KATAR KRİZİ VE TÜRKİYE
Hasan Soner Kırkuşu >

KATAR KRİZİ VE TÜRKİYE

Abd Başkanı Trump'ın Mayıs ayının son haftası içinde yaptığı ilk yurtdışı ziyaret güzergâhında neden Suudi Arabistan'ın yer aldığını şimdi daha iyi anlar olduk. Neydi o ziyaret güzergâhındaki ülkeler hatırlayalım,

Trump önce Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz ile Riyad'da buluşmuştu, burada Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi'yi de yanına alarak sözde Uluslararası Radikal Düşünceyle Mücadele Merkezi'nin açılışını yapmıştı. Sonrasında İsrail ve Filistin lideri ile görüşen Abd Başkanı Trump, İtalya'ya geçerek Papa Francis ile görüşmesinin ardından Nato zirvesine katılarak tüm bu uğrak noktalarında uluslararası barışın korunması ile ilgili mesajlarını vermişti.

Bir Abd başkanının ilk yurtdışı ziyaretini İsrail'e değil de bir Arap ülkesine yapmış olması Abd tarihinde yaşanmış bir ilkti ve zaten başlıbaşına dikkat çekiciydi.

Yapılan bu ziyaret silsilesinde Abd'nin esasen hangi ülkeleri hedefe koyduğu daha o zamandan belliydi. Katar ve İran.

Katar, uluslararası teröre destek vermekle suçlanıyordu. İran ise nükleer silâh üretimine devam etmekle suçlanıyordu ve bu her iki ülke Ortadoğu bölgesi başta olmak üzere uluslararası barışın! sağlanması için birer tehdit unsuruydu Abd'nin gözünde.

Oysa hepimiz biliyoruz ki asıl hedef, Ortadoğu petrol ve doğalgaz yataklarının Akdeniz'e ve oradan da Avrupa'ya ulaştırılması için güvenli bir koridor oluşturulmak istenmesiydi.

Bu hedefin gerçekleşmesi için 2011 yılında düğmeye basılmıştı zaten.  Abd ve Avrupalı uzantıları tarafından Makyavelist bir politika güdülerek 2011'de Arap Baharı Suriye'ye sıçra(tıl)mış ve ardından Daeş denilen terör örgütünün her türlü kanlı eylemine uzun bir süre yeterli ve etkili bir tepki verilmeyerek adeta olanlara göz yumulmuştu.

Suriye'nin, Daeş ve diğer muhalif gruplar tarafından yıpratılmasına zemin hazırlanmış, böylelikle Suriye'de oluşacak yönetim boşluğundan istifade ederek, Suriye'nin kuzeyi ile Irak'ın kuzeyini birleştirmek, Barzanistan denilen bir yapılanmayı ortaya çıkarmak aynı mihraklar tarafından önceden plânlanmıştı.

Bu plânda Barzani'nin ve Pkk/Pyd-Ypg'nin rolü ise belliydi. Barzani ve Pkk'nın uzantısı Pyd/Ypg, üzerlerine düşen görevleri layıkıyla yerine getirmeliydiler, bu plânla birlikte yüz yıldır yana yakıla hayallerini kurdukları bağımsız bir devlete her zamankinden daha fazla yakınlaşacaklarının farkında olmalıydılar.

Şimdilerde bu plânın tamamlanması için son adımların atılmaya başlandığını artık görüyor gibiyiz, Rakka operasyonu bahanesiyle ağır silâhlar ile donatılan Pkk/Pyd-Ypg'yi de yanına alan Abd'nin, Daeş'in etkinliğini belli bir süre  sindirmeye çalıştığına şahit oluyoruz. (Dikkat edelim belirli bir süre sindirmek diyorum, tamamen etkisiz hale getirmekten söz etmiyorum.) Fakat diğer koldan da Suudileri yanına çeken Abd'nin bir başka hedefinin ise dünyanın üçüncü en büyük doğalgaz yataklarına sahip Katar olduğunu görüyoruz.

Eğer sona yaklaşılırken atılan bu adımlar da başarılmış olursa, Akdeniz'le buluşacak olan Katar doğalgazı için, kontrol altında tutulan  bir koridorun oluşumu tamamlanmış olacak.

Fakat bu işin böyle bitmeyeceği de aşikârdır. Çünkü koridorun tamamlanmasından sonra atılacak adımlar, bu koridorun güvenliğinin sağlanması adına atılan adımlar olacaktır. O yüzden sırada İran ve onun da ardından şimdilerde Abd'nin dümeninde giden Suudi Arabistan bulunmaktadır.

Neden sırada İran ve Suudi Arabistan var dersek, cevap Uluslararası Enerji Ajansı verilerindedir. Bu verilere göre, Rusya doğalgaz rezervleri bakımından dünyada en zengin ülke iken İran ikinci, Katar üçüncü, Suudi Arabistan ise dördüncü sıradadır.

Ancak şu var ki, bölgede Rusya'nın aktörlerden biri olarak devreye girmiş olması tüm dengeleri alt üst edebilecek çaptadır.  Rusya, bölgedeki oluşumun ulusal birliğine zararı olabileceğinden endişe eden Türkiye'yi ve kendini Abd'nin hedefinde hisseden İran'ı yanına almayı başarır ve tüm bu plânın tamamlanmasına köstek olmaya çalışırsa bütün dengeler değişebilir. Çünkü Rusya, buradaki büyük pazarı Abd'ye kaptırmama çabasındadır.

Bu ekonomik ve politik dengeler ortada iken Türkiye'nin çok akıllıca bir siyaset gütmesi gerektiği ise ortadadır. Türkiye'nin buradaki en büyük başarısı öncelikle güneyinde oluşabilecek bir koridorun oluşumuna engel olması olacaktır. Fakat şu da bir gerçek ki, bunu başarması için Rusya'ya olduğu kadar Kıbrıs konusunda beklentileri olan Avrupa'ya da tavizler vermek zorunda kalabilir.

İşte tüm bunları düşündüğümüzde Türkiye'yi çok çetrefilli bir gelecek beklemektedir. Türkiye'nin dış politikasının, yeri geldiğinde milliyetçi çizgiyi memnun edebilecek bir görüntü sergileyeceğini yeri geldiğinde ise milliyetçileri rahatsız edebileceğini şimdiden görmek gerekiyor. 

Yaşanması muhtemel tüm bu gelişmelerin ışığında 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimine doğru gidileceğini ve milliyetçi oylara da ihtiyaç olduğunu unutmamak gerekir diye düşünüyorum.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı