İDLİB DÜĞÜMÜ
Hasan Soner Kırkuşu >

İDLİB DÜĞÜMÜ

Cerablus, Fırat Kalkanı Harekâtı, El-Bab Operasyonu, Rakka ve Menbiç operasyonları derken şimdi geldik İdlib’e.

İdlib, uzun zamandır cihatçı olarak bilinen ve Suriye rejimine muhalif bir takım radikal örgütlerin ortak olarak yönetimleri altında tuttukları bir eyalet. Bu eyaletin Türkiye açısından önemi Hatay il sınırımıza komşu olmasından ibaret. Ancak son zamanlarda bu eyalette yaşanan bir takım olaylar İdlib’in Türkiye açısından ne kadar önemli olduğunu bir kez daha bize hatırlattı.

Türkiye’de Cilvegözü sınır kapısı olarak bildiğimiz, Suriye-İdlib’de ise Bab El Hava sınır kapısı olarak bilinen kapının kontrolünün Ahrar’uş Şam’dan çıkarak El Nusra’nın eline geçmiş olması üzerine Türkiye’nin sınır güvenliği tehlikeye girmiş oldu. El Nusra ise hepimizin bildiği uluslararası terör örgütü olan El Kaide’nin Suriye uzantısıdır ve ismini de 2016’da Şam’ın Fetih Cephesi olarak değiştirmiştir.

İşte bu Şam’ın Fetih Cephesi denilen terör örgütünün (El Nusra’nın), bölgenin kontrolünü tamamen ele geçirmeye çalışması ve özellikle sınır kapımızın kontrolünü ele geçirmiş olması Türkiye’nin güvenliğinin tehlikeye girmesine neden olmuştur. Çünkü İdlib’in kontrolünün El-Nusra’nın ele geçmesini istemeyen başta Amerika olmak üzere Rusya, İran, Suriye, Bae, Suudi Arabistan gibi devletlerin bu örgüte karşı yürütecekleri askerî bir girişim, binlerce cihatçı terör örgütü mensubunun aileleriyle birlikte Türkiye’ye sığınmak istemesine neden olabilecektir.

Böyle bir gelişmenin ihtimal dâhilinde olması bile şu an için Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmektedir.

Peki, bu terör örgütü mensuplarının Türkiye açısından ciddî bir tehdit olduğunu bile bile başta Amerika olmak üzere diğer devletler, İdlib’deki El-Nusra’ya askerî bir müdahale düzenleyerek sonrasında da bu radikal unsurların aileleriyle birlikte Türkiye sınırını zorlamasına göz yumar mı?

Şu an için baktığımızda buna net bir cevap bulabilmek mümkün görünmüyor.

Net cevap veremiyor olmamızı ise Abd’nin bu bölgede izlediği politikalara bağlayabiliriz, Nato müttefikimiz olmasına rağmen Daeş’le mücadele ediliyor bahanesi ile Pkk uzantısı olan Pyd/Ypg unsurlarını açıktan destekliyor olmasına, bu terör örgütüne Türkiye’nin ikazlarına rağmen ağır silah yardımında bulunuyor olmasına bağlayabiliriz. Bu gerçekler ise Abd’nin, Türkiye hakkındaki düşüncelerinin hiç de olumlu olmadığını; Türkiye açısından değerlendirildiğinde tehdit unsurlarımızın sadece Pkk uzantısı Pyd/Ypg'den ibaret olmadığını, Daeş'ten, El Nusra'dan ibaret olmadığını asıl tehdit unsurlarından birinin de Abd'nin bölgemiz hakkında izlediği dış politikalar olduğunu göstermektedir.

Abd’nin, Suudi Arabistan’la birlikte Bae’nin de desteğini alarak ve hatta Rusya’nın da gizil desteğini kazanarak terör ile mücadele bahanesi ile yani İdlib’i terör örgütlerinden temizlemek ve sığınmacıların yerleştirildiği kampların güvenliğini sağlamak bahanesiyle El-Nusra’ya karşı askerî bir müdahalede bulunma ihtimalinin olması, bu bölgede kendini tehlikede hissedecek olan ve sayıları 10 binlerle ifade edilen El-Nusra mensuplarının aileleriyle birlikte Türkiye’ye sığınmacı olarak yönelmesi sorununu ortaya çıkaracaktır. İşte böyle bir ihtimalin gerçeğe dönüşmesi bizim açımızdan tehdidin büyüklüğünü göstermektedir.

Bu ihtimal karşısında Türkiye’nin tavrı ne olur? Abd, bu ihtimali gerçeğe dönüştürmek isteyebilir mi?

Bunu henüz bilemiyoruz çünkü Abd’nin başta Rusya olmak üzere bölgedeki diğer devletlerle ne şekilde pazarlıklar yapacağını henüz bilemiyoruz. Ancak İdlib operasyonu ihtimalinin gerçekleşmemesine karşılık Türkiye’den ne isteyeceğini az çok tahmin edebiliyoruz.

İlk akla gelen Abd’nin, bağımsız Kürt Devleti’nin kuruluşuna Türkiye’nin ses çıkarmamasını istemesi ihtimalidir. Çünkü Abd’nin Türkiye sınırında bağımsız bir Kürt oluşumunu istediğini bilmeyen yok. Gerek Barzani ile dirsek temasları, gerekse Pyd/Ypg’ye verilen her türlü destek açıkça ortadayken Abd’nin İdlib’e yapacağı operasyona karşılık Türkiye’yi bu konuda köşeye sıkıştırmaya çalışması muhtemeldir.

Üstelik Fırat Kalkanı Harekâtı’nın ardından askeri bir başarı elde etmemize rağmen siyasî bir netice alamamamızın en büyük müsebbibinin de Abd olduğunu bilmeyen yok.  Abd’nin Ypg unsurlarına her türlü desteği verip Fırat’ın batısında Pkk yapılanmasına tekrar zemin hazırladığını, Barzani koridorunun tamamlamasına yardımcı olduğunu herkes biliyor.

Dolayısıyla bu açıdan bakıldığında İdlib’teki gelişmelere zaten Abd tarafından çanak tutulduğunu söylemek dahi mümkündür. Hatta bir adım daha ileri gidersek Abd’nin bu kozu Rusya-İran-Suriye üçlüsüne karşı da kullandığını söyleyebiliriz. Çünkü bu üçlü, İdlib operasyonunu bahane edecek bir Abd’nin Suriye’nin kuzeyine yerleşmesini ve burada kontrolü ele geçirmesini asla istememektedir. Buna müsaade etmenin Avrupa’ya taşımayı düşündükleri doğalgaz ve petrol enerji hatlarındaki kontrolü Abd’ye ve Abd’nin kontrolündeki Barzanistan’a kaptırmak anlamına geleceğini çok iyi bilmektedirler. 

Geldiğimiz şu noktada Abd, dış politika oyununu en iyi oynayan konumundadır ve herkesi köşeye sıkıştırmış durumdadır.

Suriye rejimi için sonun yaklaştığını görüyoruz artık. Suriye rejimi, zamanında cihatçı diye bildiğimiz bütün bu radikal örgütlere İdlib’i bırakarak büyük bir hata yaptığının farkına varmıştır. Astana görüşmeleri sonrasında Rusya ve İran’ın da desteğini alarak İdlib’i kontrol altına almaya çalışması bunu göstermektedir. Ancak o günden bu günlere İdlib’e hiçbir müdahale yapılamamış olması her geçen zaman Abd’ye ve Barzanistan’a vakit kazandırmış görünmektedir.

Sonuçta kim kazanacaktır henüz bunu söylemek tam olarak mümkün değildir ancak görünen o ki bu bölgede yaşananlardan kısa vadede ve ilk etapta zararlı çıkacak olan Suriye’nin toprak bütünlüğü olacaktır sonrasında ise Irak’ın toprak bütünlüğünün değişecek olmasıdır. Orta ve uzun vadede ise İran ve Türkiye’nin tehdit altında olacağını söyleyebiliriz.

İran Genel Kurmay Başkanı’nın mevkidaşı ile yapacağı ziyaret için üst düzey askeri ve siyasî heyeti de yanına alarak Türkiye’ye tam da bu zamanda gelecek olmasını ve Türkiye’de üç gün süreyle temaslarda bulunacak olmasını bu ciddi tehdide bağlayabiliriz.

Anlaşılacağı üzere İdlib, bu bölgede oynanan oyunların düğüm noktası haline gelmiştir. Artık dananın kuyruğunun kopacağı yerdir İdlib. Bu düğüm her nasıl çözülürse çözülsün Türkiye açısından bakıldığında bizi çok daha büyük sıkıntıların beklediğini de şimdiden söyleyebiliriz.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI