDE

Dünya şu anda gelecek yüzyılın değil gelecek binyılın yeni başlangıçlarına kapı aralayan önemli olayların yaşandığı dönemlerden geçiyor. Tarihte bazı olaylar vardır ki sadece yaşandığı coğrafyayı ve toplumu değil dünyanın çok uzak mesafelerindeki coğrafyaları ve toplumlarını kısa sürede etkisi altına alır, böylesi olaylara bir çağı açıp bir çağı kapatan olaylar gözüyle bakılır. Milattan önce 4.bin yılda yazının ilk defa kullanılması ile İlkçağ başladı, Milattan sonra 4.yüzyıldaki Kavimler Göçü Ortaçağ’ı başlattı, 1453 İstanbul’un Fethedilmesi Yeniçağ’ı başlatırken, 1789 Fransız İhtilâli ise içinde bulunduğumuz Yakınçağ’ı başlattı.

Bunlara benzer bir olay  da 21.yüzyılın bu ilk çeyreğinde 11 Eylül 2001 tarihinde New York’ta yaşandı. 11 Eylül 2001’de sabah saatlerinde Dünya Ticaret Merkezi’nin bulunduğu İkiz Kuleler’e El-Kaide adı verilen terör örgütü tarafından iki uçakla gerçekleştirilen saldırı sonucunda İkiz Kuleler yerle bir olmuş ve 2976 kişi hayatını kaybetmişti. Bu olay öylesine küresel çapta olaylar silsilesinin başlangıcı oldu ki, 2.Dünya Savaşı’nın ardından yaşanan ‘Soğuk Savaş Dönemi’nin sonuçları dahi bu denli bir tesire sebep olmamıştı.

ABD’nin olduğu kadar dünyanın da ticaretinin merkezi olarak nitelendirilebilecek bu kulelere gerçekleşen saldırı sonrasında İslâmî (?) Terör Örgütü olarak nitelendirilen, zamanında ABD’nin de desteklediği, Afganistan’da kurulmuş olan ve aynı zamanda küresel çapta eylemler düzenleyen El-Kaide Terör Örgütü’nün lideri pozisyonundaki Usame Bin Ladin’in peşine düşüldü.

2001 yılından önce olduğu gibi 2001 yılından sonra da bu küresel terör örgütü gerek doğu dünyasında gerek batı dünyasında çeşitli terör saldırılarını düzenlemeye devam etti. Örneğin; Pakistan’da, Ürdün’de, Endonezya’da, Mısır’da, Fas’ta, Kenya’da, Suudi Arabistan’da, Londra’da, İspanya’da, İstanbul’da çeşitli terör saldırılarının arkasında el-Kaide terör örgütü çıktı. Yıllarca süren kovalamaca sonunda 2011 yılında Usame Bin Ladin tuzağa düşürüldüğü bir evde ölü ele geçirildi. Daha sonra aynı terör örgütü tarafından yapılan açıklamaya göre bin Ladin’in yerine Eymen el-Zevahiri geçti.

‘İslâmî Şeriat Düzenini’ kurma iddiasıyla ortaya çıkan ve fundamentalist bir yapı olan el-Kaide terör örgütünün İkiz Kuleler saldırısı ve sonrasında yine büyük sansasyonel saldırılara imza atmasıyla dünya çapında İslâm dinine ve Müslümanlara karşı korkulu bir bakış açısı gelişmeye başladı. Bunun adına ‘İslâmofobi’ denildi. ‘İslâm’ ve ‘Terör’ kelimeleri yan yana anılmaya başlandı. Özellikle batı dünyasında bu böyle algılandı.

2003’te başlayan 2.Irak Savaşı’nın hemen ardından 2004’te kurulan, başında Ebu Ömer el-Bağdadî isminde bir kişinin bulunduğu ‘Irak İslâm Devleti’ denilen örgüt de aslında El-Kaide’nin uzantısıydı. Bu bilinmesine ve üstelik o tarihlerde zaten el-Kaide’ye karşı amansız bir şekilde mücadele edilmesine rağmen başta ABD olmak üzere birçok Batı ülkesi ve Katar, Kuveyt, Suudi Arabistan gibi Arap ülkeleri tarafından korunup, kollandı ve güçlenmesine müsaade edildi. 2010’da Ömer el-Bağdadî’nin ölümünden sonra bu sözde İslâm Devleti’nin başına Ebu Bekir el-Bağdadî’ geçti. 2011’de ise ‘Suriye İç Savaşı’nda muhalif taraflar arasında yer alan bu örgütün adı da değişerek ‘Irak-Şam İslâm Devleti’ oldu. Yani bizim bildiğimiz IŞİD terör örgütü.

2011’de Tunus’ta başlayan ‘Arap Baharı’ nın kısa sürede Mısır’a, Lübnan’a, Bahreyn’e, Ürdün’e, Yemen’e ve Suriye’ye sıçraması ile birlikte IŞİD’in de küresel çapta terör eylemleri düzenlemesi üzerine, adeta film senaryoları çeker gibi kafa kesme olaylarını mizansen bir şekilde videoya alması, bu görüntüleri sosyal medya aracılığı ile dünyanın gözü önünde sergilemesi üzerine dünyada İslâm’a karşı bakış açısı tamamen değişmeye yüz tuttu. Artık ‘Batı Dünyası’nda yaşayan hemen herkesin iliklerine kadar hissettiği bir ‘İslâm’ korkusu yayılmaya başladı.

Böylece bir zamanlar el bebek, gül bebek büyütülen IŞİD terör örgütü ve Suriye lideri Esad bahane edilerek Suriye’de birden bire ABD’li, Rusya’lı askerler görülmeye başlandı. Her zamanki gibi bölgeye ‘Demokrasi(!)’ getireceklerdi.

Bu sözde hedefine ulaşabilmek için ABD, öncelikle Suriye’deki muhalifleri destekledi. Bu muhalif gruplar arasında her zamanki gibi Pyd/Ypg gibi terör örgütleri de vardı. Yok etmeyi arzuladıkları ise hem Esad’ın rejim güçleri hem de yine başka bir terör örgütü olan IŞİD’ti. Rusya ise Esad’ı destekleyerek bu sözde hedefe ulaşılabileceği kanaatindeydi, onun hedefinde ise hem muhalifler hem de IŞİD vardı. Her nedense her iki büyük güçte Suriye ile en uzun sınır komşuluğuna sahip olan ve Suriye’de yaşanan iç savaştan en muzdarip olan Türkiye’yi sözde hedeflerine ulaşmak için bir ortak olarak görmek istemiyordu.

2016’ya gelindiğinde Türkiye, kendi iradesi ile plânladığı ‘Fırat Kalkanı Harekâtı’ sayesinde Suriye’deki yaşananlara müdahil olmayı başardı. Türkiye için sınırında yaşananlar bir beka sorunu oluşturmaktaydı ve bu sorunu ortadan kaldırmak için gerekirse ‘kendi göbeğini kendi kesecekti’. Bölgede oluşturulmaya çalışılan ve güney sınırına komşu yeni bir oluşumu engelleme çabasındaki Türkiye, bu kararında ısrarlıydı.

Türkiye’nin bu ısrarlı ve kararlı duruşundan sonra birden bire ABD ve Rusya başta olmak üzere AB ülkelerinden Türkiye’ye karşı gerek siyasî, gerek hukukî, gerek iktisadî bazı baskılar düzenlendi. Artık hepsinin ortak hedefi sadece IŞİD terör örgütünü sünnî Arap coğrafyasına doğru itelemek ve bu IŞİD tehlikesini geçici süreyle ötelemek olmuştu. Çünkü IŞİD onlara gelecekte bu coğrafyaya tekrar adım atabilmek için lâzım olacaktı, üstelik IŞİD daha sonra şiî İran’a karşı da kullanılacaktı. Şimdilik onlar için ilk hedef artık Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeyini bir an evvel birleştirmekti ve burada ‘Barzanistan’ denilen bir oluşuma zemin hazırlamaktı.

Kısacası Batı, 2001’den sonra kendini koca dünyanın beyni yerine koyuyor ve ‘İslâm Coğrafyası’nın kalbine müdahale ettiğini sanıyordu. ‘İslâm’a son darbeyi vuracağını zannediyordu. Ancak Batı dünyasının hesap edemediği tek husus akciğerdi.

Oysa kalp dört odacıktan oluşurdu. Dünyadaki bütün pis kan önce sağ kulakçık olan Batı dünyası aracılığı ile toplanır ve sağ karıncık olan Ortadoğu’ya gönderilirdi. Daha sonra buradaki pis kan, akciğer olan Türkiye tarafından temizlenir ve sonrasında temizlenmiş olan kan, sol kulakçık olan Arabistan’a gönderilir oradan da sol karıncık olan Mekke ve Medine topraklarında en münbit haline kavuşan kan tekrar dünyayı dolaşmaya devam ederdi. Böylece dünya bir bin yıl daha kazanırdı.

İşte tamda tarihin sağ karıncık devirlerini yaşamaktayız. Batı şu ana kadar kendini dünyanın beyni gibi görmeye devam ede dursun, kendisini büyük oyunun senaristi olarak göre dursun. Oysa Batı, üzerine düşen görevi yerine getiren ‘kaderin üzerindeki kaderin’ bir figüranıdır. Bu gafil figüran elbet bir gün gelip akciğerin varlığına muhtaç olduğunu görecektir.

Batı önümüzdeki bin yılın kaderini yaşamaya mahkûm görünmektedir.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
CHP'DEN İSTİFA ETTİ.  AK PARTİYE GEÇTİ
CHP'DEN İSTİFA ETTİ. AK PARTİYE GEÇTİ