MÜLÂKATLA ÖĞRETMEN ATAMASI
Hasan Soner Kırkuşu >

MÜLÂKATLA ÖĞRETMEN ATAMASI

Ülkemizde bir türlü çözüme kavuşturulamamış meselelerimizden biri, belki de en önemlisi eğitim meselemizdir. Öyle bir arap saçına dönmüş durumda ki bu mesele çözebilene aşk olsun. Mesele sadece müfredatın yoğunluğu meselesi değil ki mesele ne yalnız yeterli donanımın olmayışı, ne de bir türlü kapatılamayan öğretmen açığı.

Meselenin kökeni zihniyette yatıyor. Eğitimden ne umduğumuzda, ne bulacağımızda yatıyor. Her yeni gelen iktidar hatta iktidarın kendi dönemindeki her hükûmet, eğitimi yazboz tahtasına döndürmüş durumda.

Eğitim denilen işin mutfağında öğretmen vardır, bunu hepimiz biliriz. Peki bu mutfağa alınacak öğretmenleri kim seçer, bunu bilen var mı? Zannedersem bu sorunun cevabını eğitim sektöründe olanlar dışında çoğumuz bilmez.

Öğretmen olma süreci şöyle başlar.

Öncelikle, öğretmen olmak isteyen ve 12 yıllık zorunlu bir eğitim sürecini başarıyla tamamlamış olan bir gencin hangi alanda öğretmen olmak istiyorsa LYS denilen sınava girmesi ve bu sınavın ardından tercihini bu yönde yapması gerekir. Yani üniversitelerin eğitim fakültelerinden birini veya bir kaçını tercih etmesi gerekir. Tercihlerinden birine yerleşme şansını yakalamışsa yerleştirildiği eğitim fakültesinin en az 4 yıllık bir eğitiminden geçerek mezun olması gerekir. Peki sonra ne olur?

Gençlerimizin birçoğu büyük bir hevesle hemen göreve başlayacağını zanneder. Oysa eğitim fakültesinden öğretmen olarak mezun olan gencimizi zorlu bir süreç beklemektedir.

Yeni mezun birçok genç şanslarını öncelikle devlette memur olmaktan yana kullanmak ister. Dolayısıyla bu amaçlarına ulaşabilmek için eğitim fakültesinden mezun olmanın yeterli olmadığını bildikleri için KPSS denilen sınava girmeleri gerektiğinin de farkındadırlar. KPSS'ye hazırlanma sürecinin ardından sınava girerler ve baraj puan olan 50'yi aşarlar ise sabırsızlıkla MEB'in öğretmen alım dönemlerini ve açıklanacak kontenjanları beklemeye koyulurlar.

Bu bekleyişin ardından ilk başvuru döneminde şanslarını deneyerek ve dualarla başvurularını en yakın Milli Eğitim Müdürlüğü'ne yaparlar ve yine beklemeye koyulurlar. Acaba mülâkata yani görüşmeye çağrılacaklar mı yoksa çağrılmayacaklar mı diye.

Eğer çağrılmamışlar ise hayatın ilk sillesini yemişlerdir artık. Bu gençlerimiz ilk başta ne yapacaklarını şaşırırlar ancak şanslarını özel okullardan yana veya özel eğitim merkezlerinden yana kullanacaklardır artık yapacak bir şey yok. Özellere yaptıkları başvurular da genellikle iş tecrübeleri olmadığı gerekçesiyle reddedilir. Sanki herkes anasının karnından öğretmen olarak doğmuş da öyle bu mesleğe başlamış, dedirtirler insana. Çıldırma noktasına gelmeden iş bulabildiyse bu gencimiz kendisini şanslı sayar.

Peki ya eğer devlete yaptığınız başvuru sonrasında mülâkata çağrılmışsanız sizi ne bekler? Tabi ki mülâkat komisyonu. Mülâkat komisyonunda size birkaç zarf çektirirler ve o zarfların içinden çıkan soruları cevaplamanız beklenir. Doğru ya da yanlış, eksik ya da fazla bir şeyler anlatırsınız, mülâkat komisyonundaki kişilerden sıcak bir gülümseme beklersiniz, bir umut ışığı. Görüşme sadece 10-15 dakika sürer o kadar.

Bu mülâkatın sonunda kendinize çok güvenirseniz hata yaparsınız. Nasıl olsa sorulan sorulara tam ve doğru cevaplar verdim derseniz mesela, çok yanılırsınız. Çünkü sadece buna bakılmaz konuşmanıza, giyiminize, duruşunuza, tavrınıza bunlara da bakılır ve size bir mülâkat puanı tayin edilir.

Bu açıklanan mülâkat puanı öyle bir puan olacaktır ki, siz tamamen ve sadece bu mülâkattan alacağınız puana göre atanacaksınızdır. O derece hayati öneme sahiptir anlayacağınız.

Yani bu şu anlama gelir, daha önce KPSS'den almış olduğunuz puan artık bir hiçtir. Daha da öncesini sormayın zaten. Eğitim fakültesinden getirdiğiniz diplomanın üzerindeki puanı kastediyorum. Evet evet hani en az 4 yılda, annenizin ve babanızın sizi yemeyip yedirdiği ve giymeyip giydirdiği eğitim fakültesi hayatınızın sonunda aldığınız diploma puanını kastediyorum. Onu merak edip de soran bile yok zaten. İstersen fakülteyi dereceyle bitir kime ne.

Mülâkat komisyonu öyle bir yetkiye sahiptir ki ve öyle bir ölçme değerlendirme yeteneğine sahiptir ki, bu komisyonun içinde hiç profesör olmamasına rağmen, ölçme ve değerlendirme alanında kendini kanıtlamış, akademik yazılar yazmış, dünyaca tanınan ve bilinen profesörlere taş çıkartırcasına öğretmen seçerler. Bu kadar üstün yetenekleri vardır.

Ve ne olur biliyor musunuz neticede.

Eğitim fakültesinden üstün bir başarıyla mezun olmuş, KPSS'den de iyi bir puan almış (örneğin; 80 puan) bir gence mülâkatta, bu üstün meziyetlere sahip komisyon 60 puan verir ve bu gencin devlette sözleşmeli öğretmenlik ataması gerçekleşmez.

Ancak, belki de aynı eğitim fakültesinden neredeyse sonuncu olarak mezun olmuş, KPSS'den de 60 puan almış bir gence yine aynı mülâkat komisyonu, 80  vererek bu gencin sözleşmeli olarak öğretmenlik ataması gerçekleşmiş olur.

Sonra da biz burada adalet var diyeceğiz. Hakkıyla öğretmen alımı gerçekleşiyor diyeceğiz. Öyle mi?

Böyle bir mülâkat uygulamasında bin türlü şaibe olur. Olmasa da olur arkadaş bunun ötesi berisi yok. Çünkü herhangi bir gencin geçmişte almış olduğu puanları, elde ettiği başarıları yok sayarak, üstün atama yetkileri olan bir komisyon oluştursanız ve sadece mülâkat puanını atamaya esas puan kabul ederseniz, hem mülâkat komisyonundaki gerçekten tertemiz kişileri de zan altında bırakırsınız hem de zaten şaibelerin önüne geçemezsiniz. Çünkü böyle bir uygulamanın kendisi zaten adaletsizlik üretir.

Buradan da bir adalet bekleyemezsiniz. Adalet olduğunu söyleseniz de kimseyi inandıramazsınız. Allahtan ki, şimdiye kadar yapılan bu hatayı artık topyekûn tüm eğitim sendikaları da görmeye başladı ve bu konuda hükûmete baskı yapmaya başladılar. Haydi bakalım yine hayırlısı diyelim. 


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI