TOPLU SÖZLEŞME SÜRECİ ve ARKA PLÂN
Hasan Soner Kırkuşu >

TOPLU SÖZLEŞME SÜRECİ ve ARKA PLÂN

Geçen hafta içinde hükûmeti yani kamu işveren heyetini temsilen Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile memurları temsilen kamu görevlileri sendikaları heyeti arasında 2018 ve 2019 yıllarını kapsayan zam pazarlığı sona erdi. Karşılıklı olarak imzalanan toplu sözleşme ile aynı zamanda çalışma hayatını ilgilendiren ve 258 maddeden oluşan diğer malî ve sosyal haklar da imza altına alındı.

İmza altına alınan ve 3 milyon 200 bin çalışan memurla birlikte 1 milyon 900 bin emekli memuru kapsayan toplu sözleşme süreci 1 Ağustos’ta başlamış ve 21 gün devam etmişti.

1 Ağustos’tan önce memurları temsil eden farklı sendikaların her birinin farklı alternatifler öne sürdüklerini, farklı zam oranları dileğinde bulunduklarını yaptıkları açıklamalardan öğrenmiştik. Buna göre memur sendikalarının 6 aylık dilimler halinde sundukları toplu sözleşme öncesi tekliflerine baktığımızda %6’dan aşağı  %10’dan ise yukarı bir teklif sunmadıkları görülmüştü.

Bu açıklanan ve memurlar tarafından teklif edilen zam oranlarına karşı hükûmetten gelen ilk teklife bakıldığında ise hükûmetin 6 aylık dilimler için %3’ten fazla bir teklif sunduğunu görmedik, yapılan ikinci teklifte ise sadece 2019’un ikinci altı iyi için %5 gibi bir oran teklifini gördük. Bunun üzerine Kamu Görevlileri Sendikaları Heyeti adına Memur-Sen Başkanı Ali Yalçın: “… bu teklif kalemi elimize veriyor ancak mürekkebi doldurmamıza izin vermiyor…” dedi ve ardından “…teklifi imzalamaya yakın değiliz. Gelen rakamın 4-5 puan üzeri gerekir.” şeklinde bir açıklamada bulundu.

Geçen hafta içinde ise el sıkışılarak imza altına alınan toplu sözleşmeye baktığımızda 2018’in ilk altı ayı için %4, ikinci altı ayı için %3,5; 2019’un ilk altı ayı için %4, ikinci altı ayı için ise % 5 zam oranlarının karşılıklı olarak kabul edildiğini anlamış olduk.

Buraya kadar zam oranları ile ilgili olarak belki eleştirilebilecek çok şey var. Sendikaların ilk teklifleri ile son açıklanan zam oranlarına baktığımızda ortalıkta malî anlamda çok büyük bir kazanım olduğunu göremiyoruz.

Her zamanki gibi olacak belki ama sadece şunu söylemek mümkün; memur maaşları enflasyon karşısında ezdirilmemiştir. Ancak böyle bir söylemin artık memura zam yapılmadığı anlamına geldiğini de artık görmemiz gerekir.  Her ne kadar enflasyondan kaynaklanan farkın memurun lehine olarak ödeneceğini bilsek de bunu ‘geç gelen adalet, adalet değildir’ şeklinde yorumlamak da mümkündür.

Yaşanan bu son toplu sözleşmeler artık göstermektedir ki; ülkemizdeki memurların sendikal mücadelelerinde bir takım sıkıntılar mevcuttur. Çünkü herşeyden önce memur sendikalarının grev haklarının olmaması, tüm yapılan toplu sözleşme görüşmelerinin göz boyamaktan öte gitmemesine neden olmaktadır. Dostlar alışverişte görsün misâli masanın bir tarafında kamu işveren heyeti diğer tarafında ise kamu görevlileri sendikaları heyeti karşılıklı olarak sonu belli olan bir senaryoyu oynamaktadırlar. Geçen günlerde yazdığım bir yazıda da belirttiğim gibi ‘mış gibi’ davranılıyor. Büyük bir demokrasi oyunu oynanıyor ve bu oyunda çalışma hayatını ilgilendiren bir takım hak ve özgürlüklerin mücadelesi veriliyormuş görüntüsü veriliyor.

Her toplu sözleşme sürecinde yaşananlar bu görüşmeler sırasında da yaşandı ve hepimiz seyrettik. Ne olmuştu hatırlayalım.

Memur sendikalarının temsil edildiği heyetin teklifleri hükûmete sunuldu, hükûmet bu teklifi kabul etmeyerek karşı teklif sundu, hükûmetin teklifi memur sendikaları tarafından uygun görülmedi ardından hükûmet tekrar bir teklifle geldi ve en sonunda bu son teklif memurlar tarafından kabul edildi.

Peki hükûmet ve memurlar anlaşamasaydı ne olacaktı. Görüşmelerin neticesi Kamu Görevlileri Hakem Kurulu’na gidecekti. Öncelikle bu kuruldaki toplam 11 üyeden başkanlık yapacak olan kişiyi hükûmet tayin edecekti, sonra geri kalan 10 üyenin 5’i yine hükûmet, 5 ‘i ise memur konfederasyonları tarafından belirlenecek ve toplam 11 üyeden oluşan arabulucu heyet kesin karar hükmündeki son kararını verecekti.

Bakıldığında ne var ki bunda, bakın ne kadar güzel, heyette çalışacak olanların %50’i hükûmeti %50’i de memurları temsil edecek, şartlar eşitlenecek ve tam bir adaletle karar verilecek denilebilir. Oysa görünen öyle değil. Çünkü konfederasyonların önerdiği 7 aday akademisyen arasından heyette yer alması gereken birinin yine hükûmet tarafından belirleniyor olması, esasen dolaylı olarak da olsa başkandan sonra geriye kalan 10 üyenin 6’sının hükûmet, 4 ‘ünün ise memurlar tarafından belirlenmiş olduğu anlamına gelmektedir. Yani denge birden %60’a %40 iktidar partisi lehine oluşmaktadır.

Üstelik heyetin vereceği kararın itiraz edilemez kesin karar hükmünde olduğunu da hesap ederseniz, böyle heyetlerdeki 1 üyenin dahi çok önemli olduğu ortaya çıkar.

Haydi şunu da hatırlatalım;

Son rakamı tek olan yıllar olmak üzere iki yılda bir memurlarla yapılacak olan bu toplu sözleşmelerde kamuda çalışanları temsil edecek olan heyetin başkanlığını en fazla üyeye sahip konfederasyon başkanın temsil ediyor olmasını hatırlatalım.

Ülkedeki tüm memurları temsil eden heyetin başkanının kim olup olmayacağı çok önemlidir çünkü uzlaşmazlık çıkması halinde yukarıda bahsettiğimiz ‘Hakem Kurulu’na başvurup başvurulmayacağına ancak ‘Kamu Görevlileri Sendikaları Heyet Başkanı’ karar verebilmektedir. Aynı şekilde hakem heyetine gitmeden önceki toplu sözleşme metnini imzalayıp imzalamamak da yine en fazla üyeye sahip konfederasyon başkanının iradesine bağlıdır.

O halde siz hükûmet olsanız ne yaparsınız?

Elbette her işinizi garantiye almak istersiniz, öncelikle Türkiye’deki memurları en fazla sayıda üyeyle temsil eden konfederasyon başkanının, kendinize yakın isimlerden biri olmasını tercih edersiniz. Böylece aslında grev hakları dahi olmayan memurları ‘Hakem Kurulu’na dahi gitmeden toplu sözleşme masasında ikna etmek istersiniz.  Diyelim ki konfederasyon başkanını dahi yanınıza alamadınız, olsun efendim iş ‘Hakem Kurulu’na kalsın ne olacak ki zaten bu kurulun %60’nı iktidar olarak biz belirliyoruz da diyemezsiniz. Çünkü eğer böyle rahat davranırsanız ülkedeki tüm memurları karşınıza almış olursunuz.  O nedenle, siz hükûmet olsanız yapmanız gereken suyun başını tutmak olmalıdır.

Denklem bu kadar basit.

Sen suyun başını tut, gerisi Allah Kerîm. Mevlâm neyler, neylerse güzel eyler.

Bakın buraya kadar şunlardan hiç bahsetmedim;

  • Memur ve işçi şeklinde kavram kargaşası oluşturularak, memurlar ve işçilerin birbirlerinden farklı, hatta birbirleriyle rekabet halindeki emekçilermiş gibi gösterilmeye çalışıldığına,
  • Memur sendikaları ile işçi sendikalarının ‘emekçi’ olgusu altında birleştirilmeyip bu parçalanmışlığa göz yumularak ayrı ayrı konfederasyonlar altında temsil edildiklerine,
  • Memur sendika üye aidatlarının dahi devlet tarafından ödenerek, güya aidat ödeme zorluğundan memurları kurtarıyoruz şeklinde bir yaklaşımla memurlara iyilik yapıldığı söylenerek, sendikal mücadele aidiyetinin zayıflatılmasına,
  • Konfederasyon başkanlıklarının, sendika şube başkanlıklarının maddî getiri sağladığı için saltanata dönüştüğüne,
  • Memurlarla yapılan son toplu sözleşmede her ne hikmetse  ‘helâl gıda’ üretiminin ve satışının özendirilerek ( esasen dinî duygular sömürülerek)  biraz da kapitalist müslüman sermayenin zenginleştirilmek istenmesine, böylece dinin yine nasıl suiistimal edildiğine,
  • Hak ve özgürlükler mücadelesinin verilmesi gereken sendikal mücadelenin, kapitalist düzenin istediği şekilde ve kapitalist düzene ayak uydurularak yapıldığına,
  • Sendikal mücadeleler sonrası çalışanlara ödenen ücret artışlarından korkan işadamlarının, ilk fırsatta ucuz işçilik giderleri olan yabancı ülkelerde soluk alarak yatırımlarını yabancı ülkelere kaydırmalarına müsaade edildiğine,

dikkat edilirse bunlardan hiç bahsetmedim.

Anlayacağınız, toplu sözleşme masasına gelinceye kadar neler vaar neler!!!


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı