ÜÇ TARZ-I SİYÂSET ve TÜRKİYE - I (OSMANLICILIK)
Hasan Soner Kırkuşu >

ÜÇ TARZ-I SİYÂSET ve TÜRKİYE - I (OSMANLICILIK)

19.yy'ın sonlarında Moskova'da dünyaya gelmiş, dönemin Osmanlı ile Rus coğrafyalarında yaşamış olan Türk ve Müslümanlarına uygulanan türlü eziyet, işkence ve sıkıntılara bizzat şahit olmuş, Türk tarihinin yine o dönem için düşünüldüğünde son büyük devletinin tarih sahnesinden yok olmak üzere olduğuna tanık olmuş pek değerli Türk ilim ve fikir adamı Yusuf Akçura'nın, Türk siyaseti için önemli kabul edilen 'Üç Tarz-ı Siyâset' isimli eserinden yola çıkarak ve bu eserde bahsi geçen 'Osmanlıcılık, İslâmcılık ve Türkçülük' fikir akımlarının günümüz Türkiye'sinin şartlarıyla kıyaslamasına el verdiğince değinerek bu büyük müverrihin fikir deryasının yanında son derece sığ kalabilecek bir değerlendirmeyi yapmak istiyorum.

Yusuf Akçura, Üç Tarz-ı Siyâset isimli makale dizisini 1904'ten itibaren Mısır'da çıkarılan 'Türk' adlı gazetede 1907'de yayımladığında amacı dağılma tehlikesi ile karşı karşıya bulunan, beka sorununu iliklerine kadar hisseden Osmanlı Devleti'nin tekrar eski gücüne kavuşması ümidiyle ortaya atılan, ortaya atılmakla kalmayıp pratiğe geçirilen ve geçirilmek istenen 'Osmanlıcılık, İslâmcılık, Türkçülük' fikir akımlarında eksik bulduğu ve doğru gördüğü yönleri tespit etmek idi.

Kendisi bu fikir akımlarından Türkçülük fikrinin hem teoride aynı zamanda pratikte savunucusu olmuştur. Hayatta iken Türkçülük fikrinin yeşermesi ve yerleşmesi adına gazete ve dergiler çıkarmış, parti, cemiyet ve derneklerin kurucuları arasında yer almış, Türk Kurtuluş Mücadelesi'nde Millî Mücadele'ye katılmış, Hariciye vekâletinde görev almış, İstanbul'dan milletvekili seçilerek mecliste de aynı düşüncelerini savunmuştur. Türk Tarih Kurumu'nun kuruluşunda görev alarak başkanlığını da yapmış olan Akçura, İstanbul ve Ankara'da üniversitede Siyasî Tarih dersleri vermiştir. 1935'te ise Kars milletvekili iken hayata veda etmiş olan Yusuf Akçura'nn kabri Edirnekapı Şehitliği'nde bulunmaktadır.

Akçura'nın o dönem karşılaştırmasını yaptığı fikir akımlarından ilki Osmanlıcılık fikri idi. Bu fikir tüm Osmanlı sınırları içinde yaşayan ve her türlü din ve milletin kanunlar önünde eşitliğini ve özgürlüğünü savunan bir temel üzerine oturuyordu. Amaç ise dinî ve millî farklılıklardan kaynaklanan çekişmelerin ve anlaşmazlıkların önüne geçerek güçlü bir devlet nizamına kavuşmaktı.

Bugünün vatandaşlık esasıyla karşılaştırabileceğimiz bu düşünce akla ve mantığa yatkın bir düşünceydi. Ancak o dönemlerde bunu gerçekleştirebilmek mümkün olmamıştı. Çünkü özellikle 18. asrın sonlarından itibaren dalga dalga yayılan milliyetçilik düşüncesi, millî farklılıkları tek bir nizam altında birleştirme düşüncesinin önünde en büyük engel teşkil esiyordu.

Osmanlı'nın eski gücüne kavuşmasını istemeyen batılı devletler başta olmak üzere Müslüman teba ve Türk milletine tabi olanlar diğer din mensuplarıyla ve diğer milletlerle eşit olmak istemiyordu. Ayrıca yüzyıllarca farklılıkların kabulü üzerine yönetilmiş bir coğrafyada, kanunlar nazarında farklılıkları yok sayarak eşitliği sağlamak da pek mümkün görünmüyordu.

Yine milliyetçilik fikrini adeta zehir gibi Osmanlı azınlıklarına enjekte etmeyi başaran başta Rusya olmak üzere diğer batılı devletler kışkırtmalarla Osmanlıcılık fikrinin hayata geçmesine engel oluyorlardı. Diğer taraftan Osmanlıları (Türkleri) sürekli olarak barbar kabul eden Avrupalılar, Osmanlı coğrafyasındaki hristiyan toplumların artık İslâm hakimiyeti altında yaşamalarına da razı değillerdi.

İşte bu nedenlerle Osmanlı vatandaşlığı esası' üzerine birlikteliği sağlamak bir türlü mümkün olamamıştı.

Şimdi Osmanlıcılık fikrini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı düşüncesiyle karşılaştıralım ve Türkiye şartlarında yorumlayalım.

Günümüz Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 66. maddesine göre, "Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türktür." şeklinde ifade edilen ve Türklük üzerine bina edilen vatandaşlık kavramının  ve  Anayasası'nın 10.maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir." şeklinde ifade edilen özellikle dil, ırk, mezhep kavramlarının dış güçler ve içerideki işbirlikçileri vasıtasıyla sürekli olarak istismar edildiğine, böylece vatandaşlık esaslı birlikteliği sağlamak isteyen Türkiye'nin iri ve diri olmasının önüne engel olarak çıkarıldığına şahit oluyoruz.

Ağırlıklı olarak Kürt milliyetciliği bundan daha az ölçüde ise Alevî-Sünnî farklılıkları üzerine kasıtlı olarak gidilerek, esasen gündelik toplumsal hayatın içinde dikkate alınmayan farklılıklar büyütülmeye çalışılmaktadır. Zaman zaman bir takım komplolar ile bu farklıklılara dayalı yaralar açılmakta sonrasında ise bu yaraların kapanmaması için devamlı olarak sun'i gündemlerle kaşınmaktadır.

Bu noktaya kadar gizlenen dış mihrakların bundan sonrasında alenen devreye girerek iç siyasete müdahale etmeye çalıştıklarını da görüyoruz. Gerekçe olarak da kanunlarımızdaki bazı eksiklikleri veya bazı kanunların uygulanmasında yaşanan sıkıntıları dile getirdiklerine, insan hak ve özgürlükleri ile ilgili uluslararası standartlara uymadığımıza dair bahaneler öne sürdüklerine tanık oluyoruz.

Böylesi dış müdahalelere karşı yapılması gereken, öncelikli olarak, kendi içimizde özeleştiri yapmamızdır. Eksiklerimizi gidermeye dönük her türlü reformu gerçekleştirmemizdir. Kanunlar önünde eşitlik prensibini ve laikliğin gereklerini tam bir olgunluğa kavuşturduğumuzda dış müdahalelerin ve içerideki uzantılarının önünü kesmiş oluruz. Üstelik bu yöndeki reformlar sayesinde hem güçlü bir Türkiye olmus oluruz hem de vatandaşlık esasına dayalı birlikteliğin ön koşulu olan vatandaşın devlete olan sadakatini güçlendirmiş oluruz.

Bir sonraki yazıda Akçura'nın Üç Tarz-ı Siyâset' isimli eserinde değerlendirmesine aldığı 'İslâmcılık' fikrini yine günümüz Türkiye şartlarında yorumlamaya devam ederiz.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI