DEPREME HAZIR MIYIZ?
Hasan Soner Kırkuşu >

DEPREME HAZIR MIYIZ?

1999 Gölcük/Kocaeli Depremi olarak bildiğimiz 7.4 büyüklüğündeki deprem, hissedildiği bölgenin genişliğinden dolayı halk arasında ‘Marmara Depremi’ olarak ifade edildi. Maddî ve manevî kayıplarıyla acısını henüz unutamadığımız bu deprem sonrasında sadece Marmara’da değil Türkiye’nin bütün bölgelerinde, bütün şehirlerinde depreme karşı ayrı bir hassasiyet oluştu.

Çünkü 1999 depremi büyük bir yıkıntıya sebep olmuştu. Yıkıntıların altında kalan insan sayısı resmî rakamlara göre 18 bin olarak açıklanmıştı, oysa deprem sonrası hayatını kaybettiği düşünülen insan sayısı daha fazlaydı. Bunun yanında oluşan maddî zararın ekonomimize getirdiği yükü de düşündüğümüzde büyük bir yıkıntıydı ‘Marmara Depremi’.

Üzerinden tam 18 yıl geçti. 18 yıldır deprem uzmanlarından farklı açıklamalar gelmiş olsa da İstanbul’u da etkisi altına alacak olan dolayısıyla tüm Marmara Bölgesi’ni tekrar etkileyecek büyüklükte yeni bir depremin giderek yaklaştığını anlayabiliyoruz. Kimilerine göre 15 yıl kimilerine göre ise 30 yıl içinde gerçekleşmesine yüksek ihtimal gözüyle bakılıyor. Yine bazı uzmanların söylediğine göre gerçekleşmesi beklenen büyük depremin en az 7 büyüklüğünde olacağı tahmin ediliyor.

Bu nedenle 1999’dan itibaren mevzuatlarda yapılan değişiklikler ile başta eski ismi Bayındırlık ve İskân Bakanlığı şimdiki adı ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olmak üzere Belediyeler, yeni yapılan binaların depreme dayanıklı olması noktasında gereken hassasiyeti göstermeye devam ediyor. Özellikle son yıllarda ‘Kentsel Dönüşüm’ e hız verilmesi bunu kanıtlar niteliktedir.

Ancak ne var ki, ‘Kentsel Dönüşüm’ çalışmalarının rant mücadelesine kurban gitme tehlikesi de söz konusudur. Yeni türedi bir takım müteahhitlerin kentsel dönüşüm adı altında birçok kişiyi dolandırdıklarına, insanların yüreğine ölüm korkusunu düşürerek paranoyak hale getirdiklerine böylece kendilerine rant kapısı araladıklarına da şahit olmaya başladık. 1999’dan önce çürük binalar yaparak, malzemeden kısarak kısa yoldan zengin olmaya çalışan birtakım müteahhitler varken şimdilerde ise depreme dayanıklı binalar yaparak kendilerine rant kapısı aralamaya çalışanlar türemeye başladı anlayacağınız.

Her neyse! Bütün bu rantçılara rağmen, bir zamanlar Marmara Depremi sonrası evleri yıkılmasın diye sahte raporlar düzenlettirip, çürük binasına sağlam veya oturulabilir raporu almaya çalışanları hatırlayınca bugüne gelindiğinde ise birçok kişinin artık binasını kentsel dönüşüme sokmak istediğini görünce sağlam binalara kavuşup depremin yıkıcı etkisinden kurtulma bilincinin oluşması noktasında doğru yolda olduğumuzu da görmezden gelemeyiz.

Peki depreme hazırlık sadece binaların sağlamlaştırılması ile mümkün olabilir mi? Binalarımızın depreme dayanıklı olarak yapılmasını sağlamakla ve sadece bu süreci sıkı sıkıya denetlemekle depreme tam olarak hazırlanıyoruz diyebilir miyiz?

Bence hayır.

Özellikle 1999 depreminden sonra hepimizin hafızasına kazınan klişe bir cümle var. ‘Deprem öldürmez, bina öldürür.” diye.

Çok doğru ancak bu klişe cümle, bizim farkında olmadan sadece binaların sağlamlığı üzerinden depreme hazırlanma yanlışına girmemize neden oluyor  gibi geliyor bana.

Oysa hepimiz biliyoruz ki, yıkıntı olmasa dahi deprem öncesinde, deprem sırasında ve deprem sonrasında yapılması gerekenler hayati bir konu arzetmektedir.  Bu konular da esasen öyle önemli konulardır ki, deprem öncesi, sırası ve sonrası yapılması gerekenler hakkındaki bilinçlendirme, bilgilendirme, farkındalık oluşturma çalışmalarının yapılmıyor olması, eksik yapılıyor olması veya yapılmış gibi gösterilmesi ölümlere ve yaralanmalara sebep olabilecek kadar önemlidir.

İkâmet ettiğimiz binalarımızın veya günümüzün büyük bir kısmını geçirdiğimiz işyerlerimizin hepsinin sağlam olmadığını biliyoruz, bir kısmımız sağlam binalarda vaktimizi geçiriyoruz bir kısmımız da ne yazık ki sağlam olmayan binalar içindeyiz. Ama ne olursa olsun, olası büyük depremin bizi nerede yakalayacağını da bilemeyiz. O halde hepimizin deprem öncesinde, deprem sırasında ve deprem sonrasında neler yapılacağını bilmesi gerekiyor.

Deprem öncesinde yapılması gerekli olan tatbikatların ve hazırlıkların layıkıyla yapılmadığına ben bizzat şahidim. Eminim sizler de şahitsinizdir. Oysa gerek şahsımıza ait binalarda gerekse toplu yaşam alanlarında deprem öncesi yapılması gereken tatbikatların ciddiye alınmaması, bina içinde yapılması gereken hazırlıkların yeterince yapılmaması birçok kişinin hayatına veya geri dönülmez yaralanmalara sebep olabilecektir.  En basitinden bina içlerinde bulunan ağır eşyaların, demir aksamlı eşyaların, kesici veya delici mahiyetteki araç ve gereçlerin duvarlara monte edilmemiş olması, kapalı ve güvenli yerlerde muhafaza edilmemesi dahi ölümlere ve yaralanmalara sebep olabilecek düzeydedir. Bunun yanında, tatbikatlar sırasında (kâğıt üzerinde) görevli olan kişilerin birçoğunun görevlerinin dahi farkında olmaması, farkında olsalar dahi görevlerini yerine getirecek bilinçten, yetenekten, araç ve gereçten yoksun olmaları da cabası.

Deprem sırasında nasıl davranacağımızı da tam olarak bildiğimiz kanaatinde değilim. Öyle tatbikatlara şahit oldum ki, tatbikat yangın tatbikatı mı yoksa deprem tatbikatı mı bunun dahi ayırdına varabildiğimizi sanmıyorum. Oysa yangın sırasında yapılması gerekenler ile deprem sırasında yapılması gerekenler birbirinden farklıdır. Örneğin; okullarda yapılan yangın tatbikatlarında, sanki deprem oluyormuş gibi, öğrencilerin dizleri üzerine kapandığına ve siren sesini beklediğine şahit olmuşluğum vardır. Bahsettiğim yer okul binası, bu konulardaki bilincin ve duyarlılığın en yüksek olması gereken yerlerden biri, ancak nafile bir durum var ortada.

Yine deprem sırasında içinde bulunduğumuz bina yıkılmamış olsa dahi eğer öncesinde yeterli bir bilinçlenme süreci geçirilmemişse, yaşanabilecek panik havası ile beraber insanların kendilerini yüksek katlardan aşağıya bırakma ihtimalleri olduğunu, telaşla ve korkuyla kalabalıkların merdivenlerde veya bina çıkış noktalarında birbirlerini çiğneyebileceklerini unutmamak gerekir.

Son olarak deprem sonrasında yanımıza neler almamız gerektiğini, nerede toplanacağımızı, bize en yakın toplanma merkezimizin neresi olduğunu, toplanma merkezlerinde ne yapmamız gerektiğini de tam olarak bildiğimizi sanmıyorum. Oysa şunun da farkında olmamız gerekiyor; deprem sonrasında ne yapacağımız konusundaki bilinçsizliğimiz ve bilgi yetersizliğimiz halk arasında kaos havasının oluşmasına sebep olabilir, oluşabilecek muhtemel bir kaos kurtarma ekiplerinin zamanında ulaşmasını engelleyebilir, yardımların planlı bir şekilde yapılmasına engel oluşturabilir dolayısıyla yerinde ve zamanında yapılmayan müdahaleler birçok kişinin mağduriyetine sebep olabilir.

Elbette bu konularda görev başta devlet olmak üzere vatandaş olarak hepimize düşüyor.

Devletimizin bakanlık düzeyinden başlayarak, tüm kurum ve kuruluşlarına bu konuda sıkı bir denetim uygulaması şarttır. Afet planlarının uygulanabilirliği, belediyelerin imar planlarında afetler sonrası toplanma alanlarını ayırıp ayırmadığı, toplanma alanlarının yerleşim yerlerinin nüfusuna yeterli olup olmayacağı, kurum ve kuruluşlardaki afet plânlamalarının ne derecede ciddi yapılıp yapılmadığı, bu plânlamalardaki görevlilerin hangi tür eğitimlerden geçip geçmedikleri, hangi araç ve gerece ihtiyaçlarının bulunduğu sıkı bir şekilde denetlenmedikçe depreme hazırlandığımızı söylemek abesle iştigal olacaktır.

Bu arada ‘Kentsel Dönüşüm’ meselesini de gözden geçirmekte fayda olacağını düşünüyorum. Hepimizin bildiği gibi kentsel dönüşüm uygulaması düzenli bir alt ve üst yapıya sahip bir şehircilik mantığı ile ortaya atılmış bir uygulamadır. Bu uygulama ile beklenen diğer bir fayda da depreme dayanıklı binalara kavuşmaktır. Ancak burada şunu tekrar hatırlatmakta fayda olacaktır, kentsel dönüşüm eski binaların yenilenmesinden ibaret kalmaktadır. Eski binaların yıkıldıktan sonra binanın çevresindeki yol ve kaldırım paylarının genişletilmediğini, toplanma alanlarının oluşturulmadığını gördükçe depreme tam olarak hazırlandığımızı söylemek son derece güçtür. Böyle bir kentsel dönüşüm mantığı, depreme hazırlıklı bir yaklaşımı destekleyen mantıktan uzak bir yaklaşımdır.

Tüm bunları düşündüğümüzde ‘Deprem öldürmez bina öldürür’ cümlesini ‘Deprem öldürmez hazırlıksızlık öldürür’ diye düzeltmek daha doğru bir ifade olarak görünüyor.  En azından daha kapsayıcı bir ifadedir. Sadece binaların sağlamlığının depreme hazırlıklı olmak için yeterli olmayacağını bize hatırlatacak bir ifadedir.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı