izmir escort bayan
bursa escort
HEP AYNI SENARYO
Hasan Soner Kırkuşu >

HEP AYNI SENARYO

Son zamanlarda devamlı olarak Arakan Müslümanlarını konuşuyoruz. Benim de bayramdan önceki bir yazımda belirttiğim gibi bütün dünya son zamanlarda 2012’den bu yana devam eden ve 400 bin Arakan’lı Müslüman’ın, Myanmar güçlerinin de destek verdiği Budistler tarafından öldürüldüğü gerçeği ile yüzyüze durumdadır.

Tekrar söylemek gerekirse 2012’den bu yana 400 bin Arakan’lı Müslüman öldürülmüş durumda.

Neredeyse son beş senedir her gün 220 Arakan’lı Müslüman öldürülmüş. Ajansların verdiği haberlere bakılırsa son bir haftada öldürülen Arakan’lı Müslüman sayısı ise neredeyse 3 bin’e yaklaşmış durumda.

Dikkatimizi çekmesi gereken, uluslararası hukuk literatüründe tartışmasız bir şekilde ‘soykırım’ olarak adlandırılan bu zulmün 2012’den itibaren mütemadiyen devam ediyor olmasıdır.

Oysa son beş yıldır ara sıra haber olması dışında Arakan’da yaşananlardan insanlığın büyük bir çoğunluğunun haberi dahi yoktu. Sistematik olarak soykırıma tabi tutulan Arakan’lı kardeşlerimizin sesine her nedense ne bizim ülkemizden ne de dünyadan yüksek bir ses çıkmamıştı.

Peki neden Arakan’da olan bitenlerden haberimiz olmadı ve ne oldu da son zamanlarda Arakan’dan bolca haber almaya başladık?

Her nedense, 2011’den itibaren Ortadoğu’nun haritasının şekillendirilmesi çabalarının sonuna yaklaşılmakta iken birden bire bizim ülkemizin medyası da dâhil olmak üzere tüm dünyada Arakan’lı Müslümanların zulme uğradığına dair haberlerin dönmeye başladığını görmeye başladık.

Bu noktada ister istemez insanın aklına kötü kötü düşünceler geliyor. Acaba küresel güçler dikkatleri özellikle bir başka yöne çevirerek Ortadoğu’da dönen dolapları bir oldubittiye mi getirmeye çalışıyor diye düşünmeden edemiyoruz.  Tam da Ortadoğu haritasının şekillenmesinin neredeyse son adımları atılmak üzereyken, tam da Irak’ın kuzeyi ile ilgili 25 Eylül’de yapılacak olan referanduma yaklaşılmışken tüm dünyanın dikkatinin bu aralar Hindistan ile Çin coğrafyasının tam ortasında bulunan ve Hint Okyanusu’na kıyısı bulunan Myanmar topraklarına yoğunlaşmış olması tesadüf olamaz.

Yine ne tesadüf ki Çin hükûmeti ile Myanmar hükûmeti arasında yapılan antlaşma gereğince Çin’den Arakan’a kadar uzayacak olan doğalgaz ve petrol boru hatları projeleri imzalanmış durumdadır. 

Bu antlaşmaya göre Myanmar’ın Arakan eyaletinden Çin’in Yuanan eyaletine kadar kurulacak olan biri doğalgaz diğeri ise petrol iki boru hattı sayesinde günlük 500 milyon metreküp doğalgaz ile toplam 2,1 milyar varil petrole Çin talip olmuş iken,  bu antlaşma sayesinde Çin’e ait enerji şirketleri İngilizlerin, Fransızların ve küresel güçlerin desteklediği Abd’nin dev enerji şirketlerine karşı ciddi anlamda rakip durumuna gelmiş iken birden bire tesadüfen (?) bütün dikkatler Arakan’lı Müslümanlara yapılan zulme yoğunlaştı.

Neredeyse hepimiz Arakan ile ilgili haberleri sosyal medya hesaplarımızdan paylaşır hale geldik ya da getirildik. Paylaştığımız haberlerde kullanılan görüntülerin ise bir kısmının yalan ve yanlış olduğu gerçeğini hiç düşünmeden paylaştığımızı hatırlatmak isterim. Paylaşılan görüntülerden bazılarının Arakan ile hiç ilgisi olmayan görüntüler olduğunu yine kısa bir internet araştırması ile öğrenebiliyoruz.

Peki başta Müslümanlar olmak üzere tüm dünya insanlığının manevî duygularını istismar etmek isteyen güçler kimler olabilir? Aslına bakılırsa bu sorunun cevabı çok basit.

Bizim en insanî duygularımızı istismar ederek alttan alta kendi çıkarlarını gözeten güçlerle hem Ortadoğu’da hem de Myanmar üzerinde ortak çıkarları olan küresel güçler aslında hep aynı.

Bu küresel güçler zamanında aynı oyunları Ortadoğu’da da oynamıştı ve oynamaya devam ediyor. Şeytanla ortaklık yapan bu güçler ; zamanında Daeş’li teröristlere kafa kestirip, sivillerin gezdiği mekânlarda bomba patlattırıp bu görüntüleri dünyaya servis eden sonrasında ise sözde Ortadoğu’yu Daeş’ten temizleyeceğiz, bölgeye barış getiriyoruz bahanesiyle asker yığan güçlerin ta kendisidir aslında.

Şimdi daha da acısını söyleyeyim.

Bu küresel güçleri bu coğrafyalara davet edenler de yine biziz. Yani başta Müslümanlar olmak üzere insanî duyguları kılcallarına kadar hisseden bizleriz.  Yani yeri geldiğinde Abd’yi, İngiltere’yi, Rusya’yı, Almanya’yı, Fransa’yı yeri geldiğinde Nato’yu, yeri geldiğinde BM güvenlik güçlerini hep bizler kendi ağzımızla bu coğrafyalara davet ediyoruz.

Ne için?

Müslüman coğrafyasında yaşanan zulmün dinmesi için.

Kimlerden yardım dileniyoruz?

Küresel güçlerden.

Yaşanan ne yazık ki budur. Bizler yıllardır bizim üzerimizde oynanan oyuna düşüyoruz. Küresel senaristlerden yine onların yazdığı senaryolar sonucunda zulüm gören Müslümanları kurtarmasını bekliyoruz.

Ve şimdi yine aynı şeyi yapıyoruz. Arakan Müslümanlarının yaşadığı zulmün sona ermesi için BM’yi acil toplantıya çağırıyoruz. BM’nin Arakan’a acil olarak müdahale etmesini istiyoruz, gerekirse askerî müdahalenin gerçekleşmesini ve tez elden orada yaşanan zulmün sona ermesini istiyoruz.

Olacak olanları şimdiden söyleyebilirim. BM, konu ilgili olarak ciddî bir adım atmayarak orada yaşanan zulme şimdilik biraz daha göz yumacak. Ardından devam edecek zulüm karşısında başta müslüman devletler olmak üzere dünyadan BM’nin artık neyi beklediği yönünde güçlü sesler çıkmaya başlayacak. Sonra duruma göre hareket edilecek, ya BM güvenlik güçleri ile bölgeye asker çıkarılacak ya da bu kutsal görev(!) dünya insanlığının korumalığını üstlenmiş (?) olan Abd’ye devşirilecek.  Myanmar hükûmeti dize getirilecek, Müslümanlar zulümden kurtarılmış olacak.

Ya sonra.

Küresel senaristlerin uşağı olan basın ve medya organlarında iyi ki varsın BM, iyi ki varsın Abd naraları atılacak.

Bizler ise zulüm coğrafyalarına BM’nin, Abd’nin müdahalesini hızlandıranlar olarak kendimizle gurur duyacağız. Böylece kendimizi avutacağız.

Ne kötü değil mi?

Öyle de oyuna getiriliyoruz, böyle de. Küresel güçler oyunu öylesine kurgulamışlar ki zulme karşı çıksan bir türlü, çıkmasan bin türlü. Oyunun kurallarını da öyle güzel belirlemişler ki, bizi de bu kurallara uymaya öylesine zorunlu hale getirmişler ki kuralına göre oynasan bir türlü, oynamasan bin türlü.

Her halukârda oyunun aktörü olamıyoruz, kimi zaman figüran olarak kullanılıyoruz, kimi zaman yardımcı oyuncu. Ama şunu söyleyebilirim ki oyunun sonunda çoğu zaman zararlı çıkan biz oluyoruz.

Çare mi?

Çare dünya beşten büyüktür demekte ısrarcı olmak ve oynanan bu büyük oyunun çarkına çomak sokmak. Peki, bunu nasıl yapabiliriz? Küresel senaryonun karşısına bize ait, öz ve öz bizim olan bir senaryo ile çıkarak elbette.

Meşakkatli bir yol.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI