ÜNİVERSİTELERE DİKKAT
Hasan Soner Kırkuşu >

ÜNİVERSİTELERE DİKKAT

Geçen Cumartesi akşamı Habertürk kanalında akşam saatlerinde yayınlanan ‘Habertürk Gündem’ programını seyrediyordum. Programın sunucusu Senem Toluay Ilgaz’ın konukları Chp Eskişehir Milletvekili Gaye Usluer, SONAR Başkanı Hakan Bayrakçı, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mazhar Bağlı ve Yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Yaşar Hacısalihoğlu’ydu.

Program toplamda neredeyse dört saat sürdü ve dört bölümden oluştu.

Programın son bölümü olan dördüncü bölümde tartışma konusu ‘Fetö’nün siyasi ayağı’ idi ve bu bölümün ilk konuşmacısı olan Yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Yaşar Hacısalihoğlu, 55 dakika süren bu son bölümün neredeyse ilk 20 dakikasında hiç durmaksızın konuşarak görüşlerini açıkladı.

Daha sonra ise sıradaki konuşmacı olan Chp Milletvekili Gaye Usluer, konuşmasına kendisine gelen bir seyirci tweet’ini okuyarak başladı. Seyirci, tweet’inde: “… rektörlerin siyasi tartışmada işi ne?” sorusunu soruyor, sonrasında ise “ … ben şu an o rektörlerin üniversitesinde okusam gerçekten çok üzülürdüm.” şeklinde endişeden kaynaklı olarak üzüntüsünü dile getiriyordu.

Bunun üzerine Sayın Hacısalihoğlu, öncelikle “siyaset yapma yasağı mı var rektörlerin.. bu mu demokrasi, siyaset, özgürlük anlayışınız” şeklinde bu tweet’i okuyan milletvekiline tepki gösterdi. Sayın Hacısalihoğlu’nun verdiği bu tepkiden anlaşıldığına göre rektörler siyaset yapabilir ve gündem ile ilgili programlarda siyaset konuşabilirlerdi.

Evet bu doğru bir tepkiydi, bu ülke sınırlarında yaşayan herkes kadar rektörlerin de siyaset ile ilgili konuşmaları, düşüncelerini açıklamaları son derece normal karşılanmalıydı.

Ancak seyircinin esasen sorduğu soru ve endişe ettiği konu bu değildi ki zaten.  

Seyirci şundan endişe ediyordu; siyasî bir kişiliği, unvanı olmayan ve olmaması gereken ‘rektörlerin’ siyasetle ilgili gündem konuşulurken sürekli olarak iktidarı savunur bir tavır almaları ve gündemi yorumlarken tarafsız olmayı başaramayıp devamlı bir biçimde adeta bir partinin sözcüsü gibi davranmalarıydı, seyirciyi üzüntüye boğan. Endişe bundan kaynaklanıyordu.

Diğer konuşmacılardan Sayın Hakan Bayrakçı ise rektörlerin tweet’ten rahatsızlıklarının devam etmesi üzerine söz alarak ve program konuğu olan rektörleri kastederek iktidarı her anlamda savunduklarını, parti sözcüsü gibi konuştuklarını belirttikten sonra ülke için hazin olanın, böylesi programlara muhalefeti savunacak iki tane rektörün çıkamaması olduğunu söyledi ve durum tespiti yapmaya çalıştı.

Esasen bu karşılıklı cevaplaşmalar sırasında tartışmanın tansiyonunun kısa süreliğine de olsa artması aslında ülke adına bir gerçeğin de işareti olarak görünmelidir.

Seyircinin tweet’i aslında doğru bir eleştiriyi dile getiriyordu. Çünkü ne yazık ki ülkemizdeki siyasî gündemin tartışıldığı programlara davet edilen üniversite öğretim görevlilerini sıkça görüyor ve çoğu zaman davet edilen bu öğretim görevlilerinin akademik unvanları dışında hiçbir siyasî unvanlarının olmamasına rağmen adeta bir parti sözcüsü gibi konuştuklarına şahit oluyoruz.

Sayın Hacısalihoğlu’nun da dediği gibi öğretim görevlilerinin de herkes gibi siyaset yapma hakkı elbette vardır ancak bizler birer vatandaş olarak özellikle öğretim görevlilerinden beklediğimiz siyaset konuşulurken parti sözcüsü gibi davranmamalarıdır. Onlardan beklenen bilimsel verilerin ışığında tarafsız ve objektif analizlerini ortaya koymaları, doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilmeleridir, siyaset adına yapılan eksiklikleri dile getirip ülke siyasetinin en doğru ve en akılcı şekilde yapılmasına fikir ve düşünceleriyle katkıda bulunmalarıdır.

Peki bizlerin şahit olduğu bu mudur? Ne yazık ki hayır.

Programa davet edilen öğretim görevlilerinin birçoğunun tarafsızlıklarını yitirdiklerine, sokaktaki en cahil diyebileceğimiz kişiler gibi birbirleriyle seviyesizce atıştıklarına, karşılıklı hakaretlerine, fikir alışverişi yapılması gerekirken objektiflik ve hakkaniyetin yerinde yeller estiğine tanık oluyoruz. Bilimsel verileri ise konuşmaları arasına serpiştirerek güya konuşmalarına bilimsellik kattıklarına, aslında bu bilimsel verileri de suiistimal ederek nalıncı keseri gibi hep bana, Rabbena şeklinde tek bir partiyi olumlamak adına kullandıklarına şahit oluyoruz.

Bu şekilde seviye yoksunu tartışmaları isminin başında akademik unvanı olmayan kişiler yapmış olsa, en azından bu olan biteni programdaki kişilerin siyasî hırslarına veya bir takım kişisel beklentilerine yoracağız.

Ama ne yazık ki öyle olmuyor işte. Programa davet edilen öğretim görevlilerinden bazılarının hiçbir siyasî unvanı olmamasına rağmen üstelik de bazılarının rektör olmalarına rağmen hırslarına yenik düştüklerini görünce hayretler içinde kalıyoruz.

Kantarın topuzunun kaçtığı, koca koca akademik unvanları bir an için unutup siyasî hırslarına yenik düştüklerini gözlerimizle görüp, kulaklarımızla duyduğumuzda bizlerin üzerindeki tesiri bir başka oluyor ister istemez. Aynen seyircinin tweet’inde de belirttiği şekilde oluyor, yani ülke adına, gençlik adına, bilim adına hepimizde endişe ve üzüntüye sebep oluyor.

Zaten yıllardır toplumun gözünde en itibar kaybına uğradığına inandığımız kurumlar arasında adaleti temsil eden mahkemeler bulunmaktadır. Bir de buna objektifliğin temsilcileri olması gereken üniversiteleri eklemek istemiyoruz. Üniversiteleri de eğer objektiflikten uzak bir duruma getirirsek, siyasetin malzemesi yaparsak yarın öbür gün üniversitelerde kavgaların ve çatışmaların kapısını aralamış oluruz.

Bakın önümüzdeki günlerde artık üniversitelerdeki öğretim başlamış olacak. Ancak, üniversitelerde ders veren kürsü sahipleri kendi unvanlarının gereğini yapmaktan aciz kalır ve objektiflikten uzak bir şekilde siyasî tartışmalarda yer almaya devam ederlerse bunun sonunu ve üniversite içindeki yansımalarını düşünmek dahi istemiyorum.

Bizler üniversitelerimizin bilimsel araştırmalarla meşgul olmasını temenni ediyoruz, her gün üniversitelerimizde yapılan araştırmaların güzel neticelerini almak ve duymak istiyoruz. Hangi konuda olursa olsun, isterse siyaset olsun, her konuda objektifliğe dayalı ve akılcı çözümler üretilmesini, eleştiriler yapılmasını ümit ediyoruz. Üniversitelerdeki öğrencilerin, gerçekten bu öğretim kademesinin hakkını veren bir biçimde dünyaya açık, aklı, fikri ve vicdanı hür bireyler olmalarını, her türlü önyargıdan arınmış olmalarını bekliyoruz. Üniversite öğrencilerimizin bu şekilde bir kişiliğe sahip olmalarının ise en başta üniversitelerde görev yapan öğretim görevlilerinin üniversitede oluşturacakları iklime bağlı olduğunu görebiliyoruz. 


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı