BİR EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI BİTİYOR
Hasan Soner Kırkuşu >

BİR EĞİTİM VE ÖĞRETİM YILI BİTİYOR

2016-2017 eğitim ve öğretim yılımızı tamamlamak üzereyiz. Öğretmenler ve öğrencilerde bir telaş. Bir de velilerde. 

Karneye yaklaşırken öğrenciler karnelerinde en iyi puanlarını , veliler ise çocuklarının en güzel karnelerinden birini görmenin sabırsızlığı içinde.

Ben ise her karne dönemi yaklaşırken ve herkes tarafından da hatırlanmasını istediğim bir konuyu dile getirmek istiyorum.

Hepimizin bildiği gibi öğrencilere verilen karneyi açtığımızda çocuklarımızla ilgili yapılan ölçme ve değerlendirmelerin sonuçlarını görürüz. Bu değerlendirmelerin bir kısmı akademik değerlendirme sonuçlarından bir kısmı ise öğrenci hakkındaki davranış değerlendirme sonuçlarından ibarettir. 

Veliler açısından karnedeki hangi bölüm daha çok veya öncelikli olarak dikkatle incelenmektedir diye sorarsak, tabiki ilk bölüm olan yani akademik değerlendirme sonuçlarının bulunduğu bölüm en fazla merak edilen hatta bazı velilerin gözünde ise tek merak edilen bölüm olmaktadır. 

Velilerin çoğunun gözünde durum böyledir de, acaba eğitim sistemimizin gözünde hangi bölüm daha çok önemsenmektedir. Elbette ve ne yazıkki birinci bölüm yani akademik değerlendirme sonuçlarının yer aldığı bölüm daha fazla önemsenmektedir. 

Öncelikle şunu söylemek gerekir, okullarda verilen puanlar ve yapılan değerlendirmeler, genel anlamda öğrencilerin akademik (sınavlarda aldıkları puanların) değerlendirmelerinden ibaret olduğu müddetçe çocuklarımızı gerçekçi bir şekilde değerlendirmiyoruz demektir. 

Davranış değerlendirmeleriyle ilgili bölüm önemsenmediği müddetçe yanlış yoldayız demektir. 

Burada bir soru sormak istiyorum. Davranış değerlendirme sonuçlarının yer aldığı bölümdeki kriterlerin karşısında bulunan sonuçlar, hangi bilimsel yöntemlerle yapılan değerlendirmelerin sonucu karnelere yansımaktadır?

Haydi bu soruyu sorduk ve cevabını aldık diyelim, peki bu bölümdeki davranış kriterlerine ait ölçme ve değerlendirme sonuçları bilimsel yöntemler kullanılarak ölçülmüş ve değerlendirilmiş olsa dahi kimin umurundadır?

Eğitim sistemimizdeki en büyük problem işte tam da burada yatmaktadır. Problem, davranış değerlendirmelerinin hiç bir kurum veya kuruluş tarafından ciddiye alınmaması problemidir. Problem öğrencilerin geleceği ile ilgili olan eğitim sürecinde, sadece ve sadece akademik başarı seviyesinin ölçüt alınması ve öğrencilerin bu doğrultuda bir üst öğrenime yönlendirilmesi problemidir.

Üstelik bu yanlışın nihayetinde ise herkes birbirini kandırmaktadır. Bu kandırmacanın sonunda ülke olarak ne bekliyoruz derseniz şunu bekliyoruz herhalde, henüz kendilerini tanıyamamış, kendi kişilik özelliklerinin farkında olamamış, ilgi ve yeteneklerini keşfedememiş durumdaki öğrencilerden, ilk olarak kendilerini mutlu hissedebilecekleri meslek seçmelerini sonra da seçtikleri meslekte dürüst ve ilkeli dünya vatandaşı olarak üretken, girişimci, yeniliklere ön ayak olabilmelerini bekliyoruz.

Peki elimize geçen nedir sizce ? Ben söyleyeyim isterseniz. Yirmili yaşlara gelindiğinde hatalı seçimler yapmış, kendi ilgi ve yetenekleriyle hiç uyuşmayan meslekleri yapmak zorunda kalan, mesleki etik kuralları önemsemeyen, iş disiplini olmayan ve sayıları yüz binleri bulan yığınlar topluluğu.

Nedense yıllardır aynı hata işlenmektedir ve öğretmenlere de bu hatanın tekrar edilmesinde aktif rol verilmektedir. İşte bu yönüyle fedakârlığıyla anılan öğretmenlik mesleği ne yazık ki öğretmenin kendisini vebal altında bırakmaktadır.

Hepimiz millet olarak nesillerimizi bir üst öğrenime yönlendirirken Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınavı (TEOG), Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) gibi değerlendirmeler sonucu değil, her öğrencinin bir birey olduğu gerçeğinden hareketle ,kendine ait özel bir kişiliği olduğu bilinciyle ilgi ve yeteneklerinin ölçüldüğü, dikkate alındığı ve tüm bu değerlendirmelerin sonucunda bir üst öğrenime hazırlandığı, yönlendirildiği günleri görmek istiyoruz.

Bir eğitim ve öğretim yılı sonuna yaklaşırken, çocukları henüz eğitim çağında olan anne ve babalara bir de tavsiyem olacak.

Lütfen çocuklarınızın gelişimlerini takip ederken sadece akademik başarılarına bakarak takip etme alışkanlığını bir kenara bırakın. Onların derslerden aldıkları yazılı sınav değerlendirme sonuçları elbette önemlidir ancak şunu unutmayalım. Bir insanın tüm alanlarda başarılı olması (100 veya 100'e yakın), üstün olması mümkün değildir. Örneğin Türkçede başarılı ancak matematikte gayret etmesine rağmen yeterli başarıyı bir türlü sergileyemiyorsa bu anormal bir durum değildir. Müzikte çok başarılı iken ingilizcede bir türlü yeterli başarıyı sergileyemiyorsa bu çocuğunuzun zekasında bir anormallik olduğunu göstermez. Hatta bu durumu son derece normal algılamakta fayda var. Benim çocuğum son derece normal diyerek şükretseniz yeridir.

Ancak toplumsal baskı mı dersiniz, eğitim sistemimizdeki sınava yönelik öğrenci seçme yöntemi hatası mı dersiniz, ne derseniz deyin veliler olarak çoğumuz, çocuklarımızın bütün ders alanlarında mükemmel neticeler getirmesini bekliyoruz.

Çocuklarımızın bir deneme tahtası, bir kobay olmadığını görelim ve bu bilinçle onların aldıkları puanları gerçekçi bir şekilde değerlendirelim.

Çocuk çok gayret etmesine ve siz de elinizden gelen desteği vermiş olmanıza rağmen herhangi bir dersten yeterli başarı bir türlü sergilenemiyor mu? Bunda üzülecek hiçbir şey yok. 

Ah vah edip, dünyayı çocuğunuza ve kendinize zindan etmek yerine bu sonucu şöyle değerlendirin: 'Çocuğunuzun en doğru bir uğraşı edinip mutlu olabileceği, üretken olabileceği, takdir edilebileceği, işindeki mutluluğu evine taşıyabileceği bir geleceğe ulaşması yolunda çok önemli bir sonuç önünüzde duruyor.'

Yapmanız gereken bu sonuçtan hareketle doğru bir değerlendirme yapmak ve çocuğunuzun ilgi ve yeteneklerini görerek, onun kişiliğiyle, onun becerileriyle uyumlu doğru bir geleceğe yönlendirmektir. Sadece bu.

Dolayısıyla buradan tüm velilere çağrım lütfen öğretmenlerin çocuklarınız hakkında eksik, noksan dahi olsa hiç olmazsa akademik değerlendirmeleriyle ilgili puanlarını bu gözle değerlendirin. Çocuğunuz için yapılmış olan her türlü değerlendirmeyi sizin için büyük bir yardımcı olarak görün. Unutmayın ki öğretmen sizin için bir dosttur ve dost acı söyler. Duymak ve görmek istemediklerimizi öğretmenlerden duyduğumuzda veya öğretmen değerlendirmelerinde gördüğümüzde bu konuda öğretmenlere mahalle baskısı oluşturarak, puanların değişmesi yönünde bir baskıda bulunmayalım. Çünkü en büyük yalan kendinize attığınız yalandır. Üstelik bu yalanın ucunda zarar görecek olan kişi sizin çocuğunuz ise bir kez daha düşünmek gerekir. 


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
CHP'DEN İSTİFA ETTİ.  AK PARTİYE GEÇTİ
CHP'DEN İSTİFA ETTİ. AK PARTİYE GEÇTİ