TÖREYE BAĞLI KALMAK
Hasan Soner Kırkuşu >

TÖREYE BAĞLI KALMAK

Gelinen noktadan bakıldığında Türkiye’nin uzun yıllardır izlediği dış politika iflas etmiştir. Özellikle 1990 ve 2003’te gerçekleşen iki Körfez Savaşı sırasında ve son dönemlerde Suriye İç Savaşı sırasında izlediğimiz yanlış politikalar bizi bu noktaya getirmiştir.

Hem Irak toprakları üzerinde yaşananlar hem de Suriye’de olan biten karşısında sürekli olarak Amerika’nın yandaşı olarak müdahil olmamızın, geleceği göremememizin neticelerini yaşamaya başlıyoruz. Son yıllarda ise Monşer edebiyatçıları diyerek küçümsediğimiz dış politika uzmanlarını bir kenara koyarak sergilediğimiz yaklaşımın acı meyvelerini topluyoruz.

Tunus’ta başlayan Arap Baharı yıllarından Suriye İç Savaşı’nın başlangıç dönemlerine kadar çeşitli platformlarda zaman zaman ifade edilen Bop’un eş başkanlığını yapmış olmamızı, Kıbrıs ve Ab müzakereleri yaşanırken Rauf Denktaş aleyhine yürütülen politikayı, ‘Demokratik Açılım Süreci Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi’ adına Oslo görüşmeleri yapılırken izlenen politikaları, tüm bunlar olurken diğer taraftan ise bağırsaklarımızı temizliyoruz diyerek savunulan, aslında ise vatansever subay kadrosunun bertaraf edilmesine yönelik gerçekleştirilen, Ergenekon Davalarında takınılan tavırları da bunlara eklemlemek gerekir.

Bugün geldiğimiz noktada ben ‘Bop’un eş başkanıyım’ diyebilecek bir kişi kaldı mı sizce?

Kalmadı. Kalamaz da çünkü az çok bu işin mürekkebini yalamış yutmuş olan, diplomasinin belirli noktalarında bulunmuş olan, tarih ve coğrafya bilgisine sahip olan taraflı tarafsız birçok kişinin üzerinde birleştiği ortak noktalardan biri olarak Bop’un bir İsrail projesi olduğunu bilmeyen ya da anlamayan yoktur herhalde.

Görünüşte demokrasi ve özgürlük projesi olarak yutturulmaya çalışılan Bop projesinin mimarlarının, bunlarla paralel olarak yürüyen ‘Ilımlı İslâm Projesi’ mimarlarının Abd’nin en tepe yönetimini ele geçirdikten sonra dünyayı hegemonyası altında tutmaya çalışan küresel bir takım güçler olduğunu bilmiyorsanız zaten hiç bu dış politika işlerine bulaşmamak gerekir.

Bulaşırsanız ne olur? Olanlar olur, elinize yüzünüze bulaştırırsınız, olacağı budur. Bununla kalsa yine iyi, kendinizle birlikte kökleri binlerce yıl öncesine dayanan koca bir millete, yine bin yıl önce şehit kanlarıyla sulanmış kutsal bir vatanın bekasına halel getirirsiniz.

Geldiğimiz nokta ne yazık ki budur.

Şimdi dönüp geçmişte yapılan hataları ve hataların müsebbiplerini aramak bize fayda sağlar mı? Bunu takdirinize bırakıyorum ancak hiç olmazsa tarihsel bir bakış açısıyla yaklaşılırsa, dış politikada yapılan onlarca hata diplomatik açıdan bizlere ders mahiyetinde olacaktır.  

Tarih şuuru önemlidir, bizi geçmişte yapılan hataların tekrar yapılmaması noktasında uyarır. Bize bir yol çizer, rehber olur ve doğru kararlar vermemizde, millî çıkarlarımızı koruma hususunda dost ve düşmanımızı ayırt etmekte bize yardımcı olur. İşte bu şuurla hayata geçirilecek olan bir Millî birlik ve kardeşlik projesi başarıya kavuşma şansına sahip olur.

Tarihimizin en derinliklerinden verebileceğimiz güzel örneklerden biri Göktürk Kitâbeleridir. Bu kitâbeler boşuna yazılmamıştır. Türklüğün bu ilk yazılı belgelerinde, geçmişte yaptığımız hatalardan bahsedilerek Türk milleti, aynı hataları yapmamak hususunda uyarılmaktadır. Bu uyarıları en fazla dikkate alması gerekenler ise herhalde Türk idarecileri olsa gerekir. 

Binlerce yıl öncesinden bize seslenen bu kitâbelerde atalarımızın bize işaret ettiği ve vurgu yaptığı en önemli husus ‘Türklük’ bilincine sahip çıkmamızdır.

8.yüzyıldan bugüne ulaşmış olan Bilge Kağan’ın kitabelerdeki seslenişi şöyledir;

“… Çin milletinin sözü tatlı, ipek kumaşı yumuşak imiş. Tatlı sözle, yumuşak ipekle kumaşla aldatıp uzak milleti öylece yaklaştırırmış. Yaklaştırıp konduktan sonra, onun hakkında kötü şeyler düşünürmüş. İyi bilgili insanı, iyi cesur insanı yürütmezmiş…”

Alın size 8.yüyzılda Çin entrikalarıyla dolu bir ‘BAP’ (Büyük Asya Projesi). Ne farkı var ‘BOP’tan, söyleyin.  

1300 yıl önceden bize seslenen Bilge Kağan, Türk Milletini uyarıyor. Diyor ki Türk Milleti için en büyük tehlike Türklüğün unutulmasıdır, Türk kültürünün bırakılarak başka milletlerin başka kültürlerin yaşayışlarına hayranlık duyulmasıdır. Kişisel hırslara aldanarak geçici hevesler peşinde koşarak kökü geçmişe dayanan ve Türk milletine güç veren köklü töremize sırt çevrilmesidir.

Gizli anayasamız olarak bildiğimiz töremizin en önemli özelliği tamamen millî olmasıdır. Öyle ki, hükümdar dahi olsa hiç kimse töreye karşı gelemez, töreden bağımsız hareket edemez. Çünkü töre demek ‘Türk Milleti’ni millet yapan değerler’ olarak algılanır. Dolayısıyla halk her ne kadar bir hükümdar tarafından yönetilmiş olsa da esasen törenin hâkimiyeti söz konusudur.

Zamanında atalarımız nasıl Çin’e aldanmışlarsa bugün de Abd’ye ve Büyük İsrail’in projesi olan Bop’a aldanmış olduğumuz açıkça ortada.

Bunca aldanmışlığın ardından dış politikada yıkım üzerine yıkım yaşadığımız şu dönemlerde ister istemez insanın aklına ‘milliyetçiliği’ ve dolayısıyla ‘töre’yi ayaklar altına aldığımız söylemler geliyor ve sonra dönüp şimdiki halimize bakıyorum.

Onca yıkımdan sonra tekrar meclise döndüğümüzü ve millî iradeye sığınıp Türk ordusu için ‘tezkere’ çıkardığımızı görüyorum. Sonrasında ise alınabilecek diğer tedbirleri görüp ve duydukça, dış politikada ne büyük hatalar yapılmış olunduğunu görmüş oluyorum. Yanı başımızda gerçekleşecek olan ve beka sorunu olarak gördüğümüz referanduma giden sürece ne büyük katkılar sunduğumuzu görmüş oluyorum.

Kuzey Irak yönetiminin varlığını fiilen ve siyaseten kabul anlamına gelen Erbil Başkonsolosluğumuzun kapatılması,

Kuzey Irak’ı ekonomik ve ticarî açıdan büyük oranda rahatlatan ve Kuzey Irak yönetiminin can damarı, nefes borusu olarak kabul edilen Habur başta olmak üzere Derecik, Gülyazı ve Üzümlü sınır kapılarımızın kapatılması,

Irak merkezi yönetimini safdışı bırakarak Kuzey Irak’a daha fazla kazanç sağlamaya dönük Erbil-Şırnak-Ceyhan petrol ve doğalgaz boru hattı döşenmesine yönelik projenin rafa kaldırılması,

Kuzey Irak’taki peşmergelerin eğitimlerinin ve lojistik desteğinin sonlandırılması,

Bölgedeki en önemli ilk 5 yatırımcı olmaktan vazgeçilmesi, 

Kuzey Irak’ta yaşayan Türkmenleri korumaya yönelik askerî müdahale yapılması fikirlerinin daha yeni yeni aklımıza geldiğini duydukça şimdiye kadar ne büyük hatalar yapıldığını itiraf etmiş olmuyor muyuz sizce?

Allah aşkına şimdiye kadar aklımız neredeydi diye sormak geliyor kendi kendime.

Tüm bu olanlar millî olmaktan uzak olduğumuz için, töreden uzak kaldığımız için başımıza gelmiyor mu sizce?

Bize ne BOP lâzım, ne ılımlı İslâm projesi. Bize lâzım olan en büyük şey, ‘millî’ olmak ve töreye bağlı kalmak. 


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI