SOÇİ VE CENEVRE
Hasan Soner Kırkuşu >

SOÇİ VE CENEVRE

Pyd/Ypg güçlerinin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG)’nin, 3500 kadar Daeş’e bağlı aileyi ve 300 kadar Daeş’li teröristi kontrollü bir biçimde Rakka’dan çıkardığına ilişkin görüntülü haber İngiliz BBC kanalı tarafından 10 gün kadar önce tüm dünyaya servis edildiğinde, Daeş ile Pyd/Ypg güçleri arasında nasıl bir organik bağın olduğunu tüm dünya görmüş oldu.

Bu haberin ortaya çıkmasının ardından video konferans ile Pentagon’a bağlanan Uluslararası Koalisyon sözcüsü Albay Ryan Dillon, bu olay ile ilgili olarak kendisine yöneltilen sorular karşısında bu tahliyenin Uluslararası Koalisyonunun bilgisi dâhilinde olduğunu onayladı.

Oysa Uluslararası Koalisyonun Ağustos 2015’teki kuruluş nedeni Daeş ile mücadele etmekti. Ancak böyle olmasına rağmen Albay, bütün dünyanın gözünün içine baka baka anlaşmalı olarak Daeş’in Rakka’dan tahliye edildiğini itiraf etti.

Böylece yıllardır Türkiye’nin seslendirdiği tez doğrulanmış oldu. Türkiye ne diyordu?

Diyordu ki, terör örgütleri ile kol kola girilerek bir başka bir terör örgütü ile mücadele edilemez. Hele bir de terörle mücadele adı altında bir başka terör örgütünün eline yüzlerce tırdan oluşan her türlü silah ve mühimmat teslim edilirse bu uluslararası teröre destek vermek anlamına gelir. Bu yanlıştır ve bu yanlıştan bir an önce geri dönülmelidir, diyordu.

Türkiye’nin söylemlerinin ne derece doğru olduğu BBC’nin haberi ile ortaya çıkmış oldu. Rakka’daki Daeş’li teröristlerin Pyd/Ypg öncülüğündeki SDG tarafından güvenli bir şekilde tahliye edilmesi terör örgütlerinin birbirlerine nasıl yardım ettiklerinin, zor durumda kaldıklarında birbirlerini nasıl desteklediklerinin bir kanıtı olarak tarihe geçmiş oldu.

Aynı zamanda bu tahliye olayı, yıllardır bütün dünyanın başına bela olan hem Suriye ve Irak’ta hem de neredeyse dünyanın dört bir tarafında gerçekleştirdiği terör saldırılarıyla on binlerce kişinin ölümüne, sakat kalmasına, travmalar yaşamasına sebep olan uluslararası terör örgütü Daeş’in, nasıl bir tezgâh örgüt olduğunu da ortaya çıkarmış oldu. Daeş’in, ABD başta olmak üzere Uluslararası Koalisyon Güçleri tarafından kontrol altında tutulan bir örgüt olduğu ortaya çıkmış oldu.

Bu azılı terör örgütünün bundan birkaç sene öncesine kadar nasıl olup da dünya tarihinin gelmiş geçmiş en zengin terör örgütü olduğunu böylece anlamış olduk. Çünkü ABD’nin başını çektiği, onlarca ülkeden oluşan Daeş karşıtı Uluslararası Koalisyon Güçleri bu terör örgütü ile ciddi bir şekilde mücadele etmesi gerekirken ne yazık ki bu mücadeleyi kararlı bir biçimde yapamamıştır. Koalisyon Güçleri içinde sadece Türkiye, özellikle sınır ötesinde gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı Harekâtı ile Daeş’le mücadelede gereken kararlılığı göstermiştir.

İşte bu gelişmeler artık bize gösteriyor ki; Daeş, aslına bakılırsa ‘Büyük Ortadoğu Projesi’nin gerçekleşmesi adına oluşturulan bir senaryodan başka bir şey değildir. Daeş, uluslararası aktörlerin bölgedeki hegemonyalarının sağlanması adına kurulmuş taşeron bir terör örgütüdür. Ortadoğu’da mezhepsel bir savaş alanı oluşturarak bölgedeki haritaların değişmesine zemin hazırlama görevini üstlenen Daeş’in asıl amacının; özellikle Irak’ın kuzeyi ile Suriye’nin kuzeyi arasında siyasî bir birlikteliği sağlamak olduğunu, burada sözde Kürdistan için bir yaşam alanı oluşturma niyetinde olduğunu artık hepimiz görebiliyoruz.

Ancak son zamanlarda Daeş’in Suriye’den tamamen temizlendiğinin haberleri de gelmeye başlamasına rağmen ABD’nin Pyd/Ypg’ye silâh yardımı yapmaya devam etmesi Türkiye olarak bizi bekleyen tek tehlikenin halâ güneyimizde kurulması plânlanan terör koridoru tehlikesi olduğunu göstermektedir.

Bunun farkında olan Türkiye’nin son olarak İdlib’e girmesi, ardından Afrin’e girme hazırlıklarını yapmaya başlaması ise bu endişenin sonucudur.

ABD, Daeş ile en azından şimdilik işinin bittiğinin farkına varmaya başlamıştır. Nasıl Barzani’nin zamansız referandum kararı bölgedeki İran etkisinin artmasına zemin hazırladıysa, Daeş’in de aynı şekilde bölgedeki Şia gücünün artmasına zemin hazırladığı ortaya çıkmıştır. ABD, her ne kadar Şia gücünü kırmak ve bölgede ikinci bir İsrail kurmak için Suudi Arabistan başta olmak üzere diğer Arap ülkeleri ile Arap Nato’sunu kurmaya çalışsa da Pyd/Ypg ile olan ittifakını da korumaya azami gayret göstermektedir.

Çünkü ABD, Ortadoğu’da kendisine karşı yeni bir ittifakın oluşmaya başladığının farkındadır. Karadeniz’in güzel bir kıyı şehri olan Soçi’de Rusya, İran ve Türkiye’nin aynı zamanda dolaylı olarak da Suriye’nin ‘Suriye İç Savaşı’nın bitirilmesi adına bir araya gelmiş olması, ABD karşısında bölgede yeni bir ittifakın oluşmaya başladığının da sinyalleri olarak algılanmıştır.

Fakat şu var ki; Suriye’de siyasî çözümün yakınlaştığının işareti olarak algılanan Soçi görüşmesinin taraflarından biri olan Rusya’nın da Pyd/Ypg’ye karşı tam bir cephe aldığını henüz söyleyemeyiz. Pyd/Ypg’ye ait bir ofisin Moskova’da olduğunu, Rusya’nın Pyd/Ypg’yi terör örgütü olarak tanımlamadığını, Soçi görüşmesinin hemen öncesinde İsrail Başbakanı Netanyahu, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi ve Suudi Kralı Selman ile görüştüğünü unutmamalıyız.

Suriye’deki iç savaşın tamamen nihayete ermesi için Cenevre görüşmelerini beklemek gerekecek ancak bunun öncesinde Suriye’nin toprak bütünlüğü korunmak şartıyla Suriye’nin kuzeyinde aynen Irak’ta olduğu gibi merkeze bağlı bir Kürt Yönetimi oluşturulacağına dair emareler görünmeye başladı.

Türkiye’nin, eğer Suriye’nin kuzeyinde kurulacak bir Kürt Yönetimine razı olsa da, Cenevre’deki görüşmelere Kürtleri temsilen Pyd/Ypg unsurlarının katılmasına razı olmayacağı şimdiden bilinmektedir.  Dolayısıyla önümüzdeki günlerde bu konuda Cenevre’ye gitmeden önce Türkiye’nin nasıl razı edileceği, Suriye Kürt Bölgesel Yönetimi’nin nasıl makyajlanıp sunulacağı şimdiden merak konusu olmaya başladı.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
CHP'DEN İSTİFA ETTİ.  AK PARTİYE GEÇTİ
CHP'DEN İSTİFA ETTİ. AK PARTİYE GEÇTİ