YOK MU AYRANIM EKŞİ DİYEN…
Hasan Soner Kırkuşu >

YOK MU AYRANIM EKŞİ DİYEN…

MEB Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan ‘Taslak Performans Değerlendirme Modeli’ çalışmasının gerçekleştirilmesi amacıyla 12 il pilot uygulama yapılacak iller olarak belirlendi.  (Ankara, Antalya, Balıkesir, Erzurum, Eskişehir, İstanbul, İzmir, Kayseri, Malatya, Mardin, Samsun ve Trabzon)

Öğretmenlik mesleği genel yeterliliklerine dayalı performans değerlendirme sistemi olarak adlandırılan ve pilot uygulama sonrası tüm Türkiye’de yaygınlaştırılması amaçlanan bu uygulamaya yine eğitim camiasının en önde gelen dört büyük sendikası karşı çıkarak eylem kararı aldı. ( Üye sayısına göre sırasıyla: Eğitim-Bir Sen, Türk Eğitim Sen, Eğitim Sen, Eğitim İş ). Sadece bu dört sendikaya üye olan öğretmen sayısının 800 bine yaklaştığını söylersek ve bu sayının toplamın en az %80’nine karşılık geldiğini söylersek bu eylemin ciddiyeti daha iyi anlaşılmış olur.

Bu haberleri medya üzerinden duyduğumuzda birçoğumuz:

“Eee, gördün mü bak öğretmenler birbirlerini koruyorlar. Performansları ortaya çıkmasın diye elbirliği yaparak eylem kararı alıyorlar.” diye düşünüyor olabilir.

Ama böyle düşünenlere, eğitimle ilgili olup da öğretmenlik dışında sorumluluğu olanların “benim ayranım ekşi” dediklerini hiç duydunuz mu? sorusunu sormam gerekiyor.

Taslak modele bakılacak olursa öğretmenler çoklu değerlendirmeye tabi tutularak performansları 6 ayrı kaynak tarafından ölçülmüş olacak. Kimler öğretmeni değerlendirecek bir bakalım.

  1. Öğretmenin çalıştığı kurumun müdürü,
  2. Aynı okulda beraber çalıştığı zümresindeki diğer öğretmenler ( yani bir Sosyal Bilgiler Öğretmenini yine aynı zümredeki diğer Sosyal Bilgiler Öğretmenleri),
  3. Öğretmenin aynı okulda çalıştığı diğer bütün öğretmenler,
  4. Öğretmenin kendi öz değerlendirmesi,
  5. Veliler,
  6. Öğrenciler,

olmak üzere toplamda 6 ayrı değerlendirmeden bahsediyoruz. Peki böyle bir değerlendirme sisteminde başka kimler kimleri değerlendirecek?

Cevap vereyim; hiç kimse. HERKES sadece ÖĞRETMENİ değerlendirecek.  Dedim ya, hiç kimse ‘benim ayranım ekşi’ demiyor.

Uygulamadaki amaç nedir acaba, hemen onu da söyleyelim. Amaç, eğitim kalitesini artırarak eğitime yön verecek verilere ulaşmak olacak. Bu uygulama sırasında öğretmenin verimliliği, gayreti, başarısı, bilgi ve beceri düzeyi belirlenecek. Sonuçta ise eğer değerlendirmeye tabi tutulan öğretmenin hizmet içi eğitime ihtiyacı tespit edilirse bu yönde tedbirler alınacak fakat bunun yanında başarılı bulunursa da emeklerinin karşılığı olarak ödüllendirilecek.

Bahsi geçen pilot çalışma, sendikaların ve temsilcileri olan öğretmenlerin büyük bir çoğunluğu tarafından tepkiyle karşılanmasına rağmen, MEBBİS’te yer alan ‘Performans Değerlendirme Modülü’ üzerinden 23 Ekim itibariyle başlatıldı.

Eğitim camiasının genelinin böyle bir uygulamaya karşı tavır sergilemesinin altında yatan temel düşünce ise zaten her geçen dönem itibarı zedelenen öğretmenin hedef tahtasına konulmuş olmasından başka bir şey değildir. Öğretmenlerin çoğu zaten sorunları bir türlü bitmeyen eğitim sisteminin tek failiymiş gibi görünmekten son derece rahatsız durumdadırlar. Bunu üye sayısı en kalabalık ilk dört sendikanın eylem kararı almasından rahatlıkla anlayabiliriz.

Dikkat edilirse pilot uygulamaya konan değerlendirme sistemi içinde yukarıda saydığım 6 farklı kaynağın tamamı sadece ve sadece tek bir eğitim paydaşını değerlendirmeye tabi tutmaktadırlar. O da öğretmen.

Oysa hepimiz biliyoruz ki, eğitim sadece öğretmenin paydaş olarak katıldığı bir süreç değildir. Dolayısıyla ortada bir başarı ya da başarısızlık varsa bu sadece öğretmen olgusu üzerinden değerlendirilemez. Eğitimin en önemli ayağı olmakla birlikte öğretmenin ve öğretmen kalitesinin yanında; eğitimin üst sistemleri olarak Millî Eğitim Bakanlığı Merkez Yönetimi, Bakanlığın sürekli kurulları ( Talim ve Terbiye, Millî Eğitim Şûrası, Çıraklık ve Mesleki Eğitim Kurulları, Özel İhtisas Komisyonları vb.), Bakanlığın ana hizmet birimleri ( Okulöncesi Eğitim Gn.Md., İlköğretim Gn.Md., Ortaöğretim Gn.Md., Yükseköğretim Gn.Md. Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hiz.Gn.Md. vb.), Bakanlığın danışma ve denetim birimleri ( Teftiş Kurulu Bşk., Araştırma Planlama ve Koordinasyon Kurulu Bşk.vb.), Bakanlığın yardımcı birimleri (Personel Gn.Md., Hizmetiçi Eğitim Dairesi Bşk., İdari ve Mali İşler Dairesi Bşk., Öğretmene Hizmet ve Sosyal İşler Dairesi Bşk., Yatırım ve Tesisler Dairesi Bşk.,vb.), Yüksek Öğretim Kuruluşları (YÖK, Yükseköğretim Denetleme Kurulu vb.) , Milli Eğitim Bakanlığı Taşra örgütleri (İl ve İlçe müdürlükleri vb.) de eğitimin paydaşları arasındadır.

Ancak belirtmeliyim ki bu saydıklarım eğitimin bizzat yasal olarak içinde bulunanlardır bunların yanında eğitim sürecine dolaylı yollardan etki eden, eğitimin başarısından veya başarısızlığından dolaylı olarak sorumlu olan kişiler, kurumlar, kuruluşlar, iş dünyası, sivil toplum örgütleri, aileler, yerel yönetimler, basın ve medya organları gibi diğer paydaşlar da var. Ülkenin ekonomik gelişmişliğinin okullardaki yansıması olan teknolojik veya fiziki donanım alt yapısını da eğitim süreci içindeki görünmeyen paydaşlar olarak unutmamak gerekir.

Taslak olarak getirilen ve pilot uygulama olarak başlayan değerlendirme sisteminde bu paydaşların tamamını niye göremiyoruz acaba? 360 derece değerlendirmenin kapsamı neden genişletilmiyor acaba? Neden sadece merkezinde öğretmen olacak şekilde sadece okul kapsamıyla sınırlı tutuluyor?

Bakıldığında eğitim sisteminin ne kadar paydaşı var öyle değil mi… Eğitimin dolaylı değil bizzat doğrudan Milli Eğitim Bakanlığı’nın üst sistemleri olarak sıraladığım az önceki paydaşlarının, Allah aşkına kaçı böyle bir değerlendirme kapsamına alınmıştır sorarım size?

Belki bilmiyoruzdur bilen varsa söylesin daha öncesinden öğretmenlere uygulanan rotasyonlar da olmuştu uygulamaya konulan. Bu rotasyonların kaçı üst yönetimlerdeki çalışanlar için uygulanmıştır, kaçı için böyle bir değerlendirme yapılmış da hizmet içi eğitime alınması kararı alınmıştır, kaçı için performans yetersizliğinden dolayı işten ayırma işlemi yapılmıştır? Peki şimdi sormak lâzım eğitimde kaliteyi artırmak adına neden sadece öğretmen bu tür uygulamalara tabi tutulmaktadır.

Bunları söyledikten sonra şimdi de bu tür değerlendirme sistemlerinin doğurabileceği sıkıntılara değinmek istiyorum. Çünkü böyle performans değerlendirmeler sırasında bir takım sorunların yaşanacağını da şimdiden görmek mümkündür.

Her şeyden önce bu uygulama pilot dahi olsa böyle bir uygulamanın alt yapısının yeterli olmadığı ortadadır. Birçok konuda olduğu gibi ‘kervan yolda düzelir’ misâli kırarak ve dökerek sonuçlar elde etmeye hazır bir halimiz söz konusudur. Oysa en başta değerlendirme yapacak olan kişilerin merkezinde olanların yani öğretmenlerin bu konuyla ilgili bakış açılarının olumsuz yönde olması, bu tür bir değerlendirmeden beklenen sonucun elde edilemeyeceği anlamına gelmektedir. Bu da yeterli bir bilgilendirmenin yapılmamasının bir sonucudur.

Bunun yanında okul yöneticilerimizin genelinin böyle bir değerlendirmeyi objektif şekilde yapma yetkinliğine sahip olmadığını da söyleyebiliriz. Zaten çalışanları ile bir takım iletişim sıkıntıları yaşayan idarecilerin kişisel hırs ve husumetlere kapılabileceğini, bazı idarecilerin çalışanları ile çatışmayı tercih etmektense onlara şirin görünmek isteyebileceğini, kendi idaresi altındaki çalışanlarının sadece tek bir iyi ya da tek bir kötü yönüne bakarak genel yorum yapabileceklerini, yine bunlarla birlikte ‘bu geminin kaptanı benim eğer kurum kötü ise demek ki ben de kötüyüm’ demektense tüm çalışanlarını kağıt üzerinde çok iyiymiş gibi gösterebileceklerini, uygulamayı gerçekten performansa dayalı değil kişisel temaslara dayalı bir şekilde değerlendirebileceklerini unutmayalım.

Öğretmenlerin de birbirlerini değerlendirmesinin ne derecede objektif sonuçlar verip vermeyeceği tartışma konusudur. Çünkü bu tür değerlendirmelerde genellikle herkes sonuca odaklanır. Eğer öğretmen böyle bir değerlendirmenin sonunda cezalandırılabileceğini, zarar görebileceğini belki de işinden olabileceğini düşünürse diğer değerlendiricilere karşı şirin gözükme yolunu seçebilir veya en azından diğer çalışma arkadaşlarıyla karşılıklı olarak birbirlerini ‘çok iyi’ şekilde değerlendireceklerine dair anlaşabilir. Yine bu türden bir değerlendirme süreci sonundaki geri dönütler sırasında olabilecek iletişim hataları öğretmenlerin kendi aralarında hizipleşmesine yol açabilir. Bazı öğretmenler ise çok çalışandan çok istenir anlayışından hareketle ‘ne kadar çok çalışırsam bir sonraki değerlendirmede daha iyisi benden beklenebilir’ endişesiyle bilerek performansını düşürebilir. Eğer bir de bu tür değerlendirmelerin sonunda öğretmenler, hiçbir şeyin değişmediğini, bu sürecin sonunda ödül, ceza veya terfi olmadığını görür ve hissederse bu değerlendirme uygulamasının gereksiz olduğu kanaatine varabilirler ve var olan performansları da düşebilir.

Tüm bu endişeleri velilerin ve öğrencilerin değerlendirmeleri için de düşünmek mümkündür.

Dolayısıyla ülkemizdeki eğitim camiasının genelinde tepki gören ‘Taslak Performans Değerlendirme Sistemi’nin bu olumsuzlukları göz önünde bulundurulmalıdır. İnatla böyle bir uygulamayı hayata geçirmeye çalışmanın tam tersi bir şekilde yararlarından çok zararları oluşabilir.

Böyle uygulamalarda değerlendirmenin sonunu da düşünmek gerekir çünkü elbette olumsuz geri besleme yapılması gereken performansı az görülen çalışanlar da olacaktır. Bu olumsuz geri beslemeyi hangi idareci profesyonelce yapabilecektir sorarım size? Bu süreci sadece anket doldurma süreci olarak düşünmemeliyiz. Bu sürecin sonunda olumlu geri beslemeleri yönetmek herkes için çok kolaydır ancak olumsuz geri beslemeyi yapabilme yetkinliğine sahip, bu yönde iletişim becerileri gelişmiş, kurumu ve çalışanını kırıp dökmeden herşeyi yüzüne gözüne bulaştırmayacak kaç okul idarecisi vardır!? İdarecilerin kaçta kaçı bu yetkinliğe sahip olduğu için idareci olmuştur!?

Bütün bunları düşünmeden ve bunların alt yapısını hazırlamadan haydi bakalım pilot uygulama yapıyoruz demek binlerce öğretmenin gururunu rencide edebilir ve meslek aşkını köreltebilir. Bahsettiğimiz kişiler herşeyden önce birer insandır, üzerlerinde sosyal veya psikolojik deney yapılacak kişiler değildir. Böyle, sonuçları ağır olabilecek uygulamalar pilot dahi olsa iyi yönetilmesi gereken, profesyonelce yönetilmesi gereken, olabilecek olumsuz sonuçları en aza indirebilmek için öncesinden çok ama çok ciddi eğitimler verilmesi gereken uygulamalardır.

Haydi herşeyi sineye çeken öğretmenler bu uygulamayı da sineye çektiler diyelim. Eğitim sisteminin kalitesinin sadece öğretmene bağlı olmadığını bile bile sadece öğretmeni hedef tahtasına koymakla eğitimde kaliteyi yakalayabileceğimizi sanıyorsak yine büyük bir hatanın içindeyiz demektir.

Hatırlayın  geçen Ağustos ayında istifa eden ÖSYM Başkanı Prof.Dr. Ömer Demir vardı. Sayın Profesör, üstelik çalıştığı kurumdaki personelin kasıt taşımayan dikkatsizlikleri yüzünden yerleştirme hatası nedeniyle istifa etmişti. Bu profesörümüz sırf ÖSYM’nin kurum olarak tartışılmasının önüne geçmek için istifa etme kararı aldığını açıklamıştı.

Oysa, Sayın Demir şunu yapabilirdi. Bu hatadan kim ya da kimler sorumluysa soruşturur ve bu kişilerin ceza almasını gerekirse görevlerinden alınmasını sağlayarak koltuğunda oturmayı tercih edebilirdi. Ancak öyle yapmadı kendisi istifa etti ve en azından sınav sistemi içindeki ağırlığının bilincinde bir kişi olarak üzerinde bir sorumluluk hissetti ve oturduğu koltuğu bıraktı.

İşte sistemsel bakış açısı budur. Oysa nedense aynı sistemsel bakış açısını MEB’de göremiyoruz. Ülkedeki en büyük sorunlardan biri eğitim olmasına rağmen her nedense hedef tahtasına sadece öğretmenin konuluyor olması, eğitimdeki kalitesizliğin tek suçlusu öğretmenmiş gibi gösterilmeye çalışılması haksızlıktır. Sistemsel bakış açısının sadece öğretmen üzerinden yürütülmeye çalışılması bu sistemin ağır aksak işleyişinden sorumlu olan diğer kurum, kuruluş, makam ve mevkilerin benzer performans uygulamalarına tabi tutulmaması son derece manidardır.

Ortada başarı varsa benimdir, yoksa başkasınındır anlayışı bize fayda sağlamaz. Şark kurnazlığının anlamı yok. Çuvaldız ve iğne hikâyesini, taşın altına el atmak deyimini herkes bilir. Özeleştiriyi sadece öğretmenler değil herkes yapmalı. Hedef tahtasında sadece öğretmenler değil herkes olmalı. Bu taşın ağır bir taş olduğunu, bu taş yerinden kalkacaksa öyle sadece öğretmenlerin değerlendirmeye tabi tutulmasıyla olmayacağını, küçük yaştan itibaren aile içindeki çocuk yetiştirme kültürümüzden tutun da devletin eğitim alanındaki yaklaşımına, eğitimden beklentilerine varıncaya kadar birçok unsurun bu taşın kaldırılmasından sorumlu olduğunu bilmemiz gerekir. 


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı