BM KARARI ve AMERİKA
Hasan Soner Kırkuşu >

BM KARARI ve AMERİKA

ABD’nin Kudüs ile ilgili kararının ardından Türkiye’nin dönem başkanlığını yaptığı İslâm İşbirliği Teşkilatı (İİT)’nın Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak ilân etmesinin yani adeta Amerika’nın sultasına isyan bayrağı açmasının hemen ardından bu hafta başında da 15 üyeden oluşan Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’ndeki oylama sırasında ABD, Kudüs ile ilgili kararında tekrar yalnız bırakılmıştı.

Trump’ın başkanlığını yaptığı Evanjelist politikalar güden Amerikan yönetimi, anlaşılan bu diplomatik karşı çıkışlardan ders çıkarmamış olacak ki, dün yani 21 Aralık 2017 Perşembe günü toplanan olan BM Genel Kurulu öncesinde kendi kararına karşı çıkacak olan ülkelere tehditler savurmaktan çekinmedi.

Henüz daha BM Genel Kurulu toplanmadan, ABD’nin BM temsilcisi Nikki Haley’in BM üyesi ülkelere gönderdiği mektup aracılığı ile ABD’nin kararını eleştiren ve Mısır’ın sunduğu taslak lehine oy kullananların yani ABD kararının aleyhine oy kullanacakların unutulmayacağını söylemesi ve tehditvari bir şekilde uyarıda bulunması daha öncesinde ne BM tarihinde yaşanmıştı ne de uluslararası diplomaside görülmüş şeydi.

Ancak bu olağan dışı gelişmeye rağmen BM Genel Kurulu 21 Aralık 2017 günü toplandı ve tarihi oylamasını yaptı. Yapılan oylamada BM üyesi 128 ülke, ABD’nin Kudüs ile ilgili kararını geri çekmesini içeren taslağa ‘Evet’ derken 9 ülke bu taslağa ABD’nin kararını destekler mahiyette ‘Hayır’ dedi, 35 ülke ise çekimser kaldı.

Dolayısıyla ABD’ye BM nezdinde bir hafta içinde tekrar tekrar ders verilmiş oldu.

Bu son yaşanan gelişmeler; Soğuk Savaş Dönemi’nin sona ermesiyle birlikte 1990’lı yılların başından itibaren dünyaya demokrasi bahanesi ile sadece ve sadece kan kusturan, küresel hegemonyasını sağlamlaştırmak için her türlü entrikanın tezgâhlayıcısı rolünü oynayan, neredeyse her adım attığı yere kan ve gözyaşından başka bir şey götürmeyen ABD’nin dünya liderliğinin sonuna doğru geldiğinin işareti olarak algılanmalıdır.

BM Genel Kurulu’nda ABD’ye destek veren ve ‘Hayır’ oyu kullanan ABD dışındaki ülkelere bir göz attağımızda da bunu görebiliriz. Bu ülkeler; İsrail, Guatemala, Honduras, Marshall Adaları, Nauru, Mikronezya, Palau ve Togo’ydu.  Bunların arasından İsrail dışında kalanların Dünya üzerinde nerede olduklarını gösterebilecek kaç kişi var sizce.

İşte Amerika’nın bu son durumunu bundan daha iyi tasvir edebilecek bir manzara bence yoktur.

Gelinen bu durumu şöyle de özetlemek mümkündür.

ABD, yıllardır kan gölüne çevirdiği Ortadoğu coğrafyasında boğulmuş kalmıştır. Kendi kazdığı kuyunun içine düşmüş durumdadır. İkiz Kulelerin yıkılmasının ardından El-Kaide’yi takip ediyorum bahanesi ile Afganistan ve Irak coğrafyasında estirdiği savaş rüzgârlarının, Ilımlı İslâm Projesi yalanıyla alttan alta desteklediği ‘Arap Baharı’nın önce nezlesine sonra gribine yakalanmıştır.

Arap Baharı’nın tadını çıkarmak isteyen ABD, çayır çimen gezerek meydanı boş bulmuş bu arada yeri geldiğinde Daeş ile yeri geldiğinde ise Pyd/Ypg ile halaylar çekmiş ancak Kuzey Irak fiyaskosuyla birden bire esen çöl rüzgârlarıyla ‘Bahar Nezlesi’ne yakalanmıştır. Bu nezle Katar ambargosuyla seyrine devam etmiş Kudüs kararının ardından da ne tevafuktur ki en uzun gecenin yaşandığı şu zamanlarda kış ayının henüz başında gribe yakalanmıştır.

Bundan sonra Trump’a karşı kendi iç kamuoyunda da çok iyi gözle bakılmayacağı ortadadır. Verdiği ütopik kararlarla ve takındığı agresif tavırlarla zaten şimdiye kadar bir takım tepkileri üzerine çekmiş olan Trump’ın dış politikadaki hataları da bunda etkili olacaktır. Tüm dünyaya kafa tutmaya çalışması, Pyd/Ypg gibi terör örgütlerine açıktan silâh yardımı yapması, Pyd/Ypg desteğiyle Daeş’li teröristleri güvenli bir şekilde başka bölgelere kaydırması gibi yanlış adımları hem kendinin hem de süper güç ABD’nin prestijinin daha da yok olmasına neden olmuştur.

ABD’nin bu noktadan sonra yeni birtakım stratejiler izleyeceğini de söyleyebiliriz. Dünya liderliğini kaptırmak istemeyeceğini düşünürsek üç kutsal dinin de önemsediği Kudüs kararı dolayısıyla neredeyse tüm Dünya’yı karşısına alabileceğini sanmıyorum.

Bu saatten sonra Trump, Kudüs kararı ile tüm dünyayı karşısına almaktansa İran ve Kuzey Kore gibi ülkeleri hedef tahtasına yerleştirerek tekrar insanlığın kurtarıcısı rolünü oynamaya yeltenecektir. Zaten uzun yıllardır yaptığı gibi bu ülkeleri, uluslararası barışı tehdit eden ülkeler olarak göstermek için elinden gelen her türlü kışkırtmayı yapmaktan çekinmeyecektir. Bu ülkeleri nükleer silâh kullanmaya teşvik ederek buradan kendisine rol devşirecektir.

Türkiye ile olan hesaplaşmasını ise Zarrab davası üzerinden yürütmeye devam edecek, Türkiye’yi İran yanlısı bir ülke olarak göstermeye çalışacaktır. Türkiye’yi uluslararası arenada yalnızlaştırmak için nükleer olarak silahlanan ülkelere destek verdiğimizi iddia edecek ve bunun üzerinden Türkiye’ye ekonomik ambargo uygulanması için girişimlerde bulunacaktır.

Ancak şu var ki; güneşin doğmasına en yakın vakit, karanlığın en zifiri olduğu anın sonrasında olur.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Üniversite öğrencisi trafik kazasında hayatını kaybetti
Üniversite öğrencisi trafik kazasında hayatını kaybetti
Afgan göçmenler için Iğdır’a geçici geri gönderme merkezi yapılacak
Afgan göçmenler için Iğdır’a geçici geri gönderme merkezi yapılacak