izmir escort bayan
bursa escort
‘Benim ülkemde böyle bir insanı kaybetmedik ki’

‘Benim ülkemde böyle bir insanı kaybetmedik ki’

Öyle bir liderdi ki, kelimenin tam anlamıyla bitmek yok olmak üzere olan bir ulusu yeniden var eden, önce kurtaran sonra devrimleriyle ileriye taşıyan…Evet bizler hepimiz ATATÜRK’ün Cumhuriyet adlı zırhlı gemisinde korkmadan azgın dalgalı sularda fırtınalı bir havada ilerlemekteyiz. Bu millet bir 15 Temmuz yaşadı. Gemiyi delmeye çalışanlar oldu ama unuttular ki delenler bu gemideki herkesle birlikte batacaktı. M.Kemal öyle sağlam bir gemi yapmış ki bize; ne fırtınalar ne badireler atlattık. Size  O’nun Allah tarafından gönderilmiş özel bir kurtarıcı olduğu hakikatı güneş gibi ortada. Sen kafanı kuma da gömsen hakikatten kaçamazsın , hakikat güneş gibi açık seçik gerçeği haykırırken sen sadece kendini kandırırsın. Birkaç yazı dizisi ile O’nun gerçekte Türklüğün ve Müslümanlığın kurtarıcısı olduğunu isbat ettik. Ancak yine bir Kur’an ayeti derki ‘’Summun bukmun ummun fehüm la yerciun(Bakara,18) (Gecenin karanlığı içinde ne bir ses, ne bir sada duyulmadığı ve esasen kulakları da her türlü yardım ve hayır sesine kapalı olduğu için) sağırdırlar; (hiçbir şey duymadıkları için) dilsizdirler, konuşamazlar; (doğruyu, aydınlığı görmelerine mani olacak şekilde gözlerine perde indiği ve karanlıklara gömülü bulundukları için) kördürler; artık bu halden kurtulup, geriye (ışığa,doğruluğa) dönmeleri de mümkün değildir.’’ Bu nedenle körlerin,sağırların ve dilsizlerin gerçeği anlayacak ve idrak edecek yetileri körelmiştir.’’Ve meselullezîne keferû kemeselillezî yen’ıku bi mâlâ yesmeû illâ duâen ve nidââ(nidâen), summun bukmun umyun fe hum lâ ya’kılûn(Bakara,17). Böylece, hakikati inkara şartlanmış olanların durumu, çobanın haykırışını işiten ama onu yalnız bir ses ve çağrı şeklinde algılayan sürünün durumuna benzer. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler; zira akıllarını kullanmazlar.’’ Bizim sözümüz düşünmeyenlere değil, dinleyip ibret alan, düşünen akıl sahiplerinedir.  

Bakara:13-

Onlara: "İnsanların (müslümanların) inandığı gibi inanın." denilince, "Biz de o beyinsizlerin inandığı gibi mi inanacağız?" derler. İyi bilin ki, asıl beyinsiz kendileridir fakat bilmezler

Ali İmran,65-Siz hiç düşünmüyor musunuz?

Sizlere Kur’an konuşuyor. Kur’anın konuştuğu yerde bize daha fazla bu konuda söz düşmez vesselam…

 

TRABLUSGARP’TAKİ BEDEVİ ATATÜRK’ÜN ÖLECEĞİ ZAMANI SÖYLÜYOR

Trablusgarp savaşı dönemidir. Atatürk arkadaşlarıyla birlikte Trablusgarp’a varmak üzereyken yolda bir bedeviye rastlarlar. Bu adam el falından çok iyi anladığını söyleyerek el fallarına bakmayı teklif eder. Hepsi avuçlarını gösterdi. Sıra Mustafa Kemal’e gelmişti. Önce elini uzatmak istemedi. Arkadaşlarının ısrarı üzerine oda elini bedeviye uzattı. Sarışın subayın elini sert avuçlarına alan bedevi, bu elin çizgilerine bakar bakmaz, yerinden ayağa fırladı ve büyük bir heyecanla haykırmaya başladı:

-Sen padişah olacaksın…Padişah olacak ve 15 yıl hüküm süreceksin…

Gülüştüler ve yollarına devam ettiler…Aradan yıllar geçti, 12 yıl sonra Atatürk, genç Türkiye devletinin Cumhurbaşkanı oldu.

Cumhuriyetin 14. Yılının sonlarına yaklaşıldığında hastalığı iyice ilerlemişti. Birgün arkadaşlarıyla otururken Fuat Bulca ile göz göze geldi. Birkaç saniye gözlerinin içine bakıp gülümsedi.

-Arap vaktiyle söylemişti…Bizim padişahlık nasıl olsa 15 yıl sürecektir. Hesapça bu son senemizdir.

Daha sonra Fuat Bulca’ya eğilip fısıldayarak şöyle der.

-Bingazi’deki falcıyı hatırladın mı. Bana 15 yıl hükümdarlık yapacaksın demişti…  İşte 15 yıl Fuat…

Yıl:1938’di.

ATATÜRK NASIL ÖLDÜRÜLDÜ?

Atatürk’ün temelde iki rahatsızlığı vardı. Bunlar böbrek yetmezliği ve sıtma. Atatürk’ün vefatı ise tedavisinde kullanılan ilaçlar ve yanlış tedavi yöntemleri ve bunlara bağlı olarak da süikast olduğunun belgelerini ortaya koymak gerek. Bunun için tedavi yapılan konsültasyonlara bakmak yeterli sanırım. 1937 senesinde cilt kaşıntıları rahatsızlığı ortaya çıkar. Tedaviler sonuç vermez, hastalığına doktorlar teşhis koyamazlar ve 1938 yılı ocak ayında Yalova’ya kaplıcalara gelir. Nihayetinde tedavi olmak için gittiği Bursa Yalova Termal Kaplıcalarında buranın doktoru ve müdürü olan, Dr. Nihat Reşat Belger tarafından Atatürk’ün hastalığının ilk teşhisi konulur, buna göre Atamız’ın hastalığı karaciğer büyümesi ve sertleşmesidir yani sirozdur. Bu teşhis daha sonra buraya çağrılan daimi doktoru Dr. Neşet İrdelp tarafından da kabul edilir. O kadar ilginçtir ki, uzun yıllar tedavisini yapan Dr. Neşet Bey bunu daha önce fark edememiştir! İşin gerçeği Atatürk siroz değildir. Yukarıda da belirttiğimiz üzere Atatürk esasen böbrek yetmezliği ve sıtma rahatsızlıkları geçirmiştir bir kez de sarılık rahatsızlığı atlatmıştır. Doktorların siroz demesinin nedeni Atamız alkol içtiğinden kamuoyuna siroz denirse inandırıcı olacağından uydurulmuştur. Eğer siroz başlangıcı mevcut dense daha doğru bir tanı konmuş olacaktı zira karaciğer büyümesi teşhisi esasen yanlış bir teşhis değildir. Esas sorun işte bu noktadan sonra başlamaktadır. Zira bu andan itibaren yanlış tedavi yöntemleri kasıtlı olarak uygulanmıştır. Prof Dr. Akil Muhtar Özden Şehsuvaroğlu Atatürk’ü muayene ettikten sonra şunları söylemektedir:

-Muayenemde büyük bir karaciğer buldum. Dalak da karaciğer kaburga alt kenarını iki parmak geçiyordu. Karaciğerin yüzeyi düzgün idi. Karın yumuşaktı. Karında yüzeysel damarlarda şişkinlik yoktu. Karında su (asit) toplanması mevcut değildi. Rengi bozulmuş kuvveti azalmış idi. Kollarda ve bacaklarda ödem (su toplanması) yoktu. Hastalığın hepatite (karaciğer iltihabı) olduğu sonucuna vardık.

Bu andan itibaren Atatürk’e doktorlar alkolü yasaklar. Atatürk de bu teşhisten itibaren ölene kadar bir daha ağzına alkol almaz. Peki öyleyse bu hastalık nasıl siroza döner ve hastalığın en ileri safhası olan karında su yani asit birikimi meydana gelir? İşte temel sorun burada, hastalığın tedavisinde kullanılan yöntemler hastalığın daha da ilerlemesine ve nihayet ölümüne yol açar.

Prof. Dr. Akil Muhtar Mart 1938 de yaptığı muayenede karında su toplanması yoktur der, ancak Haziran 1938 başı karında su toplanması meydana gelir. Dr. Akil Muhtar asit birikimi ( su toplanması) konusunda çelişkiye düşer oluşturulan heyetle birlikte karından kalın iğne ile su alınmasına karar verilir, tarih 3 Ağustos 1938. Bu arada şiddetli tartışmalar olur doktorlar arasında tartışmalara Avrupa’dan gelen doktorlar da dahil olur. Tam da bu esnada Atatürk, beni Türk hekimlerine emanet edin, der. Bu söylemi insanlar genelleştirmiş olsa da bu söylem esasen o an için söylenmiş bir sözdür. Yani beni yabancı doktorlara teslim etmeyin demek ister. 

 Fransa’dan Dr. Fissinger  , Alman Dr. Bergman ve Viyana’dan Dr. Eppingen de Türkiye’ye çağrılarak tedaviye dahil edilirler. Dr. Bergman ve Eppingen kullanılmasında ısrar ettiği civalı diütretik yani salyrgan Atamız’ın vefatında önemli bir yer teşkil eder. Fransız doktor Fissinger 3 Ağustos 1938 tarihinde uygulanan bu civalı ilaç tedavisinin kesinlikle uygulanmaması konusunda uyarır. Esasen bu ilaç Türkiye’ye ne zaman ve nasıl getirildiği bilinmemekte ve Avrupa’da daha o dönem bile kullanılması yasaklanmış olan bir tedavi yöntemidir. Vücuda zerk edilen bu ilaç vücuttan su atımını kolaylaştırmakta ancak yan etkileri içerisinde ölümle neticelenen vakalar olduğu bilinmektedir. Bu nedenle Avrupa’da 1900 yılların başından itibaren kullanımı yasaktır. Fransız doktorun uyarılarına rağmen bu tedaviyi uygulayan Berkman ve Eppingen Atamız’ın ölümüne neden olurlar. Fransız doktor gönderilir elbette. Zira maksat zaten Atatürk’ü tarih sahnesinden silmektir.

ATATÜRK NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ

Şunu da ayrıca belirtmeliyiz ki civa çok zehirli ve açık havada buharlaşabilen tehlikeli bir ağır metaldir. Vücutta birikmesi halinde kesin ölüme neden olur. Örneğin biz üniversitedeyken bir laboratuarda bir gün civalı termometre kırılmıştı ve hocalar laboratuarı bir ay boyunca kullanıma kapatmışlardı, çünkü açık havada buharlaşabilen civa, soluk alma sırasında vücuda girebilir ve ölüme neden olabilirdi. İşte bu son derece tehlikeli ve yasaklanmış olan civalı diütretik tedavisi Atatürk’ün ölümüne neden olmuştur.

Esasen Atatürk 1937 yılında yaptığı söylemlerle kendi ipini çekmişti. O da biliyordu ki Allah O’na 57 yıl ömür vermişti. Bu anlamda Yahudileri kızdıracak bazı söylemlerde bulundu. Bunlardan birincisi: Ben hayatta olduğum sürece İsrail devleti kurulamaz, gerekirse halifeliği kullanır tüm Müslüman devletlerden teşekkül eden bir ordu hazırlayarak bu oluşuma karşı koyarım dedi. İkincisi ise çok manidardır kendiside Atatürk’ü muayene eden heyetlerden biri olan Dr. Mim Kemal Öke’ye söylediği sözdür. Mim Kemal Öke sabataisttir ve mason localarında aktif görevlidir. Atatürk, Mim kemal Öke’ye mason localarını kapatınız diye emir verir. İşte bu iki söylem sonucu dünyada Yahudiler ve Türkiye’de sebataistler Atatürk’ün ölmesini aksi takdirde istedikleri gibi at oynatamayacaklarını anlarlar. Atatürk’ün hastalığı onların için bir fırsat olur ve bu fırsatı kaçırmazlar ve O’na uygulanan yanlış tedavi yöntemleriyle ölümüne neden olurlar. Mim Kemal Öke’nin de içinde bulunduğu doktorlar heyeti meclise Atatürk’ün otopsi yapılmamasını zira ölüm nedeninin zaten siroz olduğunu belirtirler. Meclis de , Atamız’a saygıdan beklide O’nun mubarek naaşının kesilip biçilmesini istemez ve otopsi yapılmaz. Nihayetinde Sabataistlerin yedikleri halt, tarihin karanlık sayfalarında  saklanmış olur. Ancak gerçeklerin er ya da geç ortaya çıkmak gibi kötü bir huyu vardır. 

 

BİZ BÖYLE BİR İNSANI KAYBETMEDİK…

Tarih 10 Kasım 1938 Ulu Önder Atatürk aramızdan ayrılmış, millet şokta, ülke ağlıyor. Bütün Türkiye halkı yasa boğulmuş. Saat tam 10.00’da İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nün de başında bulunun Alman Prof. Dr. Whalther Arndt derse girer. Son derece katı kuralları ve disiplini olan bir hocadır. Öğrenciler üzerinde ciddi bir baskı ve otorite kurduğundan öğrenciler ağlaya ağlaya da olsa derse girmek zorunda kalırlar. Hoca sınıfa girer, öğrenciler bitkin, ümitsiz bir halde sıralarında kafalarını sıralara koymuş ağlamaktadır. Alman hoca bu manzara karşısında ne yapacağını şaşırır ve hiçbir şey demeden sınıfdan çıkarak ne yapacağını bilmez bir halde fakülte dekanını telefonla arar. Ve derki: Az önce Atatürk’ü kaybettiğimizi öğrendim, ne yapmam gerektiğini bana söyler misiniz? Der. Aynı üzüntü içinde olan Dekan, Alman Profesöre der ki: Sizin ülkenizde böyle bir insanı kaybettiğinizde ne yaparsanız onu yapın, deyince Prof tarihe geçen şu cümleyi söyler:

‘Benim ülkemde böyle bir insanı kaybetmedik ki’

Kaynaklar: Gizli Yönleriyle ATATÜRK, Ergun CANDAN; ATATÜRK nasıl öldürüldü? ,Ogün D. (Yazar soyadını kendisi belirtmemiştir)... alg/blg.k MAHFİ/ drnhbr...


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI