TEOG ve EĞİTİMİN TEMEL SORUNU
Hasan Soner Kırkuşu >

TEOG ve EĞİTİMİN TEMEL SORUNU

Gündem birden bire Teog oldu. 2014’ten itibaren uygulanan Temel Eğitimden Ortaöğretimi Geçiş Sınavı büyük ihtimalle bu eğitim ve öğretim yılını da kapsayacak şekilde son olarak uygulanacaktır yani bu eğitim ve öğretim yılında 8.sınıfta bulunan öğrencilerimiz büyük bir olasılıkla TEOG denilen sınava son defa giren öğrencilerimiz olacaktır.

Aynen TEOG gibi halk arasında lise eğitimi olarak bilinen ‘Ortaöğretim’ okullarına geçişte kullanılan, liselere öğrenci seçmek amacına hizmet eden önceki sınavları da kısaca hatırlayalım;

1999-2004 yılları arasında LGS (Liselere Giriş Sınavı),

2005-2008 yılları arasında OKS (Ortaöğretim Kurumları Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sınavı),

2009-2013 yılları arasında SBS (Seviye Belirleme Sınavı)  ve son olarak da

2009 yılından itibaren uygulamaya konulan ve anlaşılan o ki miadını doldurmakta olan TEOG (Temel Eğitimden Ortaöğretime Geçiş Sınavı).

Görüleceği üzere ortaöğretime öğrenci seçmede bir türlü dikiş tutturulamayan bir sorun var ortada. Peki bunun temel nedeni nedir acaba?

Özelinde ortaöğretime geçiş sistemimizde yaşanan bu istikrarsızlık, daha geniş bir çerçeveden bakıldığında Millî Eğitimimizde genel anlamda yaşanan sıkıntıların yansıması olarak karşımıza çıkıyor. Yani sürekli olarak sistem değişikliğine gidilmesi aslına bakılırsa sebepler zincirinin bir sonucudur. Sebepler ortadan kaldırılmadıkça ister adı TEOG olsun ister ne olursa olsun aynı tartışmalar devam edecektir.

Eğitim sistemimizin Cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren bir türlü rayına oturtulamamış olmasının nedeni olarak ise birçok görüş ortaya atılmaktadır. Eğitim sistemimizin sürekli olarak tartışılır vaziyette olmasının temelinde kabaca yatan en önemli sorun kimilerine göre 94 yıllık süreçte çok sayıda hükûmet ve Millî Eğitim Bakanı değişmiş olmasıyken, kimine göre ise Millî Eğitimin bir devlet politikası olmaktan çok hükûmet politikası olarak algılanmasıdır.

Acaba gerçekten hangisi daha doğru? Kafamızı kurcalayan bu önemli sorunun cevabını bulmaya yönelik birkaç istatistiğe göz atmak yararlı olabilir. 

Belki paylaşacağım bu istatistikler, temel sorunları tespit etmek için çok yetersiz gibi görünebilir ancak yine de bu soruya bir cevap bulabilmek adına az da olsa faydası olabilir kanaatindeyim. Ki zaten eğitim sistemimizin temel sorunlarının tamamını küçük bir yazıyla dile getirmek de mümkün olmasa gerekir.

Öncelikle ilk meclisimizin çalışmasına başladığı 23 Nisan 1920’deki ilk Maarif Bakanımız Rıza Nur’dan bugünkü Milli Eğitim Bakanımız İsmet Yılmaz’a kadar toplamda 78 bakan değiştirdiğimizi belirterek başlamak isterim.

78 Millî Eğitim Bakanımızın ilk 4’ünün 1920-1923 yılları arası ilk Meclis Hükûmetleri dönemindeki ilk 5 hükûmete (İcra vekilleri heyetine) ait olduğunu düşünür ve bunları dışarıda bırakacak olursak; Cumhuriyet’in ilânından sonraki dönemde, 1 Kasım 1923’te kurulan ilk İsmet Paşa Hükûmeti’nden bu güne kadar geçen 94 yıllık Cumhuriyet döneminde 66 hükûmet görev başı yaparken 74 Millî Eğitim Bakanı ise değişmiştir.

94 yıllık Cumhuriyet Tarihimizde neredeyse ortalama her 1,42 yılda bir hükûmet değiştirirken, her 1,27 yılda bir de Millî Eğitim Bakanı değiştirmişiz.

Şimdi de hâlihazırda iktidar olan Akp dönemini, kendinden öncesi ile karşılaştırabilmek için Akp dönemine kadarki dönemin sayılarına bakalım;

2002 Akp iktidarı dönemine kadarki 79 yılda toplamda 57 hükûmet görev yapmış ve 68 Millî Eğitim Bakanı değişmiştir. Buna göre baktığımızda; 1923-2002 yılları arası Türkiye hükûmet değiştirme ortalaması 1,38 iken Millî Eğitim Bakanı değiştirme ortalamasının ise 1,16 olduğunu görürüz.

Dilerseniz şimdi Akp özelinde bir değerlendirme yapabilmek için 2002’den sonrasına bir göz atalım;

Bu döneme baktığımızda ise Akp’nin 2002’de ilk hükûmet olduğu dönemden bugünkü hükûmet dönemine kadar 9 farklı hükûmeti göreve getirdiğini, 6 Millî Eğitim Bakanını ise değiştirdiğini görürüz. Yani Akp özeline bakacak olursak 15 yıllık iktidar döneminde her 1,66 yılda bir hükûmetin, her 2,5 yılda bir ise Millî Eğitim Bakanının değiştiğine şahit oluruz.

Bütün bu sayılardan ve ortalamalardan yola çıkacak olursak;

Son 15 yıldır iktidarda bulunan Akp dönemi, kendisinden önceki 1,38 yıl olan hükûmet değiştirme ortalamasını 1,42 yıla çıkartmayı başarmışken, 1,16 yıl olan Millî Eğitim Bakanı değiştirme ortalamasını ise 1,27 yıla çıkartmıştır. Yani hükûmet değiştirme ortalamasına +0,04 yıl katkı sağlarken, Millî Eğitim Bakanı değiştirme ortalamasına ise +0,11 yıl katkı sağlamıştır.

Dolayısıyla yazımızın konusu olan ve Sayın Cumhurbaşkanımızın da kaldırılması gerekir dediği TEOG sınavı tartışmalarının başladığı şu dönemde eğitim sistemimizde yaşanan sıkıntıların temel kaynağı olarak, hükûmetlerin çok kısa sürede değişmiş olmasını veya Millî Eğitim Bakanlarımızın çok sık bir şekilde değişmiş olmasını gösteremeyiz.

Çünkü Akp her ne kadar son 15 yılda hükûmet kurma ve Milli Eğitim Bakanı değiştirme ortalamalarında olumlu yönde bir gelişmeye sebep olmuşsa da halâ eğitim sistemimizde bir takım temel problemler devam etmektedir, ortaöğretim geçiş sistemi bir türlü çözüme kavuşturulamamış durumdadır.

Sadece son 15 yılda ortaöğretime geçiş sistemine yönelik yapılan sınav modellerinin LGS, OKS, SBS, TEOG biçiminde farklı şekillerde değişime uğramış olmasına rağmen bu gün geldiğimiz noktada yeni arayışlar içine giriyorsak, problemin temel kaynağının başka yerlerde yattığını görmemiz gerekir.

Eğitim sistemimizde yaşanan temel problemlerin kaynağında, hükûmetlerin ve buna bağlı olarak eğitim bakanlarının çok sık bir şekilde değişiyor olmasını elbette görmezden gelmemeliyiz ve bu sorunu da yok sayamayız elbet ancak asıl temel sorun bence ‘Millî eğitim sistemimizin bir devlet politikası haline dönüştürülememiş olmasıdır.’

Devlet politikaları içinde yer alması gereken eğitim politikalarının bir günden diğer bir güne, bir hükûmetten diğerine, her 2-3 yılda bir sürekli bir şekilde değiştirilemez temel ilkeler üzerine oturması gerektiğini düşündüğümüzde aslında sorunlarımızın birçoğunu temelden çözmeye başlamış oluruz. 

Milletin ne yediğiyle, ne giydiğiyle, nereye gittiğiyle, sakalıyla, bıyığıyla, eteğiyle, pantolonuyla, , kiminle konuştuğuyla, hangi gazeteyi okuduğuyla, namaz kılıp kılmadığıyla, içki kullanıp kullanmadığıyla, hangi sendikaya üye olup olmadığıyla değil de neyi, nasıl yaptığıyla ilgilenmeye başladığımızda, işini layıkıyla yapıp yapmadığına baktığımızda, vatana ve millete yararlı olup olmadığıyla ilgilendiğimizde birçok sorunumuzun kendiliğinden buhar olup uçtuğunu görürüz.

Tek mücadelemizin cehaletle mücadele olması gerektiğini kavradığımızda, aklın ve bilimin öncülüğünde sorunlarımıza cevaplar aramaya başladığımızda, her bir insanı sadece insan olmasından dolayı değerli bir varlık olarak görmeye başladığımızda, sadece temel öğretimden ortaöğretime değil ortaöğretimden yükseköğretime de değil, okulöncesinden yükseköğretime kadar hattâ her bir vatandaşımızın hayatı boyunca kişisel gelişimine ve mutluluğuna katkı sağlamayı şiar edindiğimizde eğitimle ilgili birçok sorunumuzun ortadan kalktığını göreceğiz.

Netice itibariyle özünde demokratik ilkeleri barındıran, hayat boyu kişisel gelişimi her yönüyle destekleyen, liyakate değer veren bir eğitim anlayışını devlet politikamız haline dönüştürmedikçe eğitimdeki sıkıntılarımızın giderilemeyeceğini görmemiz gerekir.

Eğitimde istikrarlı bir başarının ve en nihayetinde ülkelerin kalkınmasının perde arkasındaki sırrının insanı insan bilip, insanca yaklaşmak olduğunu, insanlık onurunu yücelterek ve bütün bunları devlet politikasının temeli haline getirmek olduğunu kabullenmemiz gerekiyor..


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı