KONUŞTURMANIN ÖNEMİNİ ANLADIĞIMIZ GÜN
Hasan Soner Kırkuşu >

KONUŞTURMANIN ÖNEMİNİ ANLADIĞIMIZ GÜN

Memlekette bir huzursuzluk hali kol geziyor. Sokak huzursuz, esnaf huzursuz, tüccar huzursuz, işçi huzursuz, işveren huzursuz, memur huzursuz, gazeteci huzursuz, turizmci huzursuz, çiftçi huzursuz, akademisyen huzursuz, öğretmen huzursuz, öğrenci huzursuz, veli huzursuz, doktor huzursuz, hâkim huzursuz, avukat huzursuz, polis huzursuz, kadınlar huzursuz, Türk huzursuz, Kürt huzursuz, Alevi huzursuz, Sünni huzursuz, laik huzursuz, dindar huzursuz, şoför huzursuz, yaya huzursuz…

Listeyi uzatmak mümkün.

Herkesin bir şekilde huzursuzluğu var. Kiminin huzursuzluğu ekonomiden yana, kiminin maaşlardan, kiminin adaletsizlikten, kiminin geç gelen adaletten, kiminin eğitimde fırsat eşitsizliğinden, kiminin cinsiyet ayrımından, kiminin sosyal adaletsizlikten, kiminin temsilde adaletsizlikten, kiminin liyakatsizlikten, kiminin terörden, kiminin dış politik gelişmelerden, kiminin belediyeden, kiminin çamurdan, kiminin tozdan, kimi gürültüden yana huzursuzluğu var.

Var da var…

Durum böyleyken böyle. Memleket sathında görüntü bundan ibaret.

Televizyon kanallarına bakıyorsun, gazetelerde haberleri açıyorsun neredeyse her iki haberden biri kim kimi öldürmüş, kim kimin boğazını sıkmış, kim kimi dolandırmış, kim kimi aldatmış, hangi siyasî diğerine nasıl hakaret etmiş, diğeri ona nasıl haddini bildirmiş. Haberlerin geri kalan kısmı ise zayıflama formülleri, kedi ağaçtan nasıl kurtarılmış, kaçan boğa trafiği nasıl altüst etmiş, motosiklete ailecek kaç kişi binmiş türünden haberlerle dolu. Az miktarda ise bilim, sanat, kültür, spor alanlarındaki gelişmeler yer tutuyor.

Örneğin; adliye önlerinde taşlı, sopalı, baltalı, döner bıçaklı kavgalar desen bol bol var. Trafiği alt üst eden makasçılar, parkta spor yapan bayana tekme atan magandalar, boşandığı eşini veya ayrıldığı sevgilisini öldürenler, yüzsüzleşen hırsızlar, arsızlaşan dilenciler, telefon dolandırıcıları, kaybolup günler sonra bir köşede cesedi bulunan küçük çocuklar hiç bitmiyor. Bir noktadan sonra insan kendi kendine paranoyaklaşıyor, herkesten şüphe eder bir hale dönüşüyor kimseye güvenmemeye başlıyorsun neredeyse.

Neden koşan robot haberleri yabancı kaynaklı, yapay zekâ araştırmaları, genetik buluşlar, uzay çalışmaları, dağbaşındaki denizaltındaki bilimsel araştırmalar, elektrikli ulaşım araçların üretimi haberleri neden başka ülkelerden geliyor.

Neden kan ve gözyaşı haberlerinin çoğunu benim de bağlı olduğum medeniyetten alıyoruz. Neden İslâm coğrafyası kan ağlıyor. Neden bombalar benim coğrafyamda patlıyor, sarin gazı ile çoluk çocuk demeden toplu katliamlar neden bu coğrafyada, kafalar neden burada kesiliyor.

Çünkü biz birbirimizle uğraşıyoruz, birbirimizin kuyusunu kazıyoruz, sudan bahanelerle didişiyoruz, üfürükten tayyarelerle mangalda kül bırakmıyoruz, çok konuşup az dinliyoruz hatta hiç dinlemiyoruz, dinlemeden verip veriştiriyoruz, muhataplığı hakir görüp iyi bir hatip olma derdindeyiz, samimiyetsizleşiyoruz, mış gibi yaşayıp desinler diye poz veriyoruz.

Aslına bakılırsa kendimiz edip kendimiz buluyoruz.

Eyvah, eyvah! halimiz bu. Mutsuzluk ve huzursuzluk genel halimiz olmuş.

Şimdi ne yaparsın bu durumda gamsız olsan olmaz, görmesen olmaz, duymasan olmaz. Konuşmasan hiç olmaz. Ne de olsa en iyisi konuşmak. İnsan olana en yakışan konuşmak. Ne demişler insanlar konuşa konuşa… Ama öncesinde dinlemek kaydıyla.

Konuşmak kadar konuşturmanın da önemli olduğunu anladığımızda bazı şeylerin tersine döndüğünü görebileceğiz. Buna medenî dünyada 'düşünce ve ifade özgürlüğü' adı veriliyor. Bırakalım herkes konuşsun ve herkesi dinleyelim. Anlamak için dinleyelim. 


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı