BARIŞ PINARI
Hasan Soner Kırkuşu >

BARIŞ PINARI

Türkiye Cumhuriyeti 09 Ekim itibariyle tarihinin önemli denilebilecek bir adımını atmıştır. Barış Pınarı adını verdiğimiz Suriye'nin kuzeyine gerçekleştirdiğimiz bu harekât ile Türkiye sadece ülke sınırlarının güvenliğini sağlamak için değil aynı zamanda bölgenin geniş anlamıyla Ortadoğu coğrafyasının güvenliğini sağlamak hatta dünya huzurunu sağlamak adına çok ama çok önemli bir girişimde bulunmuştur.

Bizim için bu derecede önemli olan bu girişimimiz daha ilk dakikalardan itibaren dünya kamuoyunda bir takım mihraklarca karalanmaya çalışılmaktadır.

Oysa Türkiye bu harekâtı gerçekleştirmemek için elinden gelen her barışçıl adımı atmış mıdır? Elbette atmıştır. Aksini iddia eden ya bilgi yoksunudur ya da art niyetlidir.

Bilgi yoksunu olanları bilgilendirmek kolay ancak art niyetli olanları niyetlerinden vazgeçirmek ise zordur.

Ancak dilimiz döndüğü, aklımız yettiğince anlatmaya çalışmak da boynumuzun borcudur. Ne de olsa imkânsızı başarmaktan vazgeçmek, başarmayı imkânsız hale getirecekse bu noktada bize düşen vazgeçmeden, yılmadan usanmadan gayret etmektir.

Hatırlayalım Ağustos 2016' da başlayıp Mart 2017' de sona erdirdiğimiz harekâtı. Fırat Kalkanı Harekâtından bahsediyorum. Bu harekât sırasında amacımız neydi? Amaç bölgede huzursuzluk kaynağı olan Pkk/Pyd/Sdg denilen emperyalizmin satın alınmış uşakları ile Işid denilen tetikçilerini temizlemekti. Türk ordusu bu uğurda girdiği kahramanca mücadelesinin sonunda El Bab'a kadar inerek 71 askerini şehit verdi, 245 askeri ise gazi oldu.

Zeytin Dalı operasyonumuzu da hatırlatalım. 2018’in Ocak- Mart aylarında gerçekleşen bu harekâtın sonunda ise Afrin'i güvenlik koridorunun içine katan kahraman Türk ordusu 54 şehit vererek Hatay sınırımızdan başlamak üzere Fırat'ın batısına kadar olan coğrafyayı teröristlerden temizledi. 236 askerimiz ise bu harekât sırasında gazi olmuştu.

Ardından İdlib'de bekleyen ve pimi çekilmeye hazır el bombası misâli bir durumla karşı karşıya kaldık. Bunun üzerine 2017 Astana süreci neticesinde oluşturulması plânlanan kontrol noktaları vasıtasıyla Hatay'ın güneyindeki İdlib'in güvenliği sağlanmaya çalışıldı. Aynı yıl başlayan Soçi Zirvesi'ni de unutmamak gerekir.

Anlayacağınız Türkiye Cumhuriyeti gerek diplomatik gerekse askerî alanlarda üzerine düşen her ne varsa, barıştan yana olacak bir biçimde yerine getirmekten hiçbir zaman geri durmadı.

Her yerde ve her zaman hep şunu dile getirdik; Türkiye olarak bölgede akan kanın durmasını, yaşanan katliamın sona ermesini, Suriye'nin toprak bütünlüğünü arzulamaktayız.

Bu niyetimizi her fırsatta dile getirmemize rağmen bir taraftan yurt içindeki diğer taraftan yurt dışındaki bir takım sözde Kürt savunucuları özellikle askerî harekâtlarımızı medya kanallarının ve lobicilik faaliyetlerinin her türlüsünü kullanarak provoke etmeye çalıştı. Bu provokatörlerin iddiaları neydi? İddialarına göre Türkiye, teröristlerle mücadele ve sınır güvenliği bahanesi ile Suriye'nin kuzeyinde Kürt katliamı yapmaktadır.

Bu asılsız ve mesnetsiz iddialara gerekli cevaplar yine diplomatik kanallar, ikili dış temaslar, yabancı basına verilen demeçler yoluyla verildi verilmeye de devam etmektedir.

Türkiye 911 km sınır komşuluğu bulunan Suriye'de attığı her adımın hesabını sonuna kadar haklı ve meşru gerekçelere dayandırmaktadır.

Türkiye herşeyden önce egemenlik haklarını korumak, sınır güvenliğini sağlamak istemektedir ve bu duruma zeval getirecek Suriye'nin kuzeyindeki hiçbir oluşuma da göz yummayacaktır. Sınırımızda, burnunuzun dibinde, gözümüzün içine adeta sokarcasına kurulması plânlanan terör koridoruna, güneyinde parçalanmış bir Suriye'nin oluşmasına, gelecekte Türkiye'den toprak talebinde bulunacağı gün gibi ortada olan sözde bir Kürdistan kurulmasına hiçbir zaman sessiz kalmayacaktır. Sessiz kalması da beklenmemelidir.

Bunları özellikle iki tane daha göçmen alırsam ekonomim çöker korkusu yaşayan, Aylan bebeklerin ölümüne göz yuman Avrupalılara; iki tane daha Meksikalı ülkeme girmesin diye 3 bin 145 km duvar örmeyi göze alan Amerikalılara anlatmak gerekir.

Bugüne kadar terörle mücadele adına herkesle ve her şekilde işbirliğinden kaçınmamamıza rağmen NATO şemsiyesi altındaki ülkeler dahi bizi bu konuda yalnız bıraktılar. Başta ABD olmak üzere İşid'le mücadele bahanesi ile bir başka terör örgütüne destek vermekten kaçınmadılar. Açıktan açığa binlerce tır yüzlerce uçak dolusu silah ve mühimmat yardımı yapmaktan geri durmadılar.

Uluslararası hukukî gerekçelere ve yine evrensel insanî kabul görmüş değerlere göre veremeyeceğimiz hiçbir hesap yoktur. Son başlattığımız 'Barış Pınarı' harekâtının amacı da aynı gerekçelere dayanmaktadır.

Bu harekatın başlamasının hemen dakikasına bizlere ders vermeye çalışanlar dönüp kendilerine bakmalıdırlar.

Bizler tarih boyunca ne sömürdük ne de sömürüldük. Bize hadsiz ve hukuksuz bir şekilde dil uzatanlar önce kendi tarihlerine ve halı hazırda yaptıklarına bakmalıdırlar.

Türkiye'nin, özelinde Suriye genelinde ise bölge ve dünyaya akıttığı bu pınar sayesinde barışa susamış olan dünya nefes alacaktır. Burada Ortadoğu halklarının devlet nizam kültürlerinin yetersizliğine, aşiret mantığına dayalı anlayışlarının bugünlerde yaşananlara sebep olduğuna değinmek istemiyorum. Ancak bildiğim şudur ki tarih tekrar Türk'e bir vazife sunmuştur. Kader bize bu coğrafyaya nizam verme görevini tekrar tevdi etmiştir ne yazık ki. Türk evladı ise bu vazifeden de 'Ya devlet başa, ya kuzgun leşe' demekten de geri durmayacaktır.


DİĞER YAZILAR
İlk Yorumlayan Sen Ol......
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
Trakya Otoyolu 2020'de hizmete girecek
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI
BAŞKAN İNAN TÖRENLE GÖREVE BAŞLADI