izmir escort bayan
bursa escort
İSLÂM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI ve ORTADOĞU
Hasan Soner Kırkuşu >

İSLÂM İŞBİRLİĞİ TEŞKİLATI ve ORTADOĞU

Işık göründü gibi.

Neredeyse bir yüzyıl sonra Ortadoğu’daki karanlık aydınlığa kavuşacak mı acaba?

İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT)’nın olağanüstü zirvesinde alınan tarihi Kudüs kararı sonrası bunları düşünmek istiyorum. 13 Aralık 2017 Çarşamba günü acaba gerçekten tarihe geçecek bir gün müdür? Çünkü o gün yapılan İİT Zirvesinde alınan karar sonrasında açıklanan bildirideki:

“…başkenti Kudüs olan Filistin Devleti’ni tanıdığımızı ilân ediyoruz. Dünyayı Doğu Kudüs’ü Filistin Devleti’nin işgal altındaki başkenti olarak tanımaya davet ediyoruz.”

İfadeleri İslâm Dünyası olduğu kadar tüm dünya için de önemli bir açıklama niteliğindeydi.

Bu ifadelerin, İİT dönem başkanlığını da yapan Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ağzından duyulmasının ardından tüm dünya haber ajansları da aynı anda son dakika olarak haberi kendi yayınlarında duyurmaya başladı.

Açıklamanın yapılmasının hemen ardından tüm dünyaya yayın yapan ajansların, yayınlarını keserek bu gelişmeyi zaman kaybetmeksizin duyurmuş olmaları dahi yapılan bu açıklamanın dünya insanlığı açısından ne kadar önemli ve mühim bir açıklama olduğunu göstermektedir.

Bu açıklama alelade bir açıklama değildir. Bu gelişmeyi, özellikle Kasım 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla birlikte Komünizmin çöküşünün ve sonrasında Aralık-1991’de SSCB’nin dağılmasıyla birlikte sona eren Soğuk Savaş Dönemi’nin ardından yaşanan önemli bir gelişme olarak görmek gerekir.

İİT’nin açıklaması 1990-1991’deki1.Körfez Savaşı’ndan itibaren tüm Dünya’ya kafa tutan ABD’ye bir başkaldırı niteliğindedir. Bu açıklama ABD’nin kendisini, Dünya’nın hakimi olarak görmesine ve özellikle de Ortadoğu özelinde tüm Müslüman coğrafyasına kendince çekidüzen!?  vermek istemesine karşı bir duruş sergilemedir. 

İİT’ye katılan 48 ülke tarafından yapılan ortak açıklamada ifadesini bulan diğer bölümlere göz attığımızda şunları da tespit etmek mümkün görünüyor; zirve sonunda yapılan açıklamayla ABD Başkanı Trump’ın 6 Aralık’ta tek taraflı olarak Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak ilân etmiş olmasına karşı çıkışın yanında,

Dünya Müslümanlarının çoğunluğu tarafından;

  • İsrail’in Kudüs’te işgalci bir güç olarak tanınmış olması,
  • ABD’nin Kudüs ile ilgili kararının yok hükmünde kabul edilmesi,
  • ABD’nin terörizmi teşvik ve tahrik eden bir ülke olarak tanımlanması,
  • ABD’nin uluslararası barışı tehdit eden bir ülke olarak görülmesi de son derece önemlidir.

Tüm bunlarla birlikte düşünüldüğünde elbette tarihin önemli bir dönemeci yaşanmıştır diyebiliriz.

Katılımcı ülkeler arasında bulunan ve varlıkları özellikle önemsenen Mısır ve Suudi Arabistan’ın İstanbul’daki İİT’ye devlet başkanlığı düzeyinde katılmamış olmaları her ne kadar dikkat çekmiş olsa da buna rağmen açıklamanın altına imza atmış olmaları önemsenmelidir.

Yapılan bu açıklama İslâm Dünyası için derin uykudan uyanışın bir kıpırdanışı olarak görülmelidir. Evet, her ne kadar Suudi Arabistan’ın, Mısır’ın, Bahreyn’in, BAE’nin, Kuveyt’in, Ürdün’ün Katar’a ambargo uygulanması noktasında ABD ve İsrail ile kol kola bir görüntü verdiklerine şahit olmuşsak da Kudüs söz konusu olduğunda açıklanan bildirinin altına imza atmış olmalarını görmezden gelmemeliyiz.

İsrail’in İstanbul’daki açıklamanın hemen ardından Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman’ı ‘Arap Dünyası’nın Lideri’ sıfatıyla ülkesine davet etmiş olması, İsrail’in boş durmadığını göstermektedir.

Suudi Arabistan Veliahd Prensi Salman’ın neden İsrail’e davet edildiğini ise zaten biliyoruz. Bu davetin ardında yatan birliktelik, tüm dünya kamuoyunun da malûmu olduğu üzere  İsrail ve ABD’nin de destek vereceğini bildiğimiz ve Ocak 2018’de Suudi Arabistan tarafından açıklanması beklenen bir Ortadoğu Barış Planı’ndan kaynaklanmaktadır.

Şimdiye kadar çok açıklanmayan ancak bir kısmı dünya kamuoyuna sızmış olan bu sözde ‘Barış Plânı’na göre; Filistin halkına Kudüs’ü tamamen boşaltmaları, kendilerine Kudüs yakınlarında yeni bir başkent ilân etmeleri ve bunun karşılığında bağımsız bir Filistin Devleti olarak tüm dünya tarafından tanınacaklarının sözü verilecektir. Bunun teminatını ise Suudi Arabistan üstlenecektir.

Şu ana kadar sızmış olan bu bilgiler doğruysa ve İstanbul’daki İİT Zirvesi’ne sadece devlet başkanlığı düzeyinde katılmamış olmalarının ardında yatan neden de eğer buysa Suudi Arabistan, İslâm Dünyası için en büyük ihaneti gerçekleştirmenin eşiğinde demektir.

Bundan sonra yaşanacaklar önemlidir. İslâm İşbirliği Teşkilatı’na üye olan 57 devletin büyük çoğunluğunun ortak tavrına rağmen Suudi Arabistan’ın sırf mezhepsel bir bakış açısı sergileyerek İran karşıtı politikaları nedeniyle İsrail ve ABD ile kol kola bir şekilde yürüme kararı almasının faturası çok ağır olabilir. Her şeyden önce olası İran karşıtı bir hesaplaşma, henüz ulus olma bilincini tamamlamamış olan Arap dünyasının yıkımını hazırlar.

Suudi Arabistan’ın Ocak 2018’de açıklamasını beklediğimiz Filistin ve dolayısı ile Ortadoğu’yu ilgilendiren plânı ya İİT’nın açıklamasına güç katacak ya da ABD Başkanı Trump’ın, adeta sahada İran’ı yemlemeye dönük, Kudüs’ün İsrail’in başkenti olduğuna dair açıklamasına destek vermiş olacaktır. Kısacası Suudi Arabistan, atacağı adımlarla ya yanmakta olan ateşin sönmesi için katkı sunacaktır ya da yanan ateşe benzinle yaklaşmış olacaktır.  

Suudi Arabistan’ın; Birleşmiş Milletlerin daha önceki yıllarda almış olduğu karar ortada dururken, İİT’nin neredeyse tamamına yakınının açıklaması ortadayken herşeyden önce Dünya Müslümanlarını karşısına alabileceğini sanmıyorum.

Ama kim ne derse desin ve her ne olursa olsun yeni bir dünya düzenine girmek üzere olduğumuzun da ayak seslerini duyar gibiyim. Bu yeni dünya düzeni öncesinde ABD saltanatının çatırdamaya başladığını görür gibiyim. 


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI