25 EYLÜL’E DOĞRU…
Hasan Soner Kırkuşu >

25 EYLÜL’E DOĞRU…

Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek isteyen güçler, bölgenin haritasını yeniden çizmek isteyenler her nedense, fikir temelleri yüzyıllar öncesine dayanan projelerine dayalı plânlarını gerçekleştirmek için çok aceleci davranmaya başladılar.

19.yy’da Ortadoğu ile ilgili plânların gerçekleştirilmesi adına çalışmalarına hız veren bu güçler, özellikle 1.Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra o zamana kadar Osmanlı coğrafyası olarak görülen bu bölgeyi tamamen ellerine geçirmiş görünmektedirler.

Günümüze yaklaştığımızda ise Amerika’da İkiz Kulelerin yerle bir edilmesinin ardından önce Afganistan üzerinden başlatılan ‘Haçlı Seferleri’ silsilesinin birdenbire Irak’a oradan da en nihayetinde artık tüm Ortadoğu’ya kadar uzandığını görebiliyoruz.

Çok yakın zamanda da bu güçlerin desteklediği bir referanduma şahit olacağız.

Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY)’nin aylar öncesinden haberini verdiği ve bağıra bağıra gelen, 25 Eylül tarihinde gerçekleşmesi beklenen Irak’ın kuzeyinde yaşayan Kürtler için bağımsızlığa adım atışın referandumuna şahit olacağız.

Bu tespit şu anda genel geçer kabul gören bir tespit ancak, Irak’ın kuzeyinde bağımsız bir ‘Kürt Devleti’ kurulacağı esasen çok daha önceden biliniyordu. Peki ne zamandan beri diye sorarsanız, bunun cevabı aslında 1.Dünya Savaşı yıllarına kadar gider ancak günümüze en yakın bir başka olayı da göstermek mümkündür bu konuda, o da 1.Körfez Savaşı’dır. 1.Körfez Savaşı’ndan beri yani 1990’dan itibaren bağımsız bir Kürt Devleti’nin kurulmak istendiğini bilmeyenimiz yok gibidir.

Hatırlayalım lütfen, bu savaşın sona erdiği 1991’de Irak coğrafyasında 36.paralel adı altında bir çizgi belirlenmişti işte tam da o zaman anlaşılmıştı ki burada yaşayan Kürtler için bir bağımsızlık çalışmaları bizzat Abd tarafından destekleniyordu ve bu öyle ya da böyle olacaktı. Bir başka adı ‘Çöl Fırtınası Harekâtı’ olan bu savaş sırasında Abd’nin baş müttefikleri kimlerden kimlerden oluşmuyordu ki; İngiltere, Fransa, Suriye, Mısır, Suudi Arabistan gibi bölge ülkeleri ve bölgenin eski mandacıları başta olmak üzere Bm çatısı altında çok sayıda ülke Irak’a gerek ambargo uygulayarak gerekse zaman zaman bu harekâta asker göndererek destek verdiler.

Türkiye ne yapmıştı onu da hatırlayalım. Türkiye’de o tarihlerdeki Özal hükûmeti, bu savaşa bizzat asker göndererek katılmadı ancak savaş sonrası oluşacak olan masada yer alabilmek için de Bm’nin verdiği bütün kararları harfiyen uyguladı, 36.paralelin üstündeki ‘Barış! Gücü’ askerlerinin güvenliğini sağlamak üzere  İncirlik Hava Üssü’nü başta Abd olmak üzere harekâta katılan koalisyon güçlerine açtı, Irak’a yapılan ambargonun en sadık ülkelerinden biri oldu.  Böyle davranarak Türkiye neyi plânlıyordu haydi onu da söyleyelim ‘bir koyup üç almayı’…

Sonra ne oldu, aradan 12 yıl geçti ve aynı Irak’a yeni bir harekât daha düzenlendi. Sene 2003 ve 2.Körfez Savaşı. Bu savaş da 2011’e kadar devam etti. Bu arada Irak perişan oldu, yerle bir oldu, 1 milyon Irak’lı bu savaş sırasında öldü, 5 milyona yakın Irak’lı kendi yaşadıkları şehirlerden Irak’ın başka şehirlerine göç etti veya ettirildi, Irak’ın demografik yapısıyla oynandı, hem etnik hem de mezhep anlamında her türlü ayrılığın temelleri atıldı.

Orada yaşayan Türk kardeşlerimiz hani hepimizin halk arasında söylenen adıyla Türkmen kardeşlerimizin hali neydi peki. Ne de olsa geçmişten bu yana bu bölgede 3 milyona yakın bir Türk nüfusu söz konusuydu. Ancak zaten 1.Dünya Savaşı yıllarından itibaren sistemli bir şekilde başta İngilizler olmak üzere, Fransızların da yardımıyla, Arap ve Kürt aşiretlerinin de işbirliğiyle bu bölgede yaşayan Türkler üzerine büyük oyunlar oynandı ve o bölgede yaşayan Türklerin sayısı günden güne azaldı.

O coğrafyadaki Türk nüfusunun azalması ne anlama gelmektedir diye sorulursa cevabımız şu şekilde olabilir;

O bölge ne zamanki Osmanlı coğrafyası olmaktın çıktı ve üstüne bir de Türk nüfusunun azalması yönünde, Türk aşiretlerin hâkim olduğu yerleşim yerlerinin sayısının azalması yönünde adımlar atılmaya başlandı emperyal güçler işte o zaman Basra Körfezi’nden rahatlıkla bu coğrafyaya girmeye ve yanlarına aldıkları işbirlikçileri sayesinde hızlı adımlarla Anadolu sınırlarına kadar dayanmaya başladılar, dersek olayın ciddiyeti daha iyi anlaşılır zannedersem. Kısacası o coğrafyanın Türkleri, Anadolu için bir uçbeyliği görevini görüyordu.

Ancak Ortadoğu coğrafyasında yaşayan Türklerin nüfusunun ve nüfuzunun azalmasıyla emperyal güçler artık o kadar rahatlamışlardı ki Türk nüfusunun en yoğun olduğu şehirlerden Kerkük’ü sonra Musul’u da işgal ettikten sonra 1920’de San Remo’da Anadolu’da kurmayı plânladıkları Ermeni ve Kürt Devletlerinin temellerini atmışlardı bile. Üşenmiyorsanız internete girin ve o zamanki San Remo sözde Barış Konferansı’nda ve yine sözde Sevr Barış Antlaşması’nda alınan kararlar gereği Anadolu için hazırlanan haritalara bakın ve görün. Baktığınızda şunu göreceksiniz Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmı Ermenilere, Irak ve Suriye ‘deki toprakların bir kısmı da dâhil olmak üzere Güney Doğu Anadolu’nun ise Kürtlere verildiğini göreceksiniz.

Bu büyük plânı bozmak üzere Anadolu’da Gazil Mustafa Kemal ATATÜRK önderliğinde başlamış olan İstiklâl Mücadelesi sırasında ortaya çıkan Koçgiri Ayaklanması, Cumhuriyet kurulduktan sonra ortaya çıkan Şeyh (Kürt) Sait Ayaklanması gibi ayaklanmalar, sonraları ise başımıza bela olacak olan Asala ve Pkk terör örgütlerinin eylemleri hep bu emperyal güçlerin, zamanında Ortadoğu’da kurmayı başardıkları hâkimiyeti Anadolu’da da kurmak istemelerinin birer neticesi olarak karşımıza çıkmıştır.

Velhasıl, Lozan Barış Antlaşması’nın imzalanıp ardından da Musul Meselesi’nin çözümü ile ilgili olan Ankara Antlaşması’nın imzalanmasıyla (1926), Hatay’ın 1939’da Anavatan’a katılması hariç olmak kaydıyla, başta Irak olmak üzere Ortadoğu coğrafyasındaki Türkler adeta kaderlerine terk edilmişlerdir. Öylesine terk edilmişlerdir ki 1950’li yıllara gelindiğinde Türkiye’de yaşayan bizler o bölgede yaşayan Türklerden bihaber duruma gelmişizdir.

Ortadoğu’da Türk(men) nüfusun sahipsiz bir duruma düşürülmesiyle onların yaşadıkları yerleşim yerleri bir bir o coğrafyadaki Kürt aşiretlerinin eline geçmiş ve 1990’lı yıllara kadar de ne yazık ki bu böyle devam etmiştir. Sırasıyla İngilizlerin, sonra Saddam’ın, sonrasında Abd’nin koruyup kolladığı Barzani’nin insafına terk edile terk edile bugünlere kadar gelinmiştir.

Özellikle 2.Körfez Savaşı yıllarında Kerkük ve Musul’daki tapu dairelerinin tahrif edilerek Türk nüfusun yok edilmeye çalışıldığını, Türklerin yaşadığı yerleşim yerlerine sistemli bir şekilde Kürtlerin yerleştirildiğini ve böylece bölgenin demografik olarak hâkim gücünün Kürtlermiş gibi gösterilmeye çalışıldığını hepimiz biliyorduk. Musul’da, Kerkük’te, Erbil’de, Telafer’de  hep aynı oyunların oynandığını biliyorduk.

Şimdi geldik 25 Eylül’de bağımsız Kürt devleti’nin kurulmasına yönelik yapılması beklenen referanduma. Burda kalmış neredeyse 10 gün.

Yıllar geçmiş, on yıllar heba olmuş, üstelik oradaki oluşumun gerçekleşmesine kendi elimizle ve izlenen yanlış politikalarla destek olmuşuz şimdi kalkmış, bu referandum sonucunda bağımsız bir Kürt devleti kurulması kararı verilirse coğrafyanın geleceği için hiç iyi olmaz gibi sözler söylemeye başlamışız. Ve referandumun yapılmasını engellemek ile ilgili lobiler oluşturma çabalarına kalkışıyoruz.  

Şimdi milliyetçiler sormazlar mı acaba zamanında Barzani’yi ülkenize çağırıp parti kongrelerinde alkışlatacağınıza Irak Türkmen Cephesi liderlerini neden çağırıp da alkışlatmadınız diye ? Sormazlar mı eşbaşkanlığını yaptığınızı itiraf ettiğiniz ‘Büyük Ortadoğu Projesi’(BOP)’nin buralara varacağını bilmiyor muydunuz? diye.

Artık neler olur, neler biter Allah bilir. Ancak bir an önce bölge ve bölgedeki Türklerle ilgili politikalarımızı gerçekçi bir şekilde ‘Milli’ bir seviyeye yükseltmekte fayda var. Yurt içinde atılan ‘Tek Millet’ nidalarının yurt dışındaki milletimizi de kapsayan bir ölçüde kavranması için elden gelen ne varsa yapılması gerekir. Referandum sonucu ne çıkarsa çıksın başta Irak olmak üzere Ortadoğu’da yaşayan bütün Türklerin yaşadığı yerleşim yerlerinin tekrar Türkler tarafından sahiplenilmesi için tapu kayıtlarının düzeltilmesi için her kanaldan çalışmalara başlanmalı, Arapça veya Kürtçe olarak değiştirilen Türk mahalle ve yerleşim yerlerinin isimleri tekrar eski haline getirilmeye çalışılmalı, bu bölgede yaşayan Türklerin ekonomik, siyasi ve eğitim alanında yalnız kalmamaları için her türlü destek verilmeli, Türklerin de yer alacağı bir Irak Anayasası için diplomatik baskılar artırılmalıdır.

Eğer bunları da yapmakta geç kalır ve gerçekçi bir ‘MİLLİ’ politika izlemezsek adım adım Türkiye’ye yaklaşılmakta olduğunu görmemiz gerekir.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
CHP'DEN İSTİFA ETTİ.  AK PARTİYE GEÇTİ
CHP'DEN İSTİFA ETTİ. AK PARTİYE GEÇTİ