KALKINMANIN MOTOR GÜCÜ
Hasan Soner Kırkuşu >

KALKINMANIN MOTOR GÜCÜ

Ülkemizde tartışılan o kadar çok sorun var ki. Devletimizin Anayasamızda da ifadesini bulmuş olan nitelikleri arasında sayılan demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olma özelliklerimizin uygulanışından kaynaklanan sorunlardır aslında birçoğu.

Örneğin; eğitimde yaşadığımız sorunlar arasında sayılan ‘eğitimde fırsat eşitlizliği’ sorunumuz,  ekonomide üretim ve tüketim ilişkilerinde elde edilen üzerinden yaşanan  ‘gelir adaletsizliği’ ve bunun toplumda meydana getirdiği ‘sosyo-politik’ sorunlar, diyanet işlerinde görülen sünnî ağırlıklı bir yaklaşımın ortaya çıkardığı ‘alevi sünni ayrımı’ sorunu, ülke yönetimindeki güçler dengesinde yaşanan ‘kuvvetler ayrılığı prensibinin ihlali’ sorunu,  özellikle 1980 sonrasında özelleşmeye hız verilmesi ile yaşanan ‘rant elde etme’ ve ‘yandaşlara ihale kotarma’ sorunu, benim adamım anlayışı ile ‘devlette yandaş kadrolaşma ve liyakatsizlik’ sorunu, ülke sathına bir türlü yayamadığımız vatandaş temelli milliyet prensibi yerine ‘etnik temelli milliyet’ sorunumuz gibi daha birçok sorun aslında anayasamızda yazılı olan devletin niteliklerinin her birinin uygulanışında yaşanan sıkıntıların birer yansımasıdır.

Ancak düşünüldüğünde laiklik ile ilgili yaşanan sorunlar olsun, sosyal politikalar ile yaşanan sorunlar olsun veya hukuk alanında yaşanan sorunlar olsun tüm bunların hepsinin çıkacağı ortak kapı aslında demokratik ilkelerin uygulanışından kaynaklanan sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ülkemizde yaşanan demokrasi sorunun temelinde birçok unsur etkili olmuştur denilebilir. Bir türlü demokrasiyi içimize sindirememiş olmamızın nedenleri arasında yüzyıllarca asker millet olarak yaşamamızdan kaynaklanan ve itaat kültürüne dayalı toplumsal-bürokratik yapımız etkili olmuştur da diyebiliriz, ta Osmanlı zamanından itibaren bilim ve düşünce hayatında egemen olan Eş’ârî geleneğin etkili olmasına da bağlayabiliriz bu sorunu, cumhuriyetin kuruluş döneminden itibaren gelen tabandan değil tavandan yönlendirmeleri de söyleyebiliriz, 1960 sonrası her on yılda bir yaşanan askeri darbeleri de gösterebiliriz.

Ancak şunu da söylemek mümkündür. Demokrasiyi cumhuriyetin kurulduğu günlerden daha fazla biliyoruz ve istiyoruz. Daha bilinçli olarak ve daha istekli bir şekilde demokratik bir toplum olma niyetindeyiz. Öyle sözde değil gerçekten özde demokrasiyi yaşamak ve yaşatmak istiyoruz. Bu konuda toplumsal farkındalık oluşmuştur diyebiliriz.

Farkındalığa rağmen demokrasi konusunda sınıfta kalışımızın temel nedenleri; bir yönüyle henüz demokrasi arzumuzu ne şekilde dile getirip getiremeyeceğimizi tam olarak kavrayamamış olmamızdan kaynaklanıyor. Bir yönüyle de son derece olgun ve olması gereken şekilde dile getirilen demokrasi arzularına ne şekilde tepki verip vermememiz gerektiğini bilemeyişimizden kaynaklanıyor. Kısacası ne istediğimizi biliyoruz ancak yol ve yöntemleri konusunda çelişkilerimiz, anlaşmazlıklarımız, tutarsızlıklarımız mevcut.

Siyasilerin meydanlarda birbirlerine karşı hakaretamiz ve ölçüsüzce çoluk çocuğun önünde ağza gelmedik söylemlerde bulunmalarını bu açıdan değerlendirmek gerekir veya güvenlik güçlerimizin en masum bir gösteriye karşı sergiledikleri ölçüsüz kuvvet yaklaşımlarını veya tehditleri, devletin herhangi bir konudaki hizmet yetersizliğini bahane eden bir vatandaşın devlet düşmanlığı yapmasını, çocuğunun notuna itiraz eden velinin okulda öğretmene saldırmasını, acilde hastasıyla ilgilenilmediği iddiasıyla bir hasta yakınının doktora yaptığı darbı da böyle yorumlamak gerekir.  

Tüm bu sorunların failleri ile konuşulduğunda hemen hepsinin aslında demokratik bir yaşamdan, demokrasi bilincinin öneminden ballandıra ballandıra söz ettiklerine şahit oluruz. Ancak yine aynı kişilere neden peki doğru olan davranışı sergilemediklerini sorduğumuzda, ya bir bahane ürettiklerini ya da mahcubiyet duyacaklarını görürüz.

Esasen temel sorun demokratik yaşam biçimini içselleştirememiş olmamızdan kaynaklanıyor. Bir davranış biçimine dönüştürememiş olmamızdan, kalıcı davranış haline getirememiş olmamızdan kaynaklanıyor.

Bu eksikliğimizi ise ne yazık ki kısa vadede giderebilmemiz mümkün değildir. Çünkü toplumsal davranış normlarının kalıcı hale gelmesi birkaç yılda değil, nesillerin dönüşümünü gerektirmektedir. Bu dönüşümü sağlayacak olan en temel politikalar ise eğitim alanındaki politikalarımız ve aynı zamanda ekonomik alandaki politikalarımız sayesinde olacaktır.

Eğitimde politikalarımızı demokrasi temelli oturtmak durumundayız. Bireye değer veren, bireyin kişiliğine değer veren, kişisel gelişimine katkıda bulunan ve destekleyen, özde milli ancak genelde evrensel normları benimsemiş, farklı fikir, düşünce ve yaşam biçimlerine saygılı bir eğitim politikamız ile demokrasiyi kazanım haline getirmiş nesiller yetiştirebiliriz. Bu eğitim sürecini de sadece okullarda verilen örgün eğitim olarak değil okul çağı dışına çıkmış bireyleri de kapsayan yaygın eğitimlerle birlikte düşünmek gerekir. Sadece çocukların değil hayat boyu eğitim kapsamında başta anne ve babalar olmak üzere tüm yetişkinlerin böyle bir sürece tabi olması şeklinde algılamak gerekiyor.

Ekonomik politikalarımızı yürütürken de demokratik bir tavrı ilke edinmeliyiz çünkü ekonomik politikalar doğrudan toplumun sosyo-politik yaşamına etki etmektedir. Öyle bir ekonomik modelimiz olmalı ki dünya ile rekabet edebilen bir üretim anlayışı içinde sermaye sahiplerini desteklerken diğer taraftan emek yoğun sınıfı da kollayan ve nihayetinde elde edilen kazancın topluma dengeli bir şekilde dağılımını sağlayan, vatandaşın sosyal güvencesini gözeten bir ekonomik modelimiz olmalıdır.

Eğitim ve ekonomik politikalar ile desteklenen bir yönetim anlayışı sayesinde Maslow’un ‘İhtiyaçlar Hiyerarşisi’nde de belirttiği gibi öncelikle fiziksel ihtiyaçları ve güvenlik ihtiyaçları karşılanmış bir toplum yapımızın temellerini atmalıyız. Zaten bu temelleri attığımızda ve istikrarlı bir şekilde uyguladığımızda görülecektir ki zamanla vatandaşın devletine olan bağlılığı ve sadakati daha da artmış olacaktır. Aynı vatandaş, kendini daha değerli gösterebilmek için kişisel gelişimine önem verecek ve kişisel gelişimi için de demokratik bir tavır takınması gerektiğinin farkında olacaktır.

Demokrasinin önemini kavramış ve içselleştirmiş bir toplumda ise kalkınma ve sürekli iyileşme kaçınılmazdır.

Dolayısıyla demokrasi hem gelişmenin ve kalkınmanın motor gücü,  hem de gelişme ve kalkınmanın önündeki olası sorunların çözümünde otomatik pilot görevi görecektir. 


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI