MİSAK-I MİLLÎ
Hasan Soner Kırkuşu >

MİSAK-I MİLLÎ

Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren hissettiğimiz sıkıntının başında vatandaşlık temelinde ulus bilincini oturtamayışımız yatıyor. Esasen bu hususu, yani aynı vatanı paylaşan ancak din, dil, ırk ve mezhep temelinde farklılıkları olan kavimleri tek bir çatı altında bir arada tutabilme yaklaşımını, Tanzimat sonrası Osmanlı Devletinde de görüyoruz. Tanzimat sonrası bazı aydınların önderliğinde ‘Osmanlıcılık’ siyaseti güdülmeye çalışılmışsa da bir türlü başarılı olunamamıştır.

Bunun üzerine dünyada da gelişen milliyetçi akımlar çerçevesinde, Devlet-i Aliyye-i Osmaniye’nin kurucu aslî unsuruna dayanarak ‘Türkçülük’ siyaseti doğrultusunda adımlar atılmaya başlanmış ve bu siyaseti güden İttihat ve Terakki Fırkası doğrultusunda vatanını ve milletini koruma refleksi geliştirilmiştir. Her ne kadar bu tarz-ı siyaseti güdenler koskoca bir devletin topraklarının tamamen elden gitmesine zemin hazırlamışlarsa da Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran kadroların büyük bir bölümünün de eski İttihatçı kadrolardan olduğunu unutmamak gerekir.

1919’da başlayan ‘Millî Mücadele’yi destekleyen Anadolu halkı her ne kadar tam olarak İttihatçı bir yapıda olmasa da hatta bir kısım insanlar Osmanlı’yı, Padişah’ı ve İslam’ı korumak adına bu mücadeleye destek vermiş olsa da netice itibariyle ‘Vatan’ ve ‘Millet’ aşkıyla bu uğurda şehit ve gazi olmuştur.

Henüz ‘Milli Mücadele’ devam ederken ‘Son Osmanlı Mebusan Meclisi Toplantısı’ olarak bildiğimiz toplantının sonunda 28 Ocak 1920’de ‘Misak-ı Millî’ denilen ‘Millî Yemin’ belirlenerek millî sınırlarımız ilân edilmişti. Sadece 6 maddeden oluşan bu belgeye göre ülkemizin bugünkü sınırlarının aynısı olmasa da büyük bir bölümü belirlenmiş oldu. Ancak bugünkü sınırlarımızın uluslararası toplum tarafından kabul görmesi aynı zamanda da Türkiye Devleti’nin bağımsızlığının tüm dünyaya ilânı anlamına gelecek olan antlaşma 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Barış Antlaşması'dır.

Lozan Barış Antlaşmasına göre batı sınırımız daha önce yapılmış olan Mudanya Ateşkes Antlaşması hükümlerine bağlı kalınarak, kuzey doğu sınırımız Kars Antlaşması hükümlerine bağlı kalınarak, doğu sınırımız Kasr-ı Şirin Antlaşması hükümlerine bağlı kalınarak belirlenmiştir. Güney sınırımızdaki Suriye için Fransa ile yapılan Ankara Antlaşması, Irak sınırımız ise daha sonra Musul sorununun da çözülmesi ile birlikte yine Ankara Antlaşması hükümlerine bağlı kalınarak belirlenmiştir.

Sınırlarımızın belirlenmesinde ilgili antlaşmalarda dikkat edilen hususlar ise şöyle olmuştur;

Batı sınırımız belirlenirken din farklılığı ile birlikte Meriç nehri gibi doğal bir sınır gözetilmiş, kuzey doğu sınırımız için ideolojik farklılık gözetilmiş, doğu sınırımız belirlenirken Osmanlı Devleti zamanında mezhep farklılığı gözetilmişti.

Güney sınırımıza gelince burada bulunan Suriye ve Irak topraklarının Cumhuriyetimizin kurulduğu ilk dönemlerde Fransa ve İngiltere’nin manda ve himayesinde olduklarını unutmamamız gerekir. Ancak her iki devletle de sınırımız belirlenirken hem ırk hem de mezhep farklılıkları gözetilmiştir. Fakat burada dikkat edilmesi gereken husus, güney sınırlarımız belirlenirken Türk veya Arap ırkından olup olmamaya dikkat edilmesine rağmen çok sayıda Türkmen boyunun Suriye ve Irak topraklarında bırakılmış olmasıdır. Dolayısıyla sınırlarımız dışında bırakılan Türkmen boyları için daha çok mezhepsel bir yaklaşım gözetilmiştir.

Lozan görüşmeleri sırasında Fransızlar ve İngilizler tarafından her ne kadar Kürtlere ait bir toprak parçası oluşturulmaya çalışılmışsa da Türk ve Kürt ayrımı olmaksızın her iki halkın da yeni kurulan Türkiye Devleti’nin ortak bir unsuru olduğu kabul edilmişti. Üstelik hiçbir surette ne bir din, ne de bir ırk temelli azınlığın varlığı da kabullenilmemişti. 

Mustafa Kemal Atatürk’ün de ifadesinde yerini bulduğu gibi  “Türkiye Cumhuriyeti Devletini kuran halka Türk milleti denir” şeklinde bir yaklaşım sergilenerek, bu sınırlar içinde yaşayan herkes bu ülkenin ayrılmaz bir unsuru olarak kabul edilmişti. Atatürk'ün bu sözündeki millet kavramı ise İslam ümmetine bağlı olanlar veya bir ırka bağlı olanlar olarak algılanmamış, tamamen kültür milliyetçiliğinden hareket edilerek aynı coğrafyayı paylaşan ve birbirlerine sosyal anlamda bağlanmış olan halkların ortak paydalarına dayalı olarak algılanmıştı. Ayrıca daha sonra Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren bağlı olduğu temel ilkelerden ‘Halkçılık’ ilkesi gereği herkesin, hiçbir ayrım yapılmaksızın kanunlar önünde eşit hak ve özgürlüklere sahip olduğu anlayışı da benimsenmiş ve böylece millî kimlik bilinci sağlamlaştırılmaya çalışılmıştı. Bunu gerçekleştirmek için de vatandaşlık bilinci topluma yansıtılmıştı.

Çünkü Mustafa Kemâl Atatürk, şu tarihî gerçeğin gayet iyi bir şekilde farkındaydı. Anadolu denilen coğrafyada güçlü olabilmek ve güçlü kalabilmek ancak bu coğrafyanın birlik ve bütünlüğü sayesinde olabilirdi. Anadolu hiçbir zaman birden fazla bir devleti veya milleti bir arada güçlü bir şekilde yaşatmamıştı. Bu topraklarda yaşamış olan Bizanslılar bu topraklara tek başlarına hâkim iken güçlü kalabilmişlerdi, bu değişmez tarihî kural Anadolu Selçukluları için de böyleydi Osmanlı Devleti için de böyleydi.

Bu gerçekliğin farkında olan üstelik askerlik vazifeleri sırasında Anadolu’nun hemen her coğrafyasında bulunma şansına sahip olmuş olan, Anadolu’da yaşayan halkları çok yakından tanıyan Atatürk, yeni kurulan Türk Devleti’nin sınırlarının belirlenmesinde bu tecrübelerden yola çıkılmasını sağlamıştı.

İşte tam da bu dönemde 'Misak-ı Millî Sınırlarımız' ın kıymetini her zamankinden daha fazla önemsemek, hemen sınırımızda başımıza örülmeye çalışılan çorapların farkında olarak, gereken tüm tedbirleri almak durumundayız. Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünden yana olmalı, oluşturulmak istenen ‘güvenli bölgenin’ dört parçalı sözde ‘Kürdistan’ a entegre olmuş parçalardan biri olmasına müsaade etmemeliyiz. Gelecekte Türkiye’yi de içine alan büyük bir oluşumun adımlarının atıldığının farkında olmalıyız. Vatandaşlık bilincine dayalı toplum yapımızı kuvvetlendirmeli, ulusal birlik ve bütünlüğümüzü bozmaya yönelik her türlü tedbiri almalıyız. 


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı