KÜRESEL ISINMA MI, O DA NE?
Hasan Soner Kırkuşu >

KÜRESEL ISINMA MI, O DA NE?

Havalar hele şükür ısındı, işte şimdi yaz geldi diyebiliyoruz artık. Türkiye genelinde sıcaklık değerlerine bakıldığında ülkenin her yanının kavrulduğunu görüyoruz. Ancak bu sene dikkatimizi çeken husus yaz mevsiminin geçen yıllara nazaran daha geç ve birdenbire gelmiş olması.

İklimler değişiyor olarak halk arasında söylenegelen  ve bilim insanlarınca ‘Küresel Isınma’ olarak adlandırılan bu küresel olgu yıllardan beri dillendiriliyor. Küresel Isınma tehlikesinin her geçen dönem daha da hissedileceğini ve bu yönde önlemler alınması gerektiğini coğrafyacılardan, uzay bilimcilerden, siyasetçilerden, bürokratına kadar neredeyse her kesimden insan söylüyor.

Küresel ısınma tehlikesinin nelere yol açabileceği, hangi boyutlarda etkili olabileceği konusunda çok da derin bilgilere sahip olmasak da yolda yürüyen adamdan tutun da ilkokul sıralarındaki öğrencilere varıncaya kadar bu konuda az çok bir iki kelime edemeyecek insanımız da yok gibi görünüyor.

Herkes yaklaşmakta olan tehlikenin farkında aslında. Ancak sürecin çok yavaş ilerlemesi nedeniyle olsa gerek her gün terör saldırılarının, şehit haberlerinin, kaza haberlerinin, hırsızlığın, yolsuzluğun, kadın cinayetinin kol gezdiği ülkemizde nedense küresel ısınma tehlikesi gündemimizin ilk sıralarında yer bulamıyor.  Birçoğumuzun geçim derdine düştüğünü de göz ardı etmeyelim.

Ve ne yazık ki bizim ülkemizde günü kurtaran ve hamasetle yapılan siyasetin gündeminde de ‘Küresel Isınma Tehlikesi’ni göremiyoruz doğal olarak.

Şu aralar güneyimizdeki gelişmeler gündemimizde,  Arap Baharı’nın Türkiye’ye sıçrama tehlikesi, 15 Temmuz sonrası sürdürülen Fetö’ye mücadele, Chp’nin ‘Adalet’ yürüyüşü, 2019 Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimleri vs. vs. vs.

Gündemin başlıkları bunlar. Gündemi düşündüğümüzde ve önümüze konduğunda ‘Ooo ! Gündem bayağı yoğun” deyip geçiştiriyoruz.

Oysa küresel ısınma tehlikesi öyle basite alınacak ve gündemin en arkalarına itilebilecek bir tehlike değildir, siyasîler açısından ise hiç değildir.

Konuyla ilgili kısa bir araştırma yaptığımızda karşımıza kıyamet senaryoları gibi senaryolar çıkıyor ve küresel ısınmanın bir değil birden fazla nedeni ile karşılaşıyoruz. Küresel ısınmanın bir türlü önüne geçilemeyişinin ardında küresel güçlerin de olduğunu görebiliyoruz tabiki.

Öyle çok derinlere inecek değilim ancak, küresel ısınmanın yüzeysel olarak nedenleri ve ülke siyasetine yönelik  eleştirel birkaç noktaya değinmek istiyorum kısaca.

İnsanoğlunun doğanın dengesini bozması ve neticesinde atmosferdeki sera gazlarının çoğalmasının küresel ısınmanın nedenlerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. Nedir insanoğlundan kaynaklanan bu nedenler diye baktığımızda şunları görüyoruz;

Özellikle 18.yy’da yaşanan ‘Sanayi İnkılabı’ndan sonra fosil yakıtların yoğun miktarda kullanılması, gerek evsel gerek sanayideki atık miktarının artması, artıkların toprağa ve suya karışması, hayvancılığın her geçen gün dünyada daha da yaygınlaşması, tarımda ve diğer üretim biçimlerinde kimyasal kullanımının her geçen gün artması gibi birkaç unsuru sıralayabiliriz.

Biz insanların doğrudan veya dolaylı olarak neden olduğu bu gelişmeler neticesinde ise atmosferdeki sera gazları arasında bulunan karbondioksit, metan gazı, halokarbon, azot oksit oranları giderek artış göstermekte ve her geçen dönem küresel ısınma daha fazla hissedilir olmaktadır.

Doğanın kendisi de sera gazlarındaki oranların değişmesine neden olurken ve dolayısıyla insanlar bu dünyada yaşamasaydı da küresel ısınma olabilecekken  ‘Sanayi İnkılabı’ndan sonra atmosferdeki sera gazları oranındaki anormal hızlı değişim ve küresel ısınma tehlikesinin her zamankinden  daha hızlı gerçekleşiyor olması, insanoğlunun dünyadaki diğer canlılara göre kırık not aldığını ve bu kürenin en yaramaz canlıları olduğunu göstermektedir.

Bu konuda sadece bilim dünyasının değil ülkeleri yönetme iddiasında bulunan herkesin bazı çareler üretmesi ve bu yönde adımlar atması kaçınılmaz görünmektedir.

Ülkemizdeki siyasilerin meydanlardaki, basın ve medyadaki söylemlerinin, savundukları parti programlarının önüne, arkasına, yanına, altına, üstüne neresine, hangi yönüne bakarsanız bakın küresel ısınma ile ilgili birkaç satır dışında hiçbir şey duyamıyoruz.  Küresel ısınmanın ülkemiz için ne derecede  tehlikede olduğunu, bu tehlikelere karşı ne gibi önlemler alınması gerektiğini, ülkemizi bekleyen beka sorunlarından birinin de her geçen gün daha da hissedilen küresel ısınma olduğunu, ülke dış politikasının oluşmasında ilişki içine girebileceğimiz ittifakları dahi etkileme gücüne sebep olduğunu neredeyse hiç duymuyoruz.

Ülke sanayisinin üretiminde, ulaşım sektöründe, tarım ve hayvancılıkta ağırlıklı olarak kullanılan fosil yakıtlar ve kimyasalları azaltmaya yönelik, yeşil alanlarımızı korumaya ve genişletmeye yönelik, parfüm endüstrisinde ve soğutucularda kullanılan kloroflorokarbon (cfc)’u azaltmaya yönelik ne gibi alternatifleri var acaba siyasi partilerimizin? Gelecek dönemlerde Türkiye’de küresel ısınmayla ilgili ne gibi çalışma planları ve politikaları var acaba? Bu konularla ilgili olarak üniversitelerdeki hangi araştırma ve geliştirmelere daha çok destek vermeyi düşünüyorlar, hangi bilime yönelik çalışmaları desteklemek arzusundalar, üniversitelerde küresel ısınmayı engelleyici türden çalışmalara ne gibi teşvikler sunuyorlar veya sunacaklar, hangi bakanlıkların konuyla ilgili olarak bütçelerine destek vermeyi düşünüyorlar?

Bilen ve duyan var mı?

Yok gibi.

Küresel ısınma tehlikesine karşı elbette tüm partilerin parti programlarında yazılı çizili birkaç satır bulabiliriz. Buna diyeceğimiz yok ancak bizim serzenişimiz yaklaşan ve tüm dünyayı olduğu gibi Akdeniz Havzasında bulunan bir ülke olarak bizi de çok yakından ilgilendiren bu tehlikeyi, günlük hayatımızda ve ülke yönetiminde ne derecede önceliklendirdiğimizdir. Ya da doğrusunu söylemek gerekirse önceliklendiremediğimizdir.

Bu tehlikenin gelecekte suyun paylaşımı sorununu daha hissedilir hale getireceği malûmdur. Özellikle Güneydoğu’muzda yaşananların arka plânında, su kaynaklarını kontrol altında tutmaya yönelik uluslararası politikalar olduğunu bilmeyenimiz yoktur.  Ancak sadece bu kadar mı?

Gelecekte açlık ve kuraklık tehlikesinden ötürü yaşanması beklenen iklim göçlerinin ayak seslerini şimdiden duyar gibiyiz. Bu yaşanacak iklim göçleri sırasında, dışarıya göç vermesi muhtemel bölgelerimiz arasında Akdeniz kıyılarımızı, İç Anadolu’muzu  ve Güneydoğu Anadolu’muzu görebiliyoruz.  Bu bölgelerimizden diğer bölgelere daha yoğun biçimde göçler olması beklenmektedir. Acaba buna ne kadar hazırız?

Yine aynı şekilde yaşanması yüksek ihtimal dâhilinde olan kuraklık nedeniyle tarımsal üretimimizin olumsuz bir süreç geçirebileceğini, tarım ve hayvancılığa dayalı üretim biçimlerimizin değişebileceğini, bu üretim alanlarına bağlı olarak sanayimizde değişiklikler olabileceğini, ithalat ve ihracat kalemlerimizin değişebileceğini, turizm politikalarımızın revize edilmesi gerektiğini şimdiden düşünmek zorundayız.  Bunlarla ilgili elbette bakanlıklar seviyesinde atılan adımlar olduğu muhakkaktır ancak toplumsal çapta farkındalık oluşturamadığımız da ortadadır.

Bu konu öylesine kapsamlı bir konudur ki aslında. Gelecekteki meslek türlerini de etkileyebilecek ve dolayısıyla insan kaynağımız ile yakından ilgili bir konudur. Aynı zamanda yaşanması muhtemel sağlık problemlerinin dahi değişebileceği tahmin edilmektedir. Belediyelerimizin imar planlarını, şehir planlarını da etkileme gücüne sahiptir bu tehlike. Aynı şekilde her geçen gün haberlerde de dikkatimizi daha çok çeken doğal felaketlerin artmasıyla sivil savunma alanlarına da daha çok yatırım yapmamız gerektiği ortadadır.  Bazı bitki ve hayvan türlerinin yok olmaya başlamasıyla birlikte insanoğlunu da bekleyen büyük bir tehlike olduğunu görmemiz gerekiyor artık.

Bugün okullarda dahi Fen ve Teknoloji öğretmenlerimizin öğrencilere proje görevi olarak verdikleri ‘Küresel ısınmayı önlemeye yönelik tedbirler’ konulu çalışmalarında neler yapılabileceğini az çok görebiliyorken siyasilerimizin günlük siyasi çekişmelerden biraz sıyrılıp dünyanın ve ülkemizin gerçeklerine yüz çevirmesi gerekmektedir. Siyasilerimiz  günü birlik, günü kurtaran, sığ politika anlayışı ile artık günümüzün insanını özellikle de yeni nesli kandıramayacaklarını anlamak durumundadırlar.

Ülkeyi ve ülkenin geleceğini şekillendirmek, ülkenin istikbâlinde altın harflerle yer almak, gelecek nesiller tarafından da güzelliklerle yâd edilmek isteyen siyasîlerimizin bu konuyu da öncelikleri arasına almalarının zamanı gelmiştir. Hatta geçmek üzeri olduğunu bile söylemek mümkündür. 


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı