PYD/YPG’Yİ YOK ETMEK ÜZERİNE KURGULANAN DIŞ POLİTİKAMIZ
Hasan Soner Kırkuşu >

PYD/YPG’Yİ YOK ETMEK ÜZERİNE KURGULANAN DIŞ POLİTİKAMIZ

Güneyimizde yaşanan gelişmelerin, ülke ve millet olarak bize beka sorunu yaşatmakta olduğunu ensemizde hissediyoruz. Ortadoğu bölgesinde özellikle 1990’lı yılların başından itibaren Körfez savaşı ile başlayan değişim sürecinin günümüzde Suriye İç Savaşı üzerinden devam ettiğini hep beraber görüyoruz.

Aslında 1990’lı yılların da öncesinde yani daha 20.yy’ın başlarından itibaren gerçekleştirilmek istenen büyük bir Ortadoğu Projesi’nden bahsediyoruz.

Ancak konuyu o kadar derinlere götürmeden çok daha yakın tarihimizden yola çıkarak anlamaya çalışmak, 1990’lı yılların başından itibaren bölgede yaşanan gelişmeler sırasındaki dengeleri gözden geçirmeye çalışmak güncel meseleleri kavramak adına bizim için daha yararlı olacaktır.

Özellikle 1.Dünya Savaşı’nın ve kısmen de 2.Dünya Savaşı’nın ardından Ortadoğu’nun siyasî olarak yeniden tasarlanmaya çalışıldığını, bu siyasî dizayn etme çalışmaları sırasında başta İngiliz, Fransız, Almanya olmak üzere bölge üzerinde menfaatleri olan Avrupalı devletler ile birlikte ABD’nin de yanında yer alan bölgesel faktörlerin bulunduğunu gözden kaçırmadan yapacağımız değerlendirmeler doğrulara ulaşmamızda bizim işimize yarayacaktır. Bu gerçekleri görmeden yapacağımız her türlü değerlendirme bölgede yaşanan gelişmeler hakkındaki yorumlarımızı da çıkmaza götürecektir.

Bu gerçekler ışığında bakıldığında 2.Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte 1990’ların başına kadar, İsrail-Filistin mücadelesi bir kenara bırakılacak olursa, Ortadoğu’da bir sessizlik dönemi yaşanmıştır. Ancak Körfez Savaşları ile başlayan yeni süreç üzerinden bakıldığında günümüzdeki Suriye İç Savaşı’na kadarki yaşananlara baktığımızda Ortadoğu’da yeni siyasî tasarım çalışmalarının tekrar hız kazandığını görüyoruz.

İşte bölgede yaşanan bu son gelişmeler şu anda Türkiye’ye beka sorunu olarak yansımış durumdadır. Öncelikle bize beka sorunu yaşatan gelişmenin ne olduğunu doğru tespit etmek gerekir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ülke ve millet olarak beka sorunu yaşatan asıl sorunumuz bölgede oluşturulmak istenen ve güney sınırımızda olması plânlanan yeni bir devlet oluşumudur. Yani Kürdistan’ın hemen güney sınırımızda kurulmak istenmesidir.

Türkiye’nin oluşturulmak istenen bu yeni devletin varlığına karşı çıkışının temelinde ise kesinlikle etnik bir bakış açısı yatmamaktadır. Türkiye’nin, hemen güney sınırında Kürdistan diye bir devletin kurulmasına karşı çıkışının ve bunu kendisi için bir beka sorunu olarak görmesinin asıl nedeni Kürdistan denilen sözde devletin kurucu unsurlarının ağırlıklı bir şekilde terör örgütü Pkk-Pyd/Ypg’den oluşmasıdır.

Türkiye’nin, Suriye İç Savaşı’nın sonlarına yaklaşıldığı bu son dönemlerde uzun yıllar stratejik ortaklık halinde olduğu ABD’ye karşı duruşunun arkasında yatan neden tam da bu sebepten kaynaklanmaktadır.

ABD’nin açıkça bölgede kendine stratejik ortak olarak Türkiye yerine Pyd/Ypg’yi seçmiş olması Türkiye’nin de bölgedeki çıkarları açısından yeni ittifak arayışına girmesine sebep olmuştur. Aslında Türkiye ile ABD arasındaki son zamanlarda yaşanan problemlerin arkasında sadece Pyd/Ypg meselesi de yoktur, bununla birlikte Fetö unsurlarının ABD tarafından korunuyor olmasını, Zarrab davası üzerinden Türkiye’nin ekonomik ve siyasî olarak köşeye sıkıştırılmak istenmesini, vize krizi üzerinden Türkiye’ye diplomatik bir ambargo uygulanmasını, Türkiye için bir diğer tehdit unsuru olan Daeş’e bağlı terör unsurlarının güvenli bir şekilde başka bölgelere nakledilmesini de iki ülke arasını açan sorunlar olarak sıralamamız gerekir.

Ancak Türkiye için hem ABD ile ilişkiler açısından hem de beka meselesi açısından düşünüldüğünde ilk ve en öncelikli sorun bölgede Pkk unsuru olan Pyd/Ypg’nin desteklenmiş olmasıdır.

1984’ten itibaren kendi sınırları içinde Pkk terör örgütü ile mücadele eden ve bu uğurda binlerce güvenlik gücünü ve vatandaşını şehit vermiş olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bu karşı çıkışı ise son derece haklı bir duruş olarak algılanmalıdır.

Tekrar ifade etmek gerekirse Türkiye’nin, güney sınırında kurulması plânlanan sözde Kürdistan’a karşı çıkışının arkasında kesinlikle etnik bir bakış açısı, ırkçı bir yaklaşım aranmamalıdır.

Türkiye, bu terör unsurunu açıktan destekleyen ve bu terör unsurunu kendisine stratejik ortak olarak belirleyen ABD’ye karşı kendi millî çıkarları açısından bakıldığında yine haklı bir biçimde dış politikada Rusya’ya ve İran’a yaklaşmayı tercih etmektedir. Türkiye, bunun böyle olduğunu Astana süreci ve Soçi görüşmeleri ile bölgede ABD’ye karşı yeni ittifaklar içerisinde olabileceğini göstermektedir.

Fakat Rusya’nın da Pyd/Ypg hakkında karnesinin çok temiz olmadığını söylememiz, Moskova’da Pyd/Ypg’ye ait temsilciliğin açılmasına müsaade edildiğini de görmemiz gerekir. Bu durum ise Pyd/Ypg’nin, bölgede hem ABD hem de Rusya açısından kullanılabilecek bir koz olarak görüldüğünü kanıtlamaktadır.  

Ancak konu ile ilgili Prof.Dr. Mehmet Şahin’den de duyduğum ve benim de katıldığım güzel bir tespiti burada paylaşmak istiyorum. Sayın Şahin’in de ifade ettiği gibi; Türkiye’nin kendisi için asıl beka meselesi olarak gördüğü Pkk unsuru olan Pyd/Ypg, ABD nazarında farklı bir pozisyonda yerini alırken Rusya tarafında ise daha farklı bir pozisyonda değerlendirilmektedir.

ABD, Pyd/Ypg’yi kendisine stratejik ortak olarak görürken Rusya ise Pyd/Ypg’yi bölgede şu an için kullanabileceği kritik geçici bir unsur olarak görmektedir. Rusya’nın Pyd/Ypg’ye yaklaşımını, bu örgütü ABD’ye kaptırılmaması gereken bir örgüt olarak görmesinden kaynaklandığını düşünüyorum.

Dolayısıyla ABD’nin bizim beka meselemiz olan Pyd/Ypg’ye bakış açısı uzun dönemde değişmeyecek gibi görünmekteyken Rusya’nın ise Pyd/Ypg’ye bakış açısı daha kısa dönemli bir çıkar ilişkisine dayanmaktadır. Bu her iki ülkenin Pyd/Ypg’ye farklı bakış açıları Türkiye’nin kendi millî çıkarları açısından düşünüldüğünde, son zamanlarda neden Rusya tarafında daha fazla yer aldığımızın da cevabı açıkça ortaya çıkmaktadır.

Türkiye’nin bundan sonra izleyeceği dış siyasetin temelini de bu oluşturmalıdır. Bizim açımızdan şu anda önemli olan, Suriye ve Irak’ın toprak bütünlüğünün korunması ile birlikte güneyimizde dış destekli ağır silahlarla donanmış bir terör unsurunun varlığının tamamen yok edilmesi olmalıdır. Türkiye, Ortadoğu ile ilgili dış siyasetinin merkezine bunu koymalıdır, bütün enerjisini Pkk unsuru olan ve Suriye Demokratik Güçleri denilerek pazarlanmaya çalışılan Pyd/Ypg’yi yok etmek üzerine harcamalı, politikalarını bunun üzerine kurgulamalıdır.

Ülke sınırları içinde zaten ağır darbe almış olan Pkk’nın bu sınır dışı uzantısı yok edilmediği müddetçe rahat bir nefes almamız mümkün değildir. Bu konu ile ilgili olarak en yakın zamanda gerçekleşmesi plânlanan Cenevre görüşmelerinde Türkiye’ye destek verilmediği, yardım edilmediği müddetçe bölgedeki hiçbir siyasî oluşuma yeni siyasî tasarımlara Türkiye’nin destek sunmayacağı da açıktır.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI