izmir escort bayan
bursa escort
BİRKAÇ ENDİŞE
Hasan Soner Kırkuşu >

BİRKAÇ ENDİŞE

Ortaöğretime geçişte nasıl bir sistem uygulanacağı ile ilgili bilinmezlikler devam ederken hükûmet kanadı tarafından dillendirilen yeni formüllerin şimdiden bir takım artıları ve eksileri içinde barındıracağını görüyoruz.

Hükûmetten ve Millî Eğitim Müsteşarlığından yapılan bazı açıklamalara kulak kabartıldığında, gelmesi muhtemel yeni sistemde, öğrencilerin 5.sınıftan 8.sınıfa kadar olan ders yılları sonunda elde ettikleri puan ortalamalarının dikkate alınacağını söylemek mümkün görünüyor. Bunun yanında ilköğretim hayatı boyunca öğrencilerin bir takım sosyal aktivitelerde, spor müsabakalarında, sanatsal faaliyetlerde, kültürel çalışmalarda elde ettikleri ulusal veya uluslararası başarılarının da bir üst öğrenim olan ortaöğretime geçişte etkili olacağını anlıyoruz.

Buraya kadar olan açıklamaların oldukça yerinde olduğunu söylemek mümkünken asıl tartışmalı olan ve bence hükûmetle beraber müsteşarlığın da bir türlü tam olarak çözüme kavuşturamadığını düşündüğüm konu; 8.sınıfın sonlarına doğru yapılması plânlanan Türkçe, Matematik, Fen ve Teknoloji, Sosyal Bilgiler, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ile İngilizce derslerine ait sınavların nasıl ve ne şekilde yapılacağı ile ilgilidir.  

Başbakan Binali Yıldırım’ın yaptığı açıklamaya bakılırsa, öğrenciler 5.sınıftan 8.sınıfa kadar kendi okullarında yapılacak çeşitli değerlendirmeler üzerinden belirli puanları zaten almış olacaklar, ancak 8.sınıfın sonlarına doğru her öğrenci yukarıda saydığımız altı ders ile ilgili merkezi bir sınava tabi tutulacak. Yapılacak olan bu merkezî sınav sonucunda alınan puanlar, okulda yapılan diğer değerlendirmeler sonucunda alınan puanlara da eklenerek hepsi birlikte ortalamaya etki edecek.

Başbakan,8.sınıf sonunda yapılacak olan merkezî sınavın yapılma nedeninin ise halk arasında şişirilmiş olarak kabul edilen sübjektif puanların önüne geçmek veya bir nebze dahi olsa objektifliği sağlamak olduğunu açıkladı.

Bu bakış açısı belki doğru olabilir ancak şunu hatırlamak gerekir ki, TEOG da ilk ilân edilirken objektifliği sağlamak adına her dönem bir sınavın merkezî olarak yapılacağı duyurulmuştu. Üstelik TEOG bu amaca hizmet eden en iyi yöntem olarak gösterilmişti.

Neyse şimdi onları tartışma zamanı değil… Biz şu anda gelmesi muhtemel yeni sisteme göz atmaya devam edelim.

Muhtemel yeni ortaöğretime geçiş sisteminde merkezî olarak yapılması beklenen sınav ile ilgili olarak açıklanan ve dikkat çekmesi gereken diğer bir husus da bu sınavın açık uçlu sorulardan oluşacak olmasıdır. 

İlk bakışta açık uçlu soruların doğru bir soru şekli olduğunu düşünebilirsiniz, böyle bir soru sorma yöntemiyle öğrencilerin düşüncelerini özgürce ifade etmelerinin önünün açılacağını, ifade yeteneklerinin böylece gelişeceğini, farklı yorumlamalar yaparak bildikleri üzerinden analiz ve sentezlere ulaşacaklarını düşünebilirsiniz. Böyle bir soru sorma yöntemi sayesinde özlenen nesillere kavuşacağımızı, sadece önüne konulan hazır seçeneklerden birini tercih etmek durumunda olmayan, kendi seçeneklerini kendileri oluşturan nesillere ulaşacağımızı düşünebilirsiniz. Hatta daha ütopik bir yaklaşım sergileyerek uzay çağı, bilişim çağı çocuklarına böylece ulaşabileceğinizi dahi söyleyebilirsiniz. 

Siz böyle düşüne durun. Ancak ben yapılan açıklamalardan şunu anlıyorum ki, hiç de öyle olmayacak. İnşallah da yanılmış olurum.

Çünkü geçen yıllarda ve yakın zamanda, açık uçlu soru yöntemiyle ilgili olarak verilen örneklere bakıldığında bu tür sorulara verilecek cevapların herkesin üzerinde tartışamayacağı kesin ve net ifadelerden veya cevaplardan oluşacağını anlıyoruz.

Peki bu ne demektir hemen söyleyeyim. Sorular ve beklenen cevaplar tamamen ezbere yönelik bir şekilde olacaktır, öğrenciyi hiç de öyle düşünceden düşünceye sevkeden sorular olmayacaktır, kendi özgür düşüncelerini açıklamaya yönelten, iç dünyalarını ortaya çıkaran hayal dünyalarını tırmalayan, problem çözme becerilerini ölçmeye yönelik sorular olmayacaktır. Kısacası öğrencilere, düşünüp yeni fikirler üretmeyi özendirmekten ziyade papağan gibi yani hâlihazırda olduğu şekilde bilineni ezberletmeye yönelik olacaktır.

O zaman ben ne anladım bu işten, ne anladım bu açık uçlu sorudan...

Açık uçlu sorularla öğrencinin yeni fikirler üretmesini teşvik etmeli, böylece bizler öğrencinin düşünme becerisinin ne derecede gelişmiş olup olmadığını ölçmeliyiz, verdikleri cevapların doğruluğundan öte mantık kurgusunun ne derece yeterli olup olmadığını ölçmeliyiz, verdiği cevaplardan yola çıkarak insanlığın gelişimine ne kadar katkı sağlayıp sağlayamayacağını anlayabilmeliyiz, hayattaki en basit problemlerden tutun da en ciddî problemlere varıncaya kadar problemleri çözme becerilerinin gelişip gelişmediğini ölçmeliyiz. Bilişsel becerilerden olan bilgi edinme, kavrama, uygulama, analiz ve sentez becerilerinden de öte değerlendirmelerde bulunma becerilerinin olup olmadığını dahi ölçebilmeliyiz.

Ben sorduğun açık uçlu sorulara verilen cevaplardan bunlara ulaşamıyorsam ne anlamı kaldı açık uçlu sorunun Allah aşkına?

Eğer açık uçlu sorular bu şekilde sorulmayacaksa ve öğrencilerin bu şekildeki becerileri ölçülemeyecekse muhtemel merkezî olarak düşündüğümüz sınavın, çoktan seçmeli sınavlardan öte bir farkının olamayacağını şimdiden söyleyebilirim. Sadece görüntüyü kurtarmaktan başka bir işe yaramayacağını iddia edebilirim. 

Beklenen yarara ulaşamayacaksak yani düşünen ve yeni fikirler üreten, fikir ve düşünceleriyle yaşadığı topluma ve insanlığa katma değer sağlayan, inovatif özellikli bir neslin önünü açamayacaksak varsın şu andaki sistem kalsın derim. Yapılan zahmete çok da değmeyecektir, koparılan fırtınaya yazık olacaktır.

Aksi halde getirilmesi beklenen yeni ortaöğretime geçiş sisteminin öğrencilerin bir kısmını evine en yakın konumdaki liseye ulaştırmaktan başka bir yararının olacağını sanmıyorum.  Tabi ki bir önceki yazımda da belirttiğim üzere; eve en yakın konumdaki liselere kayıt yaptırmayla ilgili gerekli önlemler alınmadığı takdirde bundan da beklenen faydaya ulaşılamayacağını tekrar hatırlatmak isterim.

Yeni ortaöğretime geçiş sisteminde belli başlı fen ve sosyal bilimler liselerinin kendi öğrencilerini seçerken kendi sınavlarını yapmalarının önünün açılacağını da düşündüğümüzde şu endişemi de paylaşmadan geçemeyeceğim.

Ülkenin kalkınmasında büyük hizmetleri olan ve elitist toplum yapısına kavuşmamızda katkısı olan (burada elit kişiler yetiştirmeyi kastetmiyorum), halk arasında prestijli liseler olarak bilinen veya kalburüstü liseler olarak tanımladığımız bazı liselerin, siyasîlerin seçim propagandalarına malzeme olacağı endişesini taşımaktayım ve eğer böyle olursa bu liselerin de eski değerlerini yitireceğini, böyle bir gelişmenin ise ülkenin geleceği açısından da tehlikeler içerdiğini düşünüyorum. Çünkü her şehrin milletvekillerinin kendi şehrime yatırım yapıyorum görüntüsü vermek için sırf oy kaygısıyla hükûmetlere baskı yapmasından ve kendi şehrindeki prestijli okulların sayısını artırma telaşına düşmesinden korkuyorum. Eğer bu korkum gerçekleşirse arz talep dengesinde olduğu gibi, çok olan herşeyin değerinin düşeceği gerçeğinden yola çıkarak bu prestijli liseler olarak bildiğimiz liselerin de eski değerlerini yitireceği endişesini taşımaktayım.

Gelecek dönemlerde özellikle maddÎ kuvveti yeterli olan ailelerin çoğunun bu konuda kendi şehirlerindeki milletvekillerine baskı yapacağını, bu baskılar altında ezilmek istemeyen milletvekillerinin ise sırf tekrar seçilebilme kaygısıyla neredeyse her mahalleye fen ve sosyal bilimler liseleri açtırarak bu liselerin de değerinin düşmesine sebep olacağı korkusunu yaşıyorum.  

Bunu nereden çıkarıyorsun derseniz, sizlere bütün liselere ‘Anadolu Lisesi’ demekle Anadolu Liselerinin kalitelerinin ne kadar düştüğünü hatırlatmak isterim sadece.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI