ZARRAB MI SARRAF MI?
Hasan Soner Kırkuşu >

ZARRAB MI SARRAF MI?

Aslen anadan doğma Reza Zarrab ancak sonradan sahne ismiyle ünlenen Rıza Sarraf’ın ve Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Hakan Atilla’nın New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde yargılanmalarını yakından takip ediyoruz. Bu davada özellikle Zarrab’ın son iki gündür söylediklerinin ülkemizde iç siyaseti şimdiden karıştırmaya başladığını da görüyoruz.

Üç gün öncesine kadar ise Zarrab’ın sanık mı yoksa tanık mı olacağını tartışıyorduk ve merak ediyorduk.  Türk kamuoyu olarak eğer sanık olarak yargılanırsa Sarraf olarak kalmaya devam edeceğini, tanık olarak yargılanmaya devam ederse de Zarrab’a dönüşeceğini tahmin ediyorduk. Bir zamanlar Esed’mi desek Esad’mı desek nasıl tartıştıysak aynen öyle.

En sonunda gerçekler gün yüzüne çıktı ve dava görüşülmeye başladıktan sonra ABD’nin elinde bulunan bir tanık olduğunu yani Sarraf’ın Zarrab’a dönüşeceğini anlamış olduk. Sonradan olma Sarraf’ın henüz iki günlük tanık olarak söyledikleri karşısında anadan doğma Zarrab’a dönüştüğü konusunda hiç olmazsa fikir birliğine varmış olduk.

Fikir birliğine varmış olmasına vardık ama şimdi de Türk kamuoyunda konu ile ilgili yapılan tartışmaların yönü Zarrab’ın itirafçı mı (dürüst tanık) yoksa iftiracı mı (yalancı tanık) olduğu meselesine dönüştü.

Aslına bakılırsa tartışmaya bu şekilde devam etmek dahi Zarrab’ın tanık olduğunu ve ABD’deki davanın uluslararası bir dava olarak zımnen de olsa hukuka uygun bir dava olduğunu kabul etmek anlamına gelmektedir ve buraya çok dikkat etmek gerekir.

Oysa Türkiye’nin bu dava ile ilgili tezi nedir?

Türkiye, herşeyden önce  halen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan birinin Türkiye’de işlediği iddia edilen bir suç ile ilgili Amerika veya bir başka yabancı ülkede yargılanamayacağını söylemektedir.

Türkiye, Zarrab’ın ve Atillla’nın bu nedenle ABD’de yargılanmalarını uluslararası hukukun ihlâli olarak görmektedir.

Dolayısıyla Zarrab’ın doğrucu tanık mı yoksa yalancı tanık mı olduğunu gerek iktidar mensuplarının gerekse muhalefetin basın ve medya önünde tartışması, seslendirmesi dahi esasen Türkiye’nin kendi ileri sürdüğü tez ile çelişkili bir durum ortaya çıkarmaktadır.

Biz bu çelişkiler içinde birbirimizle tartışırken ve birbirimizi suçlamaya devam ederken yine birbirimizi bir şekilde yerli ve millî olmakla veya olmamakla suçlarken yine çok tuhaf bir şekilde diğer taraftan gerek iktidar gerekse muhalefet olarak ABD’nin bu dava yolu ile Türkiye iç siyasetine müdahale etmeye çalıştığı yönünde ortak bir kanıya da sahibiz.

Yani hem bu dava üzerinden ABD’nin Türkiye ile ilgili sinsi hesapları olduğunu, ABD’nin Türkiye’yi uluslararası arenada siyasî ve ekonomik olarak köşeye sıkıştırmaya çalıştığını, 15 Temmuz’da yapamadığını böylece yapmaya çalıştığını iddia ediyoruz ve bu konuda hemfikiriz. Hem de kalkıyor Zarrab’ın itirafçı mı yoksa iftiracı mı olduğunu tartışıyoruz. Kendi elimizle Amerika’nın ekmeğine yağ sürüyoruz.

Sağcısı, solcusu, liberali, sosyalisti, iktidarı, muhalefeti, dindarı, milliyetçisi nereden bakılırsa bakılsın şu anda Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan genel çoğunluk, Zarrab davası bahane edilerek ABD’nin siyasî komplolar peşinde olduğunun farkındadır aslında.

Bizim bunun farkında olmamız bir anlamda iyidir. Ancak her nedense, birçok konuda olduğu gibi bu konudaki tartışmalarımızı da dönüp dönüştürüp vatanseverlik, vatan hainliği noktasına getirmemiz her zaman olduğu gibi nesnel bir tartışma ortamından uzaklaştığımızı göstermektedir. Oysa bu tartışmalarımızı yaparken ölçüyü kaçırmamakta her zaman yarar vardır, tartışma zemininin ayarını kaçırmamakta fayda vardır. Toplumda derin çatlaklar oluşturmanın, toplumu her bir tartışma sonrası karpuz gibi ikiye bölmeye çalışmanın hiç kimseye faydası olmadığını görmek gerekir.

New York’ta süren bu davaya da yaklaşımımız sakin ve sıhhatli olmak zorundadır. Dava üzerinden yapacağımız çıkarımlar ve atılması gerekli olan adımlar akılcı ve mantıklı olmak durumundadır.

İktidarın, süren bu dava ile ilgili olarak zor durumda kaldığının farkındayız. Çünkü dava sırasında Zarrab’ın şu ana kadar ileri sürdüğü rüşvet iddiaları ciddiye alınsa bir türlü alınmasa bin türlü.

İşte bu konuda iktidar, her ne kadar Türkiye’nin Amerika’da devam etmekte olan bu dava ile ilgili tezini boşa çıkarmak istemese de öne sürülen bu iddialara karşı da akılcı bir çözüm yolu bulmak durumundadır. Bu iddiaların üzerinden bazı eski bakanlar ve bürokratlar hakkında soruşturma başlatıp başlatmamanın, prestijini ve itibarını yerle bir edip etmeyeceğini kendi içinde en mantıklı bir biçimde tartışmak ve kamuoyunun önüne böylece çıkmak durumundadır.

İktidar, zamanında İran’a uygulanan ambargonun ihlal edilmediğini öne sürmektedir ancak bu rüşvet iddialarını da araştırmak ve soruşturmak durumundadır. Kanaatimce iktidar yanlısı seçmenin de kafasını en fazla karıştıran konu budur.

Evet, tüm bu iddialar bir iftira da olabilir ancak iktidar bu iddialar ile ilgili tüm bağımsız yargı kanallarını sonuna kadar kullanarak belgeleriyle birlikte açığa çıkarmadığı müddetçe kamuoyu vicdanının rahatlamayacağını da görmek durumundadır. 


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI