TARİHİ GERÇEKLİK ÜZERİNE MİLLİYETÇİLİK
Hasan Soner Kırkuşu >

TARİHİ GERÇEKLİK ÜZERİNE MİLLİYETÇİLİK

Türkiye'de milliyetçiliğin algılanışında temel bir takım problemler olduğu gerçeğinden hareketle bazı tespitlerde bulunmak gerekiyor.

Öncelikle sorgulanması gereken hususların başında zannedersem günümüz Türk milliyetçiliğinin kapsama alanıdır. Yaşanan son gelişmelerin de ışığında değerlendirdiğimizde özellikle son 20-30 yıldır Türkiye'deki Türk Milliyetçiliğinin kapsama alanının sığlaştığını görebiliyoruz. 

Özellikle 1990 sonrası, SSCB'nin dağılışıyla birlikte, Türkiye'deki Türk milliyetçileri için son derece münbit bir ortam oluşmasına rağmen hala gelinen noktada Britanicalı nesillerin ifadesi ile ne Orta Asya diye bildikleri -gerçeğinde ise Türkistan olarak adlandırılan- coğrafyada, ne Batı Trakya'da, ne Kıbrıs'ta, ne Kafkasya'da ne da Ortadoğu'da etkin bir milli politika üretememiştir. Ya da şöyle söylersem belki de daha doğru olur, bu bahsettiğim coğrafyalarda milli bir politika üretme fırsatlarını her defasında ellerinde kaçırmıştır. 

Bırakın politika üretebilmeyi SSCB'nin dağılmasıyla birlikte tüm dünyayı tek başına yönetme iddiasında olan ABD'nin küresel politikalarına neredeyse hizmet eder bir konuma gelmiştir. Binlerce yıllık tarihi geleneğinden süzülüp gelen gerek sosyal ve kültürel, gerek bilim ve teknoloji, gerek fikir ve edebiyat, gerek siyaset ve politika, gerek milli gerekse evrensel vb. her alandaki dinamik yapısı adeta körelmiştir. Bu körelmişlik hemen yanı başımızda olan bitenlere karşı hamasi söylemler ve bireysel bir takım girişimler dışında refleks geliştirememe halini ortaya çıkarmıştır. 

Türkiye'deki Türk milliyetçileri iç siyasetin kısır döngüsü içinde kaybolup gitmiş, farklı siyasi odaklara dağılmış durumdadır. Farklı mecralara dağılmış durumdaki Türk milliyetçileri bulundukları mecralarda ise vatandaşın önüne heyecan verici bir politika ile çıkamamış, milli duyguları coşturamamış, milyonların gönlünde bir yangın oluşturamamış, yeni bir atılım ve kalkınma projesi çıkaramamış olmanın ağır faturalarını ödüyor şu aralar. Ayağına kadar gelen gerek iç gerekse dış konjonktürü değerlendiremeyen Türkiye'deki Türk milliyetçileri son raddede mevcut küresel politikanın mevcut iktidarının yanında ara sıra çıkışlar yapılmasına müsade edilen durumdadır ne yazıkki.

Tüm bunlara sebep olan ise kaçırılan fırsatlar ve özellikle son 20-30 yıldır Türkiye'deki Türk milliyetçilerinin kapsama alanlarının sığlığı olmuştur. 

Eğer zamanında, özellikle de 1990 sonrası oluşan yeni dünya düzeninde, Türkiye'nin dış politikasının Batı Trakya'dan başlayarak, Anadolu, Ortadoğu, Kafkasya ve Türkistan hattı üzerine oturtulması için daha iyi çalışılmış olsaydı, Türk dış politikasının bu hat üzerinde şekillenmesinde etkili olunsaydı, 'BOP' türünden küresel nizamın yan ürünleri olan 'Stratejik Derinlik' aldatmacalarının içinde yer almamış olurduk. Bu aldatmacanın etkisiyle ne mezhepsel ne de etnik temelli ayrımcı yaklaşımlara teşne olmamış olurduk. 

Bizde sığ bir milliyetçi yaklaşım sergilenirken, yaşanan son gelişmeler ışığında bakıldığında sadece Türkiye değil, birçok devlet üzerinde oynanan oyunlar karşısında tüm dünyada milliyetçiler son derece ciddi politikalar üretmektedir. Çünkü Abd'nin tüm dünyaya pompaladığı yeri geldiğinde etnik yeri geldiğinde ise mezhep tabanlı mikro milliyeçi düşünce hareketlerine karşı ancak ve ancak güçlü ve kapsayıcı bir milliyetçi refleksle karşı durulabileceği anlaşılmıştır.

Dünyada gerçeklik bu şekilde iken ülkemizde milliyetçilik vatandaşın kafasında öylesine zararlı bir düşünce gibi empoze edilmiştir ki, milliyetçilik sanki ülkemizde yaşanan etnik tabanlı ve ayrılıkçı kalkışmanın sebebi olarak gösterilmiştir. Daha da ileri gidilerek ayaklar altına alınmaya çalışılmıştır. Üstelik bu söylemler ne yazık ki demokratik çözüm adına söylenmiştir.

Oysa milliyetçilik, tam tersine bir ülkedeki her türlü sınıfa ve gruba eşit mesafede olmak demektir. Milliyetçi düşünce işçisinden sanayicisine, köylüsünden akademisyenine, memurundan amirine varıncaya kadar her türlü sınıf veya gruptan insanın ortak menfaatlerini bir çatı altında toplamayı ve korumayı hedefler. Milliyetçiliğin önemsidiği ulusal menfaatler, tüm toplumsal sınıfların ve grupların ayrı ayrı menfaatlerinin korunması sayesinde hayata geçebilecek ortak menfaatler bütünüdür. Dolayısıyla milliyetçilik özünde ayrıştırmayı, ötekileştirmeyi değil bütüncül bir bakış açısını, kapsayıcı bir bakış açısını ve demokratikleşmeyi kendi içinde barındırır. 

Bu kapsayıcı bakış açısı aynı zamanda günümüz gerçekliği ile de uyumludur. Günümüz gerçekliğinde tüm dünya insanlığı,  gelişen iletişim ve ulaşım teknolojileri sayesinde birbirine benzeme temayülü göstermektedir. Özellikle tüketim kültürü neredeyse evrensel bir benzerlik içindedir. Bunun en büyük tetikleyicisi ise kapitalizmin önüne geçilemez etkisidir. 

Kapitalizmin önüne geçilemez yayılmacı etkisi, her ne kadar ulus devletlerin içinde yerel kültürlerin oluşmasına zemin hazırlamış ve bölünerek çoğalma tehlikesini ortaya çıkarmışsa da milliyetçi politikalar, özlerinde barındırdıkları kapsayıcı yaklaşımı sayesinde yine de en iyi ilaçtır.

Kendi vatandaşını hiçbir ayrım yapmadan sosyal ve kültürel yaşamında koruyan ve kollayan, demokratik ilkeler çerçevesinde kanunlar önünde eşit gören, vatandaşı ekonomik anlamda ve sosyal devlet anlayışı içinde gözeten milliyetçi programlar esasen kapsayıcı bir özellik taşırlar. 

Milliyetçiliğin kendi içindeki kapsayıcılığı, dalga dalga bulunduğu coğrafyayı da koruyucu bir özelliğe sahiptir. İşte tam da bu noktada Türkiye'nin tarihî geçmişinden kaynaklanan tecrübeleri sayesinde  kültürel, sosyal, ekonomik, bilimsel, teknolojik, bürokratik alanlarda Batı Trakya'dan Türkistan'a uzanan hat üzerinde kendine has bir politika izlemesi gerekmektedir. Bu politikaların izlenmesi için de sığ bir milliyetçilikten derhal uzaklaşmak ve dünyaya daha kapsayıcı bir milliyetçi bir bakış açısı ile yaklaşmak gerekir. 

Arap Baharı, yaşadığımız beka sorunu, güneyimizde planlanan yeni oluşumlar, AB'den dışlanmamız, Kıbrıs müzakereleri ve buna benzer gelişmeleri coğrafyanın bize sunduğu fırsatlar ile bir arada düşündüğümüzde , kapsayıcı bir milli politika çerçevesinde yeni stratejik ortaklıklara girmemiz gerektiği ortadadır. 

Bulunduğumuz coğrafyada üretilmesi elzem olan stratejik ortaklıkta mutlaka Rusya ve İran bulunmalıdır. Buna Kafkas coğrafyasındaki ülkeleri de eklediğimizde Batı Trakya'dan Anadolu'ya, Ortadoğu'ya, Kafkasya'ya ve Türkistan'a kadar olan hat üzerinde kendi millî kimliğimize dayalı kapsayıcı bir politika geliştirmiş oluruz. 

Böyle bir politika hem Türkiye için elzemdir, hem de İran ve Kafkas ülkeleri için elzemdir. Aynı zamanda bu coğrafyada Abd'ye ve onun temsil ettiği küresel nizama karşı koruyucu bir politika üretmek durumunda olan Almanya, Fransa ve Rusya için de kaçınılmazdır. Hatta şunu da söylemek mümkündür, bu stratejik ortaklık Çin ve Hindistan'ın geleceği açısından da son derece faydalı bir politika olacaktır. Yine böyle bir ortaklık, günübirlik bir politikanın neticesi değil, hem millet olarak bizim hem coğrafyamızın hem de küresel olarak önümüzdeki bin yıl adına kaçınılmaz gerçekliktir.

Türkiye'deki Türk milliyetçilerinin bu tarihi gerçekliği  göz ardı etmeden, bir an önce adımlar atması gerekmektedir. Bu adımların ise sağa sola dağılmış milliyetçi aydınlar ile atılabilmesi mümkün değildir. Bir merkezde toparlanmaya ihtiyaç olduğu muhakkaktır. 

Farklı siyasî merkezlerden müsaade edildiği kadarıyla ve sığ bir şekilde milliyetçilik güdülmeye devam edilmesi halinde tarihi bir fırsat kaçırıldığı gibi kendi içimizde de ciddî bir beka sorunu bizi beklemektedir. 

Üstelik tarihi gerçekliği görmeyerek kapsama alanımızı sığ tutma yanlışında ısrar edilmesi, Türkiye'deki Türk milliyetçilerini hem geçmişimize hem de geleceğimize karşı tarihî vebal altında bırakacaktır. 


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı