YOKSA YİNE YENİ YENİDEN Mİ?
Hasan Soner Kırkuşu >

YOKSA YİNE YENİ YENİDEN Mİ?

Geçen Cumartesi yani 25 Kasım günü Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Beştepe’deki Külliye’de konukları eğitimcilerdi. Konuklar yemeğe davetliydi. Bu durum konukların, özel konuk oldukları anlamına gelmekteydi. Konuklar elbette değerli kişilerdi ve özeldiler. Ancak konukların özel olması onların şahsiyetlerinden öte eğitim camiasındaki temsil ettikleri pozisyonlarından kaynaklanıyordu.

Yemekte eğitim camiasını temsilen Millî Eğitim Bakanı, YÖK Başkanı, MEB Müsteşarı, MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı, Üniversitelerden öğretim görevlileri, Türkiye Özel Okullar Derneği Başkanı, eğitim ile ilgili Sendika Başkanları ve dört öğretmen bulunuyordu.

Cumhurbaşkanı’nın ‘Beştepe Sofrası’na davet edilen konuklardan ve zamanlamasından da anlaşılacağı üzere bu davet, '24 Kasım Öğretmenler Günü’ dolayısıyla gerçekleşen bir davetti.

Aslına bakılırsa Sayın Cumhurbaşkanı’nın eğitimcileri ağırladığı bu sofra, öğretmenler günü özelinde ve o sofraya davet edilen eğitimciler huzurunda tüm eğitimcilere verilen önemin ve öğretmenlik mesleğine duyulan saygının bir yansımasıydı. Bu anlamda çok değerli bir yemek daveti olduğunu belirtmek isterim.

Ancak, basına bu yemek daveti sadece bu özelliğiyle yansımadı.

Davetin hemen ertesi günü yani pazar günü sosyal medyada, yazılı ve görsel basında bununla ilgili haberlere bakıldığında, bu yemek davetinin eğitimcilere özel, eğitimcilerle başbaşa bir davet olmasından öte yemekte neler konuşulduğunun daha fazla önemsendiğini gördük.

Haberleri takip ettiğimizde, sofrada eğitimle ilgili konuşmalar sırasında davetlilerden birinin Finlandiya’daki eğitim modelini örnek olarak göstermesi ancak bu modelin Türkiye’de uygulanmasının imkânsız olduğunu söylemesi üzerine Sayın Cumhurbaşkanı’nın “Ne olursa olsun Finlandiya eğitimde 1.sırada, bizim oralara gelmemiz lâzım" dediğini öğrenmiş olduk. Yine Sayın Cumhurbaşkanı’nın İtalyan eğitim ekollerinden biri olan Montessori’den bahsettiğini ve bu modelle çocukların daha yüksek bir özgüvene sahip oldukları yönünde ifadeler kullandığını da aynı haber kaynaklarından öğrenmiş olduk.

Tabi ki bu haberler yayılınca bir kısım sosyal medya kullanıcısının, bir kısım gazetelerin ve eğitimle ilgilenen bazı kişilerin hemen Türkiye’ye yeni bir eğitim modeli geliyor, Finlandiya Modeli Türkiye’ye de geliyor şeklinde bir takım yorumlar yapmaya başladıklarını da görür olduk. Haberlere yapılan yorumlara göz atıldığında; haydi bakalım yeni sistem mi geliyor, eğitim sil baştan mı? gibisinden sorulara da denk gelmeye başladık.

Bazı yorumlar ise içinde endişeler barındırıyordu. Yorumculardan bazıları;hem bu sene değiştirilerek uygulanması plânlanan  Sınavsız Mahalli Yerleştirme Sisteminde kullanılacak ‘Liselere Kayıt Sistemi(LKS)’ nin hem de Üniversite Sınav Sisteminde kullanılacak ‘Temel Yeterlilik Testi(TYT)’nin önümüzdeki yıldan itibaren yeniden revize edileceğinin endişesini taşıyordu.

Peki bu telaş ve endişe niyeydi, neden birden bire bir yemek daveti sırasında söylenen cümleler, sadece görüş içeren cümleler olarak algılanmadı? Neden bu konuşma cümleleri haberlere manşet oluverdi?

Çünkü artık vatandaş bu ülkede sabah kalktığında eğitim sistemi adına neler değişip değişmeyeceğinin öngörüsünü yapamaz duruma geldi. Bırakın sade vatandaşı, bu eğitim mutfağının içindeki eğitimciler dahi mutfakta hangi menünün hazırlandığı ile ilgili, müşteriye nasıl bir servis yapılacağı ile ilgili bir görüş bildiremez duruma geldi.

Çünkü vatandaş, Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir Tv kanalının canlı yayınında “ben Teog olayını yanlış buluyorum, Teog kaldırılmalı” demesinin hemen ardından Teog’un kaldırılması ile ilgili çalışmaların başladığına bundan daha iki ay öncesinde şahit oldu. Yine Sayın Erdoğan’ın basına yaptığı bir başka açıklamada üniversite sınav sisteminde de değişiklik olacağını söylemesinin ardından YÖK’ün konu ile ilgili çalışmalara başladığına da aynı şekilde tanık oldu.

Dolayısıyla eğitim söz konusu olduğunda kurulan cümleler, eğitim sisteminin herhangi bir yönü ile ilgili söylenenler hele de en üst makamlarca ifade edilince vatandaşta birden bire endişeye sebep oluyor.

Vatandaş artık gelecek yıl için eğitim sistemin ne olacağı ile ilgili kesin bir bilgiye sahip değil. Bunun en ağır faturasını da ne yazık ki bu yaz boz tahtasına dönen sistemin içinde yer alan öğrenciler ödüyor.

Teog kaldırılacak dendi, aradan bir buçuk ay sonra Teog’un yerine Sınavsız Mahalli Yerleştirme Sistemi açıklandı. Üniversite sınav sistemi ise çok daha kısa sürede değişikliğe uğradı. Üstelik değişikliklerin yapıldığı ile ilgili açıklamaların ardından her iki sınav sisteminde yine ek değişiklikler de oldu. Yani değişikliğin değişikliği de oldu.

Önce LKS’de 60 soru çıkacağı söylendi, sonra soru sayısının 80’e çıktığı açıklandı. Ayrıca 6. ve 7.sınıflardan da soru çıkacak dendi sonra sadece 8.sınıf müfredatından soru çıkacağı söylendi, son olarak Milli Eğitim Bakanlığı’nın kendi yayınladığı ‘Sınav Kayıt Uygulaması Tanıtım Kitapçığı’nda dahi ‘Sınav okul müfredatını kapsayacak şekilde yapılacaktır’ şeklinde hiç de açık olmayan bir ifade kullanılarak bu konu bir türlü açıklığa kavuşturulamadı. Yani şu anda ortaokulların 8.sınıflarında okuyan öğrenciler neye çalışacaklarını tam olarak bilmez durumdalar ve her ihtimale karşı 6 ile 7.sınıf müfredat konularına da çalışmak zorunda bırakıldılar.

Üniversiteye girişte kullanılacak TYT’de ise önce 40 Türkçe, 40 Matematik sorusu sorulacağı açıklanmışken daha sonra yapılan açıklamada her iki bölüme 20’şer soru daha ilave edilerek toplam soru sayısı 120’ye çıkarıldı. Yani daha önce açıklanan Türkçe testine coğrafya, din kültürü, felsefe ve tarih ile Matematik testine biyoloji, fizik ve kimya dersleri eklendi.

Değişmeyen tek gerçek değişmek oldu.

Bu değişikliğin değişikliği açıklamaları yapılırken, bu sınavlara hazırlanan öğrencilerle birlikte velilerin de kafaları tam olarak karışmış durumda ve bir takım mağduriyetler söz konusu.

Öğrencilerin zaten bir bölümü bu sınavlara en az bir sene öncesinden hazırlanmaya başlamış durumdayken, veliler ise çocuklarını bu tür sınavlara daha iyi hazırlayabilmek adına bazı özel okullara, dershanelere, etüt merkezlerine kayıt yaptırıp paralarını yatırmışken birden bire sistem değişikliğine gidilmiş olmasının hem maddî hem de manevî faturalarını ödemiş oldular.

İşte henüz bunların sıcaklığı gitmemişken son olarak haberlerde yer alan ‘Beştepe Sofrası’ haberi ister istemez yine ayrı bir endişe konusu oldu. Basın ve medya kuruluşları da vatandaşın bu endişelerini bildiği için haberi sunarken, bu yemekli daveti Külliye’de eğitimcilere verilen yemek daveti olarak değil de Finlandiya’daki eğitim sistemi’nin Türkiye’de de olması gerektiğinin konuşulduğu bir yemek daveti olarak sunmayı tercih etti.

Vatandaş, bu davet masasında yer alan davetlilerden birinin Millî Eğitim Bakanı ve diğerinin ise YÖK Başkanı olduğunu görünce ister istemez aklına yine aynı sorular gelmeye başladı, senaryo tekrarlanacak mı diye sormaya başladı?

Yoksa yine yeni yeniden mi? demeye başladı.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
YÜKSEL SÜLEYMANPAŞA DİYEREK ÇIKTIK YOLA…
CHP'DEN İSTİFA ETTİ.  AK PARTİYE GEÇTİ
CHP'DEN İSTİFA ETTİ. AK PARTİYE GEÇTİ