ŞİDDET SARMALI BÜYÜMEDEN-II
Hasan Soner Kırkuşu >

ŞİDDET SARMALI BÜYÜMEDEN-II

Ülkemizdeki çocuk demografisinden yola çıkarak çocuk çağlarında dolayısıyla okul çağlarındaki şiddet problemine acilen çareler üretmek gerekiyor,

Bu problem daha çok çağımızın kapitalist düzeninin ortaya çıkardığı, maddiyatçı ve bireyci bir toplum yapısının sonucudur.  Buradan hareketle çocuk şiddeti olgusuna kapitalizmin belki de en ağır bir şekilde hissedildiği ABD’den örnek vererek başlamak daha doğru olur düşüncesindeyim. ABD’deki okullarda şiddet eğilimi özellikle 1970'li yıllardan itibaren artma eğilimi gösterir, 2000 yılına gelindiğinde ise ABD’de yapılan ulusal bir taramada yaşları 12- 18 arasında değişen 1.9 milyon öğrencinin çeşitli suçlardan (örn., tecavüz, cinsel saldırı, vb.) dolayı mağdur oldukları belirlenmiştir.

Bizde ise bu konuda tutulan ciddi bir istatistik bulunmamaktadır. İlk defa 2006 yılından sonra okullarda konuyla ilgili bir form tutularak her ay Millî Eğitim Bakanlığı Rehberlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’ne bilgi verilmeye başlanmıştır.

Aynı yıl bir gazetede İstanbul Emniyet Müdürlüğü kaynaklı yapılan habere göre; 2006 yılı ilk 3 ayında öğrencilerin toplam 392 olaya karıştığı ve 20 öğrencinin tutuklandığı tespit edilmiş. Bu açıklamaya göre sadece İstanbul’da okullarda 3 öldürme, 2 intihara teşebbüs, 68 yaralama 48 darp olayı, 15 gasp ve soygun, 4 cinsel suç, 4 tehdit, 2 kapkaç suçu işlenmiş.

Günümüze yaklaştığımızda ve TÜİK’in verilerine baktığımızda; 2014'te güvenlik birimlerine gelen veya getirilen çocuk sayımız 290 bin 414 iken bu sayı sadece 2015’te 303 bin 213 olarak belirlenmiş.2015’teki çocuklarımızın ancak 118 bin 245’i suça sürüklenme nedeni ile güvenlik birimlerine getirilmiş. Bu nedenlerin neler olduğuna göz atarsak çocuklarımızın hangi şiddet unsurlarının faili olduklarına mı üzülelim yoksa sayının giderek arttığına mı üzülelim bilemiyorum.

Güvenlik birimlerine suça sürüklenme nedeni ile

gelen veya getirilen çocuk (2015)

Yaralama

%36

Hırsızlık

%24,6

Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak, satmak veya satın almak

%5,9

Tehdit

%3,7

Mala zarar verme suçu

%3,5

 

 

Temmuz 2010 tarihli ve 2006-2010 yılları arasındaki ‘Çocukların Mağdur Olduğu Sorunların’ araştırılarak raporlaştırıldığı TBMM Araştırma Komisyonu Raporu’nda ise birbirinden değerli o kadar çok bilgi var ki. Bunlardan bazılarına göre;

‘Türkiye’de Suça Sürüklenen Çocukların

Sosyo-Demografik Özellikleri’

Erkek

% 87,5

Kızdır

% 12,3

Okulu sevmektedir

% 87,0

Okula düzensiz gitmektedir

% 41,9

Okumak istemektedir

% 81,5

Sokakta geceyi geçirme deneyimi vardır

% 52

Sigara kullanmaktadır

% 71,1

Uyuşturucu madde kullanmaktadır

% 24,9

Daha önce cinsel ilişkiye girmiştir

% 35,4

Hâlen cinsel ilişkisi olan biri vardır

% 11,1

Zorla cinsel ilişkide bulunulmuş ya da tacize uğramıştır

% 9,8

Daha önce ceza almıştır.(hapis, para )

% 21,7

Hastaneye gidecek kadar şiddete maruz kalmış

% 31,6

Arkadaşları arasında tutuklu/hapis vardır

% 47,7

Evden kaçmış, geri dönmüş

% 77,3

 

 

Aynı rapora göre; 2008 yılında çocuk ve çocuk ağır ceza mahkemelerinde açılan davaların % 46,3’ü malvarlığına ilişkin suçlar iken % 21,0’ı vücut dokunulmazlığına karşı suçlar nedeniyle açılmıştır. Hapis cezası verilen çocuk sanık oranı % 22,3’tür. Sonuç olarak sanık durumundaki çocukların yaklaşık üçte biri hapis cezası alırken diğerlerine ilişkin kararlar para cezası ya da tedbir kararı şeklinde değişmektedir.

Ülkemizdeki çocuklar ile ilgili tüm bu rakamlar ve medyada da haberlerine tanık olduğumuz son gelişmeler hepimizi derinden üzmektedir.

Bunların hepsi bir araya geldiğinde okula giden çocuklarımızın ve gençlerimizin okul çevrelerinde, evleri ile okulları arasında kendilerini daha güvende hissedebilmeleri için velilerin güvenlik konusundaki beklentilerinin karşılanabilmesi için bir şeyler yapılması gerektiği apaçık ortadadır. Hem de acilen!

Emniyet teşkilatımızın bu konuda çeşitli çalışmalar yaptığını biliyoruz. Örneğin, Çocuk Polisi, Çocuğun Cinsel İstismarının Soruşturulması ve Çocuk Adalet Sistemi gibi uygulamaları ile suça sürüklenen ve suç mağduru çocukların topluma entegrasyonu çalışmalarını yaptıklarını, çocukları koruyucu projeler geliştirdiklerini biliyoruz. Ancak bu öylesine kapsamlı bir konu ki Emniyetin tek başına üstesinden gelebileceği bir konu olmadığı ortada. Her koldan bu meseleye sarılmak gerekiyor. Bu sadece okullarda, sokaklarda yaşanan ve sadece buralarda alınabilecek tedbirlerle üstesinden gelinebilecek bir sorun değildir.

Basınımıza da görev düşmektedir mesela. 5187 sayılı Basın Kanununa göre basın kuruluşlarımız cinsel saldırı, cinayet ve intihar olayları hakkında, haber vermenin sınırlarını aşan ve okuyucuyu bu tür fiillere özendirebilecek nitelikte olan yazı ve resim yayımlayamazlar. Eğer bu türden sınırları aşan bir haber anlayışı güderlerse para cezası ile cezalandırılırlar.

Basın kuruluşlarımız yanında medyamızın da her türlü yayınında bunlara dikkat etmesi gerekmektedir. Özellikle televizyonlarda yayınlanan bir takım dizilerde cinsel istismarın, evlilik dışı hayatların, çete ve mafya yaşantılarının, silah ve uyuşturucu kullanmanın,  adam kaçırıp fidye istemenin, lüks ve gösteriş içinde yaşamanın, illegal yaşantının çeşitli örnekleri en uygunsuz zaman dilimlerinde üstelik de en ayrıntılı bir biçimde gösterildiğini, özendirildiğini, öğretildiğini hepimiz biliyoruz.

Peki ailelere ne gibi görevler düşmektedir. Çünkü bu çocuklarımızın suça karışmaları, suç işlemeleri, suça sürüklenmelerinin ardından yatan nedenlerden en önemli pay ailelerden kaynaklanmaktadır.

Katı baba otoritesi altında yetişen, tüm kapıların kendisine kapalı olduğunu gören çocuklar, kendilerini kanıtlamak için suç örgütlerine, terör gruplarına girebilmekte, burada yeni bir statü kazanmakta, bir dava uğruna karıştığı bu eylemlerden suçluluk hissi duymamaktadır.

İlgi ve sevgi yetersizliği olan ailelerin çocuklarında, tutarsız davranışları ve kişilik bozukluğu olan ebeveynlerin çocuklarında, sorumluluklarını yerine getirmeyen ebeveynlerin çocuklarında, aileleri ile beraber vakit geçirmeyen çocuklarda, Anne ve babanın sık sık kavga ettiği evlerde büyüyen çocuklarda bu tür olumsuz eğilimlerin daha fazla oranda ortaya çıkması tesadüf değildir.

Ailelerimizin de bu konulara dikkat etmesi, kendilerinde gördükleri eksikleri bir an önce gidermeleri, gerekirse uzman yardımı alarak kaliteli bir aile yaşantısına sahip olmak için çaba sarfetmeleri gerekmektedir.

Suça sürüklenme eğilimi olan çocuklarımızın genellikle daha okul çağlarında iken iletişim eksikliği olan çocuklar arasından çıktığını göz önüne alırsak okullarımızın da bu konuda sorumlulukları oldukça fazladır. Ancak okullarımızda konu ile ilgili çalışmaların ne derecede profesyonel yapıldığı tartışma götürür.

Toplumsallaşma sürecinde üç etkinin yani ‘model alma, taklit ve sosyal pekiştirme’ nin en etkili olduğu ortamlardan biri olan okullarımızın ‘Çocuk ve Şiddet’ konusunda önleyici tedbirleri almaları gerekmektedir. Suça sürüklenen okul çağındaki çocukların bir kısmı okullarına devamsızlıklar yapmaktadır fakat okullarımızda devamsızlık yapan çocuklara yönelik yaptırımları pek kuvvetli değildir, daha doğrusu okullarımızın bu konuda adeta eli kolu bağlı durumdadır.

Hepimiz biliyoruz ki okullarına devamsızlık yapan çocuklar zamanla aile ve sosyal kurumların yerine yeni akran grupları oturtmakta ve kendilerinden yaşca büyük olan gençlerin kurallarına ve otoritelerine boyun eğmektedirler. Bu durum onları zaman ilerledikçe okulda kalan diğer akranlarına göre suça meyilli hale getirmektedir. O nedenle devamsız öğrencilere karşı yaptırımları uygulayabilmek adına okullarımızın elinin kuvvetlendirilmesi gerekmektedir. Okullarımızın elinin kuvvetlendirilmesi ise asla bu çocukların okullardan atılarak eğitim hayatlarına son verilmesi olarak algılanmamalıdır. Böyle çocuklarımız için bu tür cezalar, başvurulacak son çaredir.

Gerek suça sürüklenmiş olan çocuklarımızın gerekse suça eğilimi olan çocuklarımızın hepsini risk altındaki çocuklar olarak değerlendirmeli ve böyle çocuklar, tutulacak gözlem ve takip formları doğrultusunda bir an evvel mesleki beceriler elde etmeleri ve topluma sağlıklı bireyler olarak kazandırılabilmeleri için meslek eğitim kurumlarına yönlendirilmelidir. Bu vazife elbet eğitim kurumları sayesinde olacaktır.

Yine okullarda güvenlik problemlerini çözmeye yönelik giriş ve çıkışların daha denetimli hale getirilmesi gerektiği, profesyonel güvenlik elemanlarının devlet tarafından hizmet alımı yöntemiyle karşılanması gerektiği,  güvenlik kamera sistemlerinin kurulum ve yenilenmesi ücretlerinin yine aynı şekilde devlet tarafından karşılanması gerektiğini de hatırlatmak gerekir.

Tüm bu ve bu gibi önlemlerin alınması geleceğimizin teminatı olan çocuklarımızı, dolayısıyla ülkemizi ve milletimizi korumak ve geliştirmek adına hayati bir önem arzetmektedir. Haberlerde duyduklarımız hepimizi derinden üzmekte ancak aynı zamanda da kaygılandırmaktadır. Bu kaygılarımızın giderilmesi en azından asgari düzeye çekilmesi için herkes, her kurum ve her kuruluş elinden geleni yapmalıdır. Çünkü bu çocuklar hepimizin ve bu çocuklar hepimizin geleceğidir. Çocuklarımızı bu şiddet sarmalından kurtarmak da hepimizin vazifesidir.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı