ZARRAB DAVASI, ÖNCESİ VE SONRASI
Hasan Soner Kırkuşu >

ZARRAB DAVASI, ÖNCESİ VE SONRASI

Dün ABD’de beklenen duruşma gerçekleşti, 2016’da ABD’de tatildeyken gözaltına alınan sonra da tutuklanan Reza Zarrab’a ait davanın duruşması yapıldı. Duruşmanın yapılması ile birlikte Zarrab davasının arka plânında yatan gerçek hedefin Türkiye olduğu, Türkiye’nin siyaseten ve ekonomik olarak darboğaza düşürülmeye çalışıldığı daha net bir şekilde ortaya çıkmaya başladı, bunu iktidar yanlısı olsun olmasın herkes daha iyi görmeye başladı.

ABD’deki davayı yakından takip eden kaynakların verdiği haberlere bakılırsa Zarrab davasına ait dosyanın içeriğinde, Amerikan federal istihbarat teşkilatı(FBI)’na ait olduğu düşünülen ve 2015 yazına ait Türkiye ile ilgili tapelerin bulunduğunu görüyoruz. Aynı dosyanın içinde 17-25 Aralık 2013 soruşturma sürecine ait Fetö’nün tapelerinin olduğunu zaten biliyorduk ancak 2015 yazına ait tapelerin de ortaya çıkmış olması, bu davanın arka plânında ABD’nin bir devlet olarak Türkiye’ye karşı siyasî ve ekonomik hesaplaşmalarının olduğu yönündeki kanaatleri kuvvetlendirmiştir.

O halde ilk olarak 17-25 Aralık öncesinde ve sonrasında yaşananları kısaca hatırlayalım. Eğer o günlerde yaşanan olayları hatırlarsak bu gün gelinen noktayı daha iyi anlayacağımızı düşünüyorum.

Öncelikle geçmişte bu operasyonların yapıldığı 2013 yılının Mayıs ayını hatırlayalım, 2013 Mayıs ayının sonunda ‘Gezi Olayları’nın yaşanmış, 2013 Kasım ayında ‘Dershaneler Tartışması’ başlamış ve aynı yılın 17-25 Aralık tarihleri arasında İstanbul Başsavcılığı tarafından operasyonlar gerçekleştirilmişti. Ardından 2014 yılının Ocak ayında MİT’e ait tırların Adana’da durdurularak arandığını, Şubat ayında ise MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın soruşturmaya çağrıldığını hatırlamakta fayda var.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düğmeye basılan 17-25 Aralık operasyonları ile hükûmete ve hükûmetteki bazı bakanların çocuklarına kadar uzanan bir ilişkiler ağı içerisinde bir takım iş adamlarına, bürokratlara yönelik iddialar yöneltilmiş ve bu kişiler hakkında gözaltı ve tutuklama kararları verilmişti.  Yöneltilen iddialar ise kara para aklama, uluslararası altın kaçakçılığı içinde yer alma ve kamu görevlilerine rüşvet dağıtıldığı ile ilgiliydi.

O zamanlar bu olayların arkasında dönen dolapların tam olarak anlaşılmadığı dönemlerdi ve tedbir olarak öncelikle 2014 Şubat ayında bazı hâkim ve savcıların görev yerleri değiştirildi. Mart ayından itibaren ise Ergenekon ve Balyoz davaları gibi davalardan tutuklu ve hükümlü olanların Anayasa Mahkemesine yaptıkları bireysel başvuruların ilk sonuçları alınmaya ve bu kişiler ile ilgili yeniden yargılamalar yapılmaya başlandı. Aynı Mart ayında Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB)’in raporuna göre; Türkiye’de o zamanlar ‘paralel yapı’ olarak adlandırılan Fetö’nün, usulsüz olarak yüzbinlerce dinleme yaptığı ortaya çıktı ve bu dinlemelerin silindiği açıklandı. Yine 2014 Mart ayında dershanelerin kapatılması kanunlaştı. 12 Ekim 2014’te HSYK’da yapılan yeni seçimlerle, zamanında 2010 HSYK seçimleri ile yargıyı ele geçirdiği düşünülen Fetö mensubu hâkim ve savcıların yerine, ‘Yargıda Birlik Platformu’ üyeleri çoğunluğu elde etti ve beş gün sonra 17-25 Aralık soruşturması kapsamında yer alan Reza Zarrab’ın da aralarında bulunduğu kişiler hakkında takipsizlik kararı verildi. Aralık 2014’e gelindiğinde o zamanlar ‘Paralel Yapı’ olarak adlandırılan yapının baş sorumlusu Fethullah Gülen hakkında yakalama kararı çıkarıldı ve artık bu yapının tüm uzantılarına yönelik operasyonlara başlandı. 2015 yılından itibaren ‘Paralel Yapı’ tabiri de artık yerini ‘Fethullahçı Terör Örgütü (FETÖ)’ tabirine bıraktı ve konu ile ilgili ihraçlar ve tutuklamalar yaşanmaya başlandı, 7 Haziran ve ardından 1 Kasım 2015 seçimleri de bu süreçlerin ardından yaşandı. 24 Kasım 2015’te Rus uçağı düşürüldü. Bu şekilde 2016’ya gelindi ve 2016’da da aynı şekilde gözaltılar, tutuklamalar, açılan davalar, kayyum atamaları ve ihraçlarla Fetö’yle mücadeleye devam edildi. 2016’nın Mart ayında Reza Zarrab, Miami’deki tatili sırasında gözaltına alındı ve daha sonra tutuklandı. ByLock ve Eagle yazılımlarının Fetö tarafından kullanılan yazılımlar olduğunun anlaşılmasının ardından bu listelere dayalı olarak askeriye içinde kapsamlı bir ihraç listesi hazırlandı, bu konunun Yüksek Askeri Şura (YAŞ)’da kararlaştırılması plânlanmıştı ki 15 Temmuz’da hain darbe kalkışması gerçekleşti.

Ve bu günlere gelindi.

Özellikle dikkatinizi yaşanan bu sürecin en başına çekmek istiyorum. Yani 17-25 Aralık operasyonlarına.

Şimdilerde ABD’de görülmekte olan Reza Zarrab davasının gerekçeleri ile 17-25 Aralık 2013 operasyonlarının arkasında yatan iddiaların aynı gerekçelere dayandığını görmeliyiz.  2013’te Zarrab hakkındaki İstanbul Başsavcılığının iddiaları neyse bu gün ABD’de görülmekte olan davada da Zarrab hakkında aynı iddiaların öne sürüldüğünü görmemiz gerekir.

Bunu görebildiğimizde hem ABD’deki bu davanın hem de Türkiye’deki 17-25 Aralık 2013 operasyonlarının arkasında aynı kuvvetlerin olduğunu daha iyi anlamış oluruz.

Peki Türkiye’yi şu anda neler beklemektedir?

Türkiye, şu anda bu dava ile başta sözde müttefik ve stratejik ortağımız olan ABD tarafından siyasî ve ekonomik olarak köşeye sıkıştırılmaya çalışılmaktadır. Daha önceleri defalarca yapılmaya çalışılan ancak bir türlü başarılamayan Türkiye’yi kontrol altına alma girişimlerine bu dava aracılığı ile devam edilmek istenmektedir.

Davadaki sanık Zarrab’ın aynı zamanda İran vatandaşı olması ise ABD açısından bir taşla iki kuş vurmak olarak algılanmaktadır.

Davanın bundan sonraki sürecinde; savcının FBI’ın olduğu tahmin edilen dinleme kayıtları ile Fetö’nün dinleme kayıtlarının uyuştuğunu söylemesi üzerine hâkim, Fetö’nün Türkiye ile olan ilişkilerine yönelik bilirkişilerin dinlenmesi kararı aldı. Bu bilirkişilerin dinlenmesi kararı ise kafaları şimdiden karıştırıyor. Çünkü bilirkişi olarak kime veya kimlere başvurulacağı henüz belli değil. Eğer bilirkişi olarak Fetö’nün mensuplarından yararlanılırsa davanın hâkiminde ve mahkeme jürisinde Fetö’nün kayıtlarının FBI kayıtları ile uyuştuğu yönünde dolayısıyla Zarrab’a yönelik iddiaların doğruluğu yönünde bir düşünce hâsıl olacak. İşte bu yöndeki bir düşünce ise dava neticesinin Türkiye’nin siyasî ve ekonomik olarak uluslararası arenada sıkıntıya girmesine sebep olacaktır.

Eğer Zarrab davasında, iddiaların doğruluğu dinleme kayıtları üzerinden ortaya çıkmış olursa bu durum uluslararası kamuoyunda; Türkiye’nin ABD’ye ve küresel güçlere karşı İran ile işbirliğine gittiği şeklinde yorumlanacaktır. Bu şekildeki bir algı üzerinden Türkiye’yi güvenilmeyen ülke kategorisine sokmaya çalışan ABD, hem siyasî olarak hem de ekonomik olarak ülkemizi ambargolara tabi tutmayı plânlamaktadır.

Kısacası Zarrab davası üzerinden Türkiye, sözde terbiye! edilmeye çalışılmaktadır. Bu dava artık bir işadamının kara para aklaması davasından çıkmış, Türkiye’nin neredeyse beka meselesine dönüşmüştür.

ABD’nin; Ortadoğu’daki büyük plânlarını, Pyd/Ypg güçlerine verdiği desteği, Türkiye’nin gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı ve İdlib operasyonlarından ve yine Afrin’e Sincar’a ve Kandil’e harekât hazırlığı içinde olmasından, bölgede Rusya ve İran ile işbirliği içerisine gitmesinden duyduğu rahatsızlıkları da bir arada düşündüğümüzde Zarrab davası olayının perde arkası daha da aralanmaya başlayacaktır.

Tabi ki şu anda Türkiye içinde olanların tamamını da dışarıdaki denklemler ışığında değerlendirmekte yarar var. İçerideki ve dışarıdaki gelişmeleri bu açıdan izlemeye takip edeceğiz ve bakalım ülke olarak bizi neler bekliyor göreceğiz. 


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı