EKSEN KAYMASI IŞIĞINDA İÇ SİYASET ANLAYIŞI
Hasan Soner Kırkuşu >

EKSEN KAYMASI IŞIĞINDA İÇ SİYASET ANLAYIŞI

Türkiye’nin son zamanlarda dış politik arenada farklı mecralar üzerinden baskı altına alınmak istendiğine, uluslararası arenada Türkiye’nin değersizleştirilmeye ve yalnızlaştırılmaya çalışıldığına dair bazı adımların atıldığını görüyoruz.

Her biri ayrı skandal niteliğinde gelişmelerle karşı karşıyayız.

NATO’nun Norveç’te düzenlenen tatbikatı sırasında Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu lideri Mustafa Kemâl ATATÜRK ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın düşman hedefler arasında gösterilmesi ayrı bir skandal iken,

ABD’deki Zarrab davası sırasında, dava dosyasına eklendiğini duyduğumuz Türkiye’nin FBI tarafından dinlendiğine ilişkin tapelerin ortaya çıkması ise apayrı bir skandal olarak karşımızda duruyor.

Aslına bakılırsa buna benzer biçimde uluslararası platformlarda farklı skandallara daha önce de tanık olmuştuk.

Örneğin; Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM)’nin Türkiye ile ilgili 25 Nisan 2017 kararı da yine başka bir skandal örneğiydi. O günlerde AKPM, Türkiye’nin 2004’te çıktığı denetim sürecine tekrar girdiğini açıklamıştı. Bu kararın arkasından da hem iktidar kanadı hem de muhalefet kanadı Türkiye’nin yalnızlaştırılmaya çalışıldığına dair ortak değerlendirmelerde bulunmuştu.

Ancak tek bir farkla; 

AKP ve MHP; AKPM’nin kararını Türkiye’nin karalanmasına yönelik siyasî bir operasyon olarak değerlendirirken, bu kararın gerekçelerini mesnetsiz olarak nitelendirirken, temelsiz ve yok hükmünde olarak kabul ederken,

CHP, bu karar ile bir taraftan Türkiye’nin yalnızlaştırılmaya çalışıldığını kabul ediyordu ancak diğer taraftan ise kararın gerekçelerini çok da haksız bulmuyordu. Yani Türkiye’nin demokratik kurumlarının işleyişinin Avrupa Birliği Standartlarından uzaklaştığını, OHAL uygulamaları ile orantısız önlemler alındığını, yargının bağımsızlığının olmadığını, ifade ve medya özgürlüklerine yönelik gazetecilere uygulanan baskıların giderek arttığını, dokunulmazlıkların kaldırılması ile demokratik tartışmaların kısıtlandığını kabul ediyor, Türkiye’nin uluslararası platformlarda yalnızlaştırılmaya çalışılmasının müsebbibi olarak iktidarı görüyordu.

Buraya kadar Türkiye sürekli bir biçimde ‘Adalet’ ve ‘Özgürlükler’ çerçevesinden baskı altına alınmaya çalışılmış, bunun üzerinden iktidar yıpratılmaya ve Türkiye’ye kendince! çeki düzen verilmeye çalışılmıştı. Bunun da hem dış kamuoyunda hem de iç kamuoyunda alıcısı oluşuyordu.

Dolayısıyla iktidara karşı geliştirilen muhalefetin izlediği politikaya bakıldığında; Batı’nın her ne kadar çok iyi niyetli olmadığı sezilse de Batı ittifakları içinde kalmanın da önemsendiğini, Türkiye’nin çıkarlarının bunun üzerine kurgulandığını söyleyebiliriz.

Ancak son zamanlarda ABD’deki Zarrab davası üzerinden ortaya çıkan skandal ile NATO tatbikatı sırasında yaşanan skandala baktığımızda, Türkiye’nin özellikle iç kamuoyunda bir takım rahatsızlıklar belirmeye başladı. Çünkü Türk kamuoyu, bu skandalların perde arkasında sadece adalet ve özgürlük endişesinden kaynaklı sorunlar olmadığını görmeye başladı, yaşanan tüm bu skandallar ile Türkiye’nin bambaşka mecralara sürüklenmek istendiğine dair endişeler taşımaya başladı. Türkiye’nin siyaseten ve ekonomik olarak bitirilmek istendiğini, batının kuklası konumuna getirilmek istendiğini görmeye başladı.

Her yaşanan skandal sonrası ise Türkiye’nin bir takım cenahlar tarafından batıdan uzaklaştırılmak istendiğine, batı ile arasına mesafelerin konulmaya çalışıldığına, önce AB’den sonra NATO’dan kopartılmak istendiğine şahit oluyoruz.

ABD ve batı müttefikliğine karşın Avrasyacı politikalar temelindeki müttefikliğin özendirilmesi, Türkiye’nin milli menfaatlerinin batıdan ziyade doğuda olduğunun vurgulanmaya çalışılması Türk kamuoyunun şu aralar kafasını karıştıran dış politik sorunlar olarak ortaya çıkmıştır.

Kısacası Türkiye şu aralar dış politikada ‘eksen kayması’ olarak adlandırabileceğimiz bir sorunla karşı karşıya durumdadır.

Artık ciddi bir şekilde bu konu kamuoyunda tartışılmaktadır. Türkiye’nin 1950’li yıllardan itibaren kendisine dayatılan ittifaklara karşın Avrasyacı temeldeki yeni ittifaklar üzerinden yeni dünya düzeni kurup kurmayacağı tartışılmaktadır. Bu tartışmalar yapılırken asıl endişe konusu, uluslararası arenada gerek siyasî gerekse ekonomik olarak yalnızlaştırılmaya, çaresizleştirilmeye çalışıldığımız bu dönemde yeni ittifakların ne derecede bize çare olup olamayacağıdır.

Neredeyse son 70 senesinde yönünü batıya dönmüş bir Türkiye, yeni ittifaklara ne derecede hazırdır. Her yeni ittifak aynı zamanda yeni kültür değerleriyle ortaklık kurmayı da beraberinde getirmektedir. Siyasetten tutun da, ekonomik yatırım anlayışlarına varıncaya kadar, askeri yapılanmamızdan tutun da eğitim ve kültür işbirliklerine kadar bambaşka bir dünya ile beraber yola devam etmeye ne kadar hazırız.

Yeni stratejik ortaklıklar Türkiye’nin beka meselesine ne derecede çözüm oluşturabilecektir bu da ayrı bir tartışma konusudur. Çünkü netice itibariyle Türkiye’de yaşanan bu eksen kayması meselesi, temel olarak şimdiye kadar stratejik ortak olarak gördüğümüz ittifakların beka meselemiz söz konusu olduğunda bizi yalnız bırakmalarından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla sorulan en ciddi sorulardan biri de olası bir Avrasyacı bir ittifakın bizim bu sorunumuza ne derecede çare oluşturup oluşturmayacağıdır?

Yoksa tüm bunlardan da öte Türkiye, kendi bölgesel çıkarlarını da gözeterek batıyla olan ittifaklarına Avrasyacı ittifaklarıda mı ekleyecektir?

İşte tüm bunların tartışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye’nin iç politik gelişmelerini de bu çerçeveden düşünecek olursak, bu konularda Türk halkını aydınlatabilecek, Türk halkının içine su serpebilecek dış siyaset anlayışını hangi parti temsilcileri öne çıkarırsa, o partinin Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olacağını da şimdiden söyleyebiliriz.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
Kasaba giren hırsızlar otomobil çaldı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı
20 FETÖ şüphelisine gözaltı kararı