DAEŞ’İN ARAÇLI EYLEMLERİ
Hasan Soner Kırkuşu >

DAEŞ’İN ARAÇLI EYLEMLERİ

Dikkat edilirse terör örgütü Daeş’in sözde amacına ulaşmak için son bir iki yıldır farklı taktikler denediğini üzülerek görüyoruz.

Hatırlarsanız Temmuz 2016’da Fransa’nın Nice şehrinde 19 tonluk bir kamyonu insanların üzerine süren Daeş terör örgütü 86 kişinin hayatını kaybetmesine neden olurken, Aralık 2016’da Berlin'de Breitscheidplatz'da kurulan Noel Pazarı'na kamyonla dalan bir başka Daeş’li 12 kişinin ölümüne sebep olmuştu. Mart 2017’de İngiltere’deki Westminster Köprüsü'nde bir aracın yayaların üzerine sürülmesiyle 3 kişinin hayatını kaybetmesinin faili yine Daeş’ti.  İsveç-Stockholm’de buna benzer şekilde Nisan 2017’de bir araç yayaları ezerek 4 kişinin ölümüne sebep olmuştu.

Londra’da ve Paris’te bunlar gibi birkaç tane daha saldırı yaşandı. Bu olayların ardından geçen hafta da İspan’yanın Barcelona kentinde aynı terör örgütünün aynı taktiği kullandığına şahit olduk. Aradan çok zaman geçmedi ki Rusya’da yolda yürüyenlerin üzerine bıçakla saldıranların da Daeş’li teröristler olduğu açıklandı.

Bombalı patlamalarla ismini duyurmaya, kalabalıkların bulunduğu ortamlarda gerçekleştirdikleri silâhlı saldırılarla ses getirmeye çalışan bu uluslararası terör örgütünün son zamanlarda sahiplendiği bazı araçları yayaların üzerine sürerek ya da bıçaklı saldırılar düzenleyerek gündeme gelmeye başlamasının mutlaka bir nedeni olmalıdır.

Aslına bakılırsa sonucu ne olursa olsun gerçekleştirdikleri her eylemle biz güçlü bir yapıyız, istersek dünyanın her yerinde her an olabiliriz mesajını veren bu örgütler korku yaratarak ve panik havası oluşturarak eylem gerçekleştirdikleri ülkelerde bir taraftan güven ortamını zedelerken diğer taraftan o ülkenin ekonomisine zarar vermeye çalışmaktadırlar. Aynı zamanda ise devletin vatandaşını koruyamadığı algısını oluşturmaktadırlar.

Dinî referans alan veya herhangi bir etnisitenin haklarını koruma bahanesi ile hareket eden terör örgütlerinin hepsi gerçekleştirdikleri eylemlerin ardından eylemi gerçekleştirdikleri ülke başta olmak üzere tüm dünyada temsil ettiklerini iddia ettikleri inanca karşı olumsuz bir bakış açısının oluşmasına neden olmakla birlikte, toplumlar arasında dinî ve etnik bir ayrımcılığı da körükleyerek buradan beslenmeye çalışmaktadırlar.

Nasıl ve ne şekilde olursa olsun maddî ve manevî neticeleri itibariyle toplumlar arasında travmatik sonuçlar doğuran her türlü terör saldırısının herkes tarafından bilinen amaçları az çok böyledir.

Fakat son zamanlarda Daeş’in taktik değişikliğine gitmesinin veya taktiklerine yeni taktikler eklemiş olmasının ardında yatan bir takım sebepler olmalıdır.

Her şeyden önce bir aracın yolda veya bir meydandaki yayaların üzerine sürülmesi eylemlerine baktığımızda bu eylemleri silâhlı veya bombalı saldırılarla karşılaştırdığımızda mekânsal bir benzerlik olduğunu, bu saldırıların hepsinde genellikle tatil yörelerinin hedef alındığını, turist grupların bulunduğu mekânların hedefte olduğunu görebiliyoruz. Mekânsal anlamdaki bu benzerliğin ise bu örgütlere bir takım avantajlar sağladığını biliyoruz. Şöyle ki; bu örgütler turizm merkezli mekânları seçerek hem o ülkenin turizmden kaynaklanan gelirlerine zarar vermek istemektedirler, hem ölü ve yaralıların dünyanın farklı milletlerinden oluşmasına neden olarak uluslararası anlamda ses getirmeye çalışmaktadırlar hem de tahrip güçlerinin ne kadar etkili olabileceğine dair bir mesaj vermeye çalışmaktadırlar..

Bunun yanında silâh ve bomba ile gerçekleştirilen eylemlere göre daha az profesyonellik gerektiren eylemler gibi gözükmesine rağmen doğurduğu neticeler itibariyle bu türden eylemler; devletlerin terör ile ilgili tanımlamalarındaki makasın daha da açılmasına neden olmakla birlikte terörist denilen suçlu tipinin algılanmasında da uç noktalara varan ve kişilerin özel hayatlarını tehlikeye atabilecek boyutta önyargılara sebep olmaktadır.

Böylece sanki çok adi vakalarmış gibi görünen, bir araba freninin patlaması sonrası gerçekleşmiş gibi görünen, yoldan geçen bir meczubun çevresindekilere bıçakla saldırması gibi görünen bu türlü terör eylemleri ile amaçlanan; öncelike toplumdaki kişilerin paranoyak haller takınmasına sebep olmak ve devlete hizmet edenlerin herkesten şüphelenen uygulamalarına zemin hazırlamaktır. Ayrıca özel hayatın gizliliği, kişi ve konut dokunulmazlığı, seyahat özgürlüğü, haber alma ve iletişim gibi en temel insan hak ve özgürlüklerinin de kısıtlanmasına neden olarak. devlet ile hak ve özgürlükleri kısıtlanan vatandaşlar karşı karşıya getirilmeye çalışılmakta bu sayede eylemin faili olan terör örgütü, oluşturduğu bu mağdur kitle arasından da taraftar toplayarak yine devlete karşı kullanmaktadır..

Bütün bu girift ve karmakarışık ilişkilerden dolayı at izi ile it izi birbirine karıştığından, suçsuz ve günahsız kişilerin de ara sıra terörist muamelesi gördüğüne şahit olabiliyoruz. Uluslararası temel insan hak ve özgürlüklerinin güvenlik endişesi nedeniyle  uygulanmadığına da tanık olabiliyoruz.

Dünyadaki batılı devletler başta olmak üzere Müslümanların yoğun olarak yaşadığı ülkelerde dahi giyinişiyle olsun, kullandığı kelimelerle olsun, herhangi bir şekilde müslüman olduğunu belli eden kişilerin potansiyel terör örgütü mensubu gibi algılandığını görmeye başladık. Bu şekildeki önyargılara dayanan terörist algısının dünya toplumları arasında giderek yerleşiyor olması ise saf ve temiz bir şekilde, iyi niyetli bir biçimde dinini yaşamaya çalışan Müslümanları zor duruma düşürmektedir. Terminal giriş ve çıkış noktalarında, alışveriş merkezlerinde müslüman coğrafyalardan gelen kişilere karşı uygulanan artırılmış güvenlik uygulamaları bunu kanıtlar niteliktedir. Artırılmış güvenlik uygulamalarının bir yansıması olan OHAL gibi uygulamaların çağdaş diyebileceğimiz ülkelerde uygulandığına şahit olmamız da bu tezi kuvvetlendirmektedir.

Güvenlik endişesi ile özellikle Müslümanlara karşı gerçekleştirilen ayrımcı uygulamalar ve izlenen  yanlış politikalar, giderek tüm dünyayı (Daeş gibi terör örgütlerinin istediği bir şekilde) dinler arası savaş ortamına doğru sürüklenmektedir. İnsanların her geçen gün diğer insanlara karşı kendini daha çok güvensiz hissetmesine neden olan bu ve benzeri örgütler, yaşanan bu karşılıklı güvensizlik halinden ise nemalanmaya çalışmaktadır.

Bu açıdan baktığımızda kendimizi bir taraftan eleştirmeli ve bu konuda dikkatli olmalıyız.

Müslümanların yoğun olarak yaşamadığı coğrafyalarda, Müslümanlara veya Müslüman olduğu zannedilen kişilere karşı takınılan tavır ile bizim ülkemizde Suriyelilere ve diğer göçmenlere karşı bilerek veya bilmeyerek takındığımız olumsuz tavırları zaman zaman aynı kefeye koyabiliriz. Bu konularda dikkatli olmamız gerekmektedir. Sırf vatandaşlığından, konuştuğu dilden, giyim kuşamından, teninin renginden dolayı herkesi dışlayabilecek noktalara varmamamız gerekir.

Dünya’da Ortadoğu kökenlilere karşı takınılan tavra baktığımızda hiç olmazsa çoğunluğu müslüman olan bir ülke olarak bu oyunlara düşmememiz gerekiyor, Daeş türündeki terör örgütlerinin tezgâhlarına aldanmamamız gerekiyor.

Yıllardır Asala, Pkk, Dhkpc ve ismi duyulmayan bir sürü terör örgütünden çok çekmiş bir millet olarak etnisiteye veya ideolojiye dayalı her türlü ayrımcılığın körüklenmek istenmesine rağmen buna boyun eğmemiş yüce bir milletin fertleri olarak son yıllarda taktiklerine yeni taktikler eklemiş bir Daeş’e karşı da aynı şekilde hazırlıklı olmamız gerekir. 


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
CHP'DEN İSTİFA ETTİ.  AK PARTİYE GEÇTİ
CHP'DEN İSTİFA ETTİ. AK PARTİYE GEÇTİ