KEŞKE KAHRAMANLAR OLMASA
Hasan Soner Kırkuşu >

KEŞKE KAHRAMANLAR OLMASA

Son birkaç gündür Tekirdağ Net Haber’de önce Tarık Eski’nin dikkatini çeken bunun üzerine de Dr.Nezih Okur’un ‘Tarık Eski’nin Kahramanları’ yazısıyla ayrıca dikkat çektiği bir konu benim de nacizane dikkatimi çekti.

Dr.Nezih Okur, son yazısında Galileo’den bahsetmiş. Galileo Galilei, Ortaçağ sonrası Avrupa döneminde yaşamış önemli bir bilim insanıdır. Yaşadığı dönem Avrupa'da dikta yönetimi olarak da adlandırabileceğimiz, kilisenin baskıcı düşünce sistemi hâkimdi. Bu düşünce sisteminin adına okul sıralarında da öğretildiği üzere Skolastik Düşünce Sistemi adını veriyoruz.

İşte Galileo’nun dünyanın güneş etrafında döndüğünü söylemesi üzerine mahkemeye çağrılması böyle bir döneme denk düşer. Bu büyük bilim insanı, baskının toplumun her kesiminde iliklere kadar hissedildiği bir dönemde mahkemeye çıkmış ve bu uyduruk mahkemede ölümlerden ölüm beğen sadedinden bir yargılamaya muhatap kalmış ve en sonunda bilimsel iddiasını sırf öldürülmemek için inkâr etmek durumunda kalmıştır.  

Sayın Okur’un yazısında da belirttiği gibi Galileo’nun ölüm tehditleri karşısında bilimsel iddiasından vazgeçmesi üzerine öğrencisi ona, bana göre haksız yere : “kahramanları olmayan ülkeye yazıklar olsun” demiştir.

Dr.Nezih Okur, bize Ortaçağ’ın son kalıntıları olarak adlandırabileceğimiz baskıcı dönemde yaşanmış olan bu yargılamayı hatırlatarak bunun üzerinden bir çıkarsama yapmamızı istiyor ve Sayın Tarık Eski’nin yazısında belirttiği gibi bir olay karşısında yani telefonla iş bitirme muhabbetinin ayyuka çıkması karşısında artık belediye başkanının da yüzünün kızarıp bundan ders çıkarması gerektiğini söylüyor. Galileo’nun öğrencisinin söylediğini de Tekirdağ için değiştirerek “ kahramanlara gerek duyduğu için Tekirdağ’a yazıklar olsun” şeklinde ifadenin artık kullanılmayacağı günlere atıfta bulunuyor.

Öncelikle şunu tespit etmek gerekir. Galileo’nun yaşadığı dönem Ortaçağ sonrası olmasına rağmen Ortaçağın baskıcı düşünce sisteminin neredeyse en koyu bir şekilde yaşandığı dönemdir ve bu dönemin mahkemesinin adalet dağıtmadığını bile bile yine de dünyanın döndüğünü söylemek büyük bir kahramanlıktır. Galileo, bunu söylemekle kendisini mahkemede bulacağını zaten biliyordu. İddiasını mahkeme salonunda inkâr etmekle, dünyanın güneş etrafında dönmekten vazgeçmeyeceğini de çok iyi biliyordu. O, dönemin önceden şartlanmış ve adaletin A’sının dahi dağıtılmadığı bir düzenin mahkemesine çıkarak aslında düzeni yargılamış oldu, adaletsizliği kayıt altına aldırmış oldu. Bunu yaparak Ortaçağ zihniyetinin Avrupa toplumunu ne derecede karanlıklara boğduğunu günümüze kadar taşımış oldu. Bu açıdan bakıldığında O, bir kahramandı.

Gelelim bizim Tekirdağ’da belediye başkanının telefonla aldığı talimat üzere iş bitirmesine.

Bugüne bugün bu ülkede bir veya birkaç üstten telefonla yapılan ikaz veya talimat üzerine acaba kaç iş bitirilmiştir. Sayısını elbette kimse bilemez ben de bilmiyorum ama bu işlerin ne yazık ki böyle yürümediğini kaç kişi iddia edebilir.

Bugüne bugün bankada, hastanede, postanede, belediye veznesinde her neredeyse sıra numarası alındığı halde yine de içerden bir tanıdık vasıtasıyla işini daha önceden bitirmek telaşında olan biz değil miyiz?

Zaten olacak olan işi güya bitirmiş görünmek için aracı olan da biziz. İş bitirmiş olmayı, iş bitirici olmayı çok severiz.

Tapuda, kadastroda, vergi dairesinde iş ve işlemlerin yürümesi için yapılması lazım olanları yaptığımız halde bir öğlen arası birkaç çalışana bu sıcaklarda soğuk dondurma ikramında bulunan veya bir öğlen arası işinizi görmesi gereken kişilerden birkaçına tanıdık, eş dost muhabbetiyle öğlen yemeği yediren ve böylece zaten olacak olan işi bitirmiş görünüp, işi hızlandırdığımızı iddia eden de biziz.

Bir de oldurmazı olduran yanımız var. Şöyle ki;

Çocuğunuzu ikametgâh bölgesi dışındaki bir okula mı kaydettirmek istiyorsunuz, okul idaresiyle konuştunuz bir türlü olmadı. Hadi buyurun okula şöyle iyi miktarda  bir bağışta(!?) bulunun bakalım neler oluyor. İkametgah bölgeleri sizin o büyük bağışınızın hatrına birkaç dakikalığına sistemde değiştiriliyor mu değiştirilmiyor mu.

Ya da büyüklerden biri, bir konferans salonunda herkesin gözü önünde o yerleşim yerinin zengin işadamlarının birinden bir okul inşaatı için söz almış olsun diyelim. Sonrasında da bu işadamının sözünü tuttuğunu düşünelim. Haydi bakalım bu zengin işadamımız bir ihaleye girmek istediğinde hangi makam bu ihaleyi ona vermeyecek, bana gösterin.

Seçim döneminde ben belediye başkanı seçilen kişinin yaptığı mitingler sırasında, mitinge katılan bindirme kıtalarının bütün ekmek arası köftelerini ve ayranlarını karşılayacağım, otobüslerin mazotunu karşılayacağım sonra da bu belediye sınırları içindeki park ve bahçelere ait çit ihalesi bana verilmeyecek, kaldırım taşı ihalesi verilmeyecek öyle mi. Bırakın şimdi söyletmeyin beni.

Olmazlar da böyle olduruluyor bilmeyen mi var.

Hangi dünyada yaşıyoruz. Benim bildiğim işler benim ülkemde ne yazık hep böyle işler.

Peki neden bizim işler hep böyle işler?

Çünkü biz bize benzeriz de ondan. Lafa gelince mangalda kül bırakmayız, ancak sırası gelince de minareyi çalmak için kılıfı önceden hazırlarız.

Sonra da ne mi olur? işte böyle olur.

Sonra da nasıl mı olur? Nasıl yaşıyorsanız öyle yönetiliyor olursunuz.

Hiç yalandan muhabbete gerek yok, bu ortamı yaratan da yaşatan da biziz. Önce zihniyet meselesi, zihniyetler de öyle ne yazık ki akşamdan sabaha kolay kolay değişmiyor. Bir nesil, iki nesil, üç nesil gerekiyor.

Her zaman geldiğim noktaya geliyorum yine. Çare eğitim. Peki nasıl bir eğitim?

Hani derler ya adam gibi diye, hanımlar alınmasın sakın kastım cinsiyet ayrımcılığı değil. İşte böyle bir eğitim, adam gibi bir eğitim. Önce insan yetiştiren eğitim, insana değer veren eğitim, insanın gelişimine destek olan bir eğitim, insan eleyen değil insan kazanan bir eğitim, insanı yaşat ki devlet yaşasın felsefesini düstûr edinmiş bir eğitim, işinin hakkını veren insanları yetiştiren bir eğitim gerekiyor.

İşte en zor iştir bu eğitim meselesi, çünkü önce zihniyet değişimiyle başlıyor herşey. Ömür biter ama neticesini almak mümkün olmaz bu yolda. Kimi bu uğurda ölür de kahraman olur, kimi de bu uğurda yargılanır da kahraman olur, kimiyse tarihe bir kayıt düşmesini sağlar öyle kahraman olur.

Elbette Dr.Nezih Okur’a katılıyorum, keşke hiç kahramanlara ihtiyacımız olmasa. Keşke herşey mükemmel olsa ve işler olması gerektiği gibi işlese.

Ama maalesef henüz bunu diyebilmek için çok erken gibi geliyor bana.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI